Içerik Beslemesi Yorum Beslemesi

Kastamonu Merkez Halaçlı Köyü

orda bir köy var uzakta o köy bizim köyümüzdür

TÜRBELER

Gonderen: Halaçlı Köyü Tarih: 8 Nisan 2009

Karadeniz’in incisi medeniyetin beşiği olarak kabul edilen Kastamonu ilimiz sınırları içerisinde inanılmaz doğa güzelliklerine sahiptir. Dünyaca ünlü valla kanyonu. Zümrüt yeşili uçsuz bucaksız çam ormanları. Dünyanın en uzun en temiz sahilleri. Kaya mezarları. Bir birinden ilginç mağaraları. Selçuklu döneminden kalma Camileri-Medreseleri-Türbeleri-Külliyeleri. Tarihi Hanları-Hamamları-Köprüleri-Çeşmeleri. Anadolu’nun sen yüce bir dağısın diye dillerimizden düşmeyen Ilgaz dağı ve Ilgaz dinlenme ve kayak tesisleri- Tarihi Kastamonu Konakları- Kastamonu’nun her noktasını görebileceğiniz Kalesi. Tarihi Osmanlı Sarayı (Osmanlı Palace Hotel) Her medeniyete beşiklik yapan Kastamonu yöresinde bulunan tarihi eserlerin sergilendiği muhteşem müzesi. Tarihe ayna tutan Kastamonu Hükümet konağı (Valilik binası) Yöresel el sanatları.
Dünyaca ünlü Sarımsağı. At yetiştirme çiftlikleri. Mesire yerleri. Manevi değerleri. En önemlisi sıcakkanlı misafirperver KASTAMONU HALKI.
Kastamonu ilimiz anlatılmaz yaşanır. Yaşamak için görmek gereklidir. İster tarihe şahitlik edin, İster zümrüt yeşili ormanlarda gezinin, İster köylerimizi dolaşıp sıcakkanlı misafirperver köylümüze misafir olun, İster Kastamonu ilimizin zümrüt yeşili ormanlarında doğa ile baş başa kalın.
Dünya’ca ünlü Valla kanyonunda biz gezinti yapın. Karadeniz’in maviliğinde tekne turlarına katılın. Dilerseniz uçsuz bucaksız sahillerimizde denizle kucaklaşın ne yapın edin ama kendinize ve ailenize bu ödülü verin ve Kastamonu ilimizi mutlaka görün. 
Yorumlayan ve Yazan /  Numan Ayanoğlu

 KASTAMONU TÜRBELERİ

 

HZ.Pir Şeyh Şaban-ı Veli:

hazreti_pir

Pir Şaban-ı Velî Hazretleri (k.s.), Kastamonu’nun Taşköprü ilçesinin Gökçeağaç Bucağına bağlı Çakırçayı Köyü’nün Cimdâr Mahallesi’nde dünyaya geldi.Hz. Pir’in doğum tarihi hakkında kesin bilgilerimiz olmamakla birlikte müze kayıtlarında M. 1497 tarihine rastlanmıştır. Ancak bu bilginin yanındaki notta bu tarihin kesin olmadığı ifade edilmiştir. Sefine-i Evliya’da ise doğum tarihinin M. 1499 yılına kaydedilmesi Pir’in 1490′lı yıllarda dünyaya gelmiş olabileceğini gösterir.

Hz. Pir Şaban-ı Velî (k.s.), henüz dünyaya gelmeden babasını kaybettiği için yetim, üç yaşlarında iken annesi vefat ettiğinden öksüz kalır. Daha sonraki hayatı, hayırsever bir hanımın yanında geçer. Bu hanım, Şaban Efendi’yi, manevi evlâtlığa kabul etmekle birlikte tahsilini yapmasında maddi ve manevi yardımlarını esirgemez. Hatta tahsilini tamamlaması için İstanbul’a gönderir.

Hz. Pir, ilk tahsilini Taşköprü’de yapar. Aklî ve naklî ilimleri özellikle Kuran, hadis, tefsir ilimlerinde bilgilerini derinleştirmek için Kastamonu’ya gelir. Ancak memleketindeki tahsille yetinmeyerek ilim ve fazilet diyarı olan İstanbul’a gider ve
tahsilini İstanbul Fatih Medreseleri’nde tamamlar. Öğrenim yıllarında güzel ahlâkı, ağırbaşlılığı ve çalışkanlığı ile hocalarının teveccühüne mazhar olur.

Şaban Efendi (k.s.), zahiri ilimlerle tatmin olmaz ve irfan yolunda kendini irşat edecek bir mürşid-i kâmil aramaya başlar. İstanbul’daki bazı şeyhlere halini arz etmesine rağmen gönlü bir türlü bunlara meyletmeyerek arayış içinde ilahî hidayeti gözlemek yolunu tutar. Bu arada Fatih Medreseleri’nden icazetnamesini de alır. Hocalarının medresede müderris olarak kalma teklifine karşılık, kararını vermek için müddet ister.

O gece istiharesinde bir sesle: “Sılaya dön, sana kurtuluş oradadır!” diye emir verilir. Memleketine dönmek için manen işaret alan Şaban Efendi, hocalarıyla helâlleşerek bir arkadaşıyla birlikte Bolu üzerinden Kastamonu’ya gitmek üzere yola çıkar. Sılaya giderken yol üzerinde bulunan adını ve methini duyduğu Hayreddin Tokadî Hazretleri’ni ziyaret etmek ister.

hz_pir_10Hz. Pir Şaban-ı Velî (k.s.), Tokadî Hazretleri hakkında bazı bilgiler edinmiştir. Bolu’ya yaklaştığı zaman Bolu’dan İstanbul yoluna doğru gitmekte olan iki derviş görür. Karşılaştıktan dervişler:

- Azizimiz Hayreddin-i Tokadî Hazretleri: “Kastamonulu Şaban Efendi, İstanbul’dan dönüyor, onu alın dergâha getirin,” buyurdu. Biz, İstanbul’dan gelen Kastamonulu Şaban Efendi’yi bekliyoruz, derler.

Bunun üzerine Pir Şaban-ı Velî Hazretleri Kastamonulu Şaban benim, der ve iki dervişle Hayreddin-i Tokadî Hazretleri’ nin dergâhına gitmek üzere yola koyulur.

Akşam üstü Tokadî Hazretleri’nin huzuruna varırlar. Yatsı namazlarını tekkede kıldıktan sonra oradaki zikir halkasına katılırlar. Zikir biter, dua ve niyazlarda bulunulur. Ancak Şaban Efendi, bir türlü kendinde kalkacak derman bulamaz. Üç gün bu böyle devam eder ve onlar üç gün dergâhta misafir kalırlar. Üçüncü gün Pir Şaban-ı Velî Hazretleri’nin arkadaşı:

-Üç gündür burada kaldık. Artık destur isteyelim, deyince

Pir Şaban-ı Velî Hazretleri, gözlerinde biriken yaşlan silerek:

-Kardeşim! Onlar, bir zincir-i taifedir. Âşıklar kendi taraflarına ve silsilelerine çekerler. Onların cezbeleri galip geldi. Var, sen güle güle git. Bana burada kalmak göründü, deyip arkadaşını uğurlar.

Tokadî’nin dergâhında kalan Hz. Pir Şaban-ı Velî, Hayreddin-i Tokadî Hazretleri’ne bîat eder. Tam on iki sene Tokadî Hazretleri’nin rahle-i irşadında kalır ve canla, gönülle hizmete talip olur. Nefsini ve ruhunu mürşidi yoluna adar. Sonunda mazhar-ı hilâfet olur. Hayreddin Tokadî Hazretleri, hilâfet duasını yaptıktan sonra ona icazet vererek:

-Sana hilâfet verildi, memleketine dön! İrşat soframızı orada kurarak âşık ve sadıkları irşat edip tarikatı neşrediniz, buyurur.

hz_pir_taciŞeyhi Tokadî Hazretleri’nin emriyle Pir Şaban-ı Velî Hazretleri, Bolu’dan Kastamonu’ya gitmek üzere yola çıkar. Ancak yolda gönlünden: “Kastamonu’ya gitmesine gideceğim, ama halk benden keramet bekleyecektir. Velîlerden keramet beklemek, insanın fıtratında vardır, oysa ben, kendimde böyle bir varlık ve bir güç göremiyorum,” diye geçirir. Sonra arkadaşına :

-Ben, Bolu’ya azizimin yanına geri döneceğim, Kastamonu’ya azizim için gidiyordum, der.

Arkadaşı:

-Şaban Efendi, sana şunu söyleyeceğim: ‘Senin şeyhin Tokadî Hazretleri’nden şüphen var mı? Madem ki, sana irşat görevi verdi, demek ki sen de o yeteneği gördü,’ der.

Bu sözün üzerine Pir Şaban-ı Velî Hazretleri:

-O, ne demektir? Benim şeyhim, ‘Sultanlar Sultanı’ dır. Benim bu konuda ne şüphem olabilir ki? diye cevap verir.

Arkadaşı:

- Peki, öyleyse Kastamonu’ya gitmekte niye tereddüt ediyorsun? Hazret neyi buyurmuşsa sen onu yap, diye arkadaşının lisanından Hayreddin Tokadî Hazretleri konuşur.

Hal böyle olunca Pir Şaban-ı Velî Hazretleri, yoluna devam eder ve 1530 yıllarında Kastamonu’ya varır.

Hz. Pir’in şehre gelişi hakkında pek çok rivayetler söylenir. Bunlardan biri şöyle anlatılır:

O zamanlar Kastamonu’da Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri’nin soyundan İsa Dede vardı. Onun ermişliği halkın dilinde gezerdi. Bir gün İsa Dede, dervişleriyle otururken başını uzaklara doğru kaldırıp:

-Canlar! Bolu yöresinden bir kâmil boyacı geliyor. Varın karşı çıkın, ağırlayın onu, der.

Dervişler, yola düzülürler. Derbent adlı yere kadar yürürler. Ancak ortalıkta bir can göremezler. Az sonra uzaktan yavaş yavaş kendilerine doğru gelen bir hayâl belirir. Yaklaşınca fark ederler. İçlerinden biri Hz. Pir’i yeninden tutar.

-Selâmünaleyküm! Nereden gelip nereye gidiyorsunuz? der.

Hz. Pir:

-Hak ‘tan geldik Hakk’a gideriz, buyurur.

Kalabalık onun Şa ban Efendi olduğunu anlayamaz. İsa Dede’nin söylediği kâmil boyacı bu değil, diyerek geri dönerler.

Bir rivayete göre: Pir Şaban-ı Velî Hazretleri, şehre yakın bir yerde bulunan içi boşalmış bir çınarın gövdesinde halvete girer. Burada ibadet ve taatla meşgul olur.

Aradan üç beş gün geçer. Dervişler, bekledikleri İsa Dede’nin bahsettiği kendilerini irşat edecek o kâmilin, o büyük insanın konuştukları halde tanıyamadıkları yolcu
olduğunu anlarlar. Bir grup Kastamonu’lu, tekrar o yere dönerek çınarın dibine gelir:

-Efendim, biz burada sizin hasretinizle yanıp tutuşuyoruz. Gelin artık, diyerek Şaban Efendi’yi çağırırlar.

Şaban Efendi, davete uyarak halvete girdiği ağacın gövdesinden çıkar ve kendisini çağıranlarla beraber yürümeye başlar.

İşte o zaman günlerce bu seçilmiş insanı bağrında barındıran ağacın ondan ayrılmaya dayanamayarak ardınca gelmekte olduğu görülür. Bu hali görenler, büyük bir heyecan ve hayret içinde kalırlar. Böyle bir durumla karşı karşıya kalan Şaban Efendi de başını hafifçe geriye çevirerek :

-Esrarımızı seninle paylaştıksa sırrımızı faş et, demedik diyerek ağacı durdurur.

Velhasılı pek çok rivayet olmakla beraber bunlar, aklın maverası yani aklın ötesidir. Keramat-ı ilahiyyedir.

seyh_sabani_04Pir Şaban-ı Velî Hazretleri, Kastamonu’ya gelişinin ilk zamanları, Seyyid Sünnetî Mescidi yakınlarındaki Cemaleddin Cami avlusuna iner. Bir süre burada münzevî bir hayat geçirir. Seyyid Sünnetî Mescidi’nde bulunan halvethanelerin birinde erbaine niyet eder ve erbaini tamamlar. Onun kemalatının farkına varan halk, Hz. Pir’in sohbetlerine iştirak eder. Ancak o tarihlerde mescidin şehrin dışında bulunması nedeniyle Şaban Efendi’yi Honsalar Mahallesi’ndeki Honsalar Cami’ne davet ederler. Şaban Efendi, bu camide va’z ve nasihat ve irşat ile meşgul olur. Daha sonra çıkan yangında Honsalar Cami yanar. Camiyi yeniden yaptırmak isteyen dervişlere Şaban Efendi izin vermeyerek: ‘Bu yanıkta bir hikmet vardır,’ buyurur.

Yangının ardından Şaban Efendi, Hisarardı Seyyid Sünnetî Mescidi’ne yakın bir eve taşınır ve irşat görevini Seyyid Sünneti Hazretleri’nin yaptırdığı dergâhta devam eder. Pir Şaban-ı Velî Hazretleri’nin irşadı o dereceyi bulur ki, dâr-ı bekaya erinceye kadar üç yüz atmış halife yetiştirir.

Hz. Pir (k.s.), M. 1569 yılında Hakk’a yürür. Kendi dergâhının bahçesine defn edilir. Şu anda Hz. Pir Külliyesi içinde medfundur. Kabr-i şerifleri, çok müzeyyen olmakla beraber kabrinin etrafında kendinden sonra gelen, ondan fazla azizanın kabirleri, aynı kubbe altındadır.
 

Şaban Efendi (k.s.) kısa sürede Kastamonu halkı tarafından gerek İstanbul medreselerindeki ilm-i zahiriyle gerek tahsilinden sonraki Hayreddin Tokadî Hazretleri’nin yanında gördüğü manevi eğitim ve terbiyenin sonucu safiyete erişmiştir. Yüzlerce derviş kendisinden feyz almıştır.

Hz. Pir hakkında pek çok kitaplar yazılmıştır. Duyulmasını istemediği hâl ve keramatı, birçok kişi tarafından zahir olmuştur. Bunlardan biri, şöyle anlatılır :
Kastamonu’ya varınca bir dergâh açmış, halktan birisi gelip

-Sen ne iş görürsün, demiş?

Pir Şaban-ı Velî Hazretleri:

-Kalp kalaylarım, diye buyurmuş.

Vatandaş, onu kap kalaylarım diye anlamış ve evine gidip bir çuval bakır kap getirerek:

-Şunları kalaylayıver, demiş.

Pir Şaban-ı Velî Hazretleri:

-Biz kalp dedik, ama sen kap anlamışsın. Neyse zahmet etmişsin, getirmişsin. O işi de görüverelim. Yarın gel, al demiş. Ertesi günü çuvalın ağzı bile açılmadığı halde çuvalın içindeki kapların pırıl pırıl olduğu görülmüş.

ŞEYH ŞABAN-I VELİ KÜLLİYESİ:

Shz_pir_9eyyid Sünneti Efendi tarafından 1490 Miladi yılından önce vücuda getirilmiştir. Külliye bünyesinde cami, türbe, dergah, kütüphane, asa suyu ve şadırvan ile dergah evleri mevcuttur. Vakıflar İdaresine tescillidir.

Dergah Evleri: Cami ile aynı tarihlerde caminin banisi tarafından yaptırıldığı tahmin edilen dergah, 1261/1845 yılında Sultan Abdülmecid’in emriyle Kastamonu Kaymakamı Salih Ağa tarafından esaslı şekilde tamir edilmiş, alt yapılar yenilenmiş ve ihata duvarıyla külliye çevrilmiştir. Günümüze ulaşan iki konak ve ortasındaki müze binası 1318/1900 yılında Azdavaylı Mahmut Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Müze olarak kullanılan ortadaki binada Hz. Pir şeyh Şaban – ı Veli’ nin özel eşyaları, dini – tarikat eşyaları ile Kastamonulu hattatlara ait hat eserleri sergilenmektedir.

Camii: Seyyid Sünneti Efendi tarafından 1490 Miladi yılından önce yaptırılmıştır. Caminin ilk şekli bilinmemektedir. 988/1580 yılında Sultan 3. Murad’ın hocası ve mürşidi Şuca Efendi, Seyyit Sünneti Efendi mescidini genişleterek bugünkü haliyle camiyi yaptırmıştır. Cami, 1702, 1748 ve 1950 yıllarında tamir görmüştür. İbadete açıktır.

Türbe: Ömer Kethüda ve Ulema ile Halk tarafından 1020 / 1611 yılında yaptırılmıştır. Sultan Ahmed’in şehzadesi Sultan Osman zamanında Ömer Kethüda yapımına başlamış, ancak yersiz harcama ve israf bahanesiyle Nasuh Paşa tarafından idam edilince inşaat yarım kalmıştır. İki yıl sonra ulema ve halkın katkıları ile tamamlanmıştır. Türbeye doğu tarafından açılan tali kapı, Vezir Kurşuncu zade tarafından 1028/1618 yılında yaptırılmış ve harem denen bir bölüm eklenmiştir.

Kütüphane: Türbe ile aynı tarihlerde yapılmıştır. Dolayısıyla banisi de türbenin banileri olmalıdır. Günümüzde alt katı ibadethane, üst katı ise dernek odası olarak kullanılmaktadır.

Asa Suyu: Mehmet Feyzi Efendi: “ Nuh Tufanı’nda Cebrail (A.S.) Kabe civarından dört avuç toprak alarak dünyanın dört ayrı yerine atmıştır. Bu yerlerden birisi de Hz. Pir civarıdır. Nitekim bölgenin taşlık yapısı Mekke kayalıklarına benzediği gibi ASA SUYU’ nun tad ve kokusu da ZEMZEM ile aynıdır” demiştir.

Şadırvan: Fatma Hanım tarafından 1318 / 1900 yılında yaptırılmıştır. 1318 yılının Recep ayının ilk gününde yaptırıldığı rivayet edilmektedir.

Benli Sultan Türbesi (Merkez)

Kastamonu ilimiz Manevi değerleri ile ünlü bir şehirdir 17.000 evliyanın yattığı rivayet edilmektedir. Birçok ilimizde ve köyümüzde Selçuklu ve Osmanlı döneminden kalma vakıfların kaydında olmayan türbelerimiz ve tarihi camilerimiz mevcuttur.
Kastamonu ilimizin en çok ziyaret edilen türbeleri arasında yer alan (Hz.Pir Şeyh Şaban-ı Veli) Benli sultan -  Aşıklı sultan – İsmail bey ve Atabey türbeleridir.
 
Kastamonu il merkezine 18 km. uzaklıktaki Ahlat köyü’nde (Lat Köyü) Benli Sultan Mahallesi’nde bulunan bu türbe, Yavuz Sultan Selim döneminde yaşamış Mutasavvıf Benli Sultan için yaptırılmıştır.
 
Türbe moloz taştan yapılmış olup, duvar örgüsünde yer yer tuğlaya rastlanmaktadır.
Türbe kare planlı olup, üzeri kubbe ile örtülüdür.

Şeyh Şaban-ı Veli Türbesi (Merkez)
 
hz_pir_4Kastamonu Mustafa Fakih Mahallesi’nde bulunan bu türbe Şeyh Şaban-ı Veli Camisi yanındadır. Şeyh Şaban-ı Veli Sultan III.Murat’ın hocası Şücaüddin Efendi’dir. Şeyh Şaban-ı Veli Kastamonu’da Halveti Dergahını kurmuştur.
 
Türbenin yapımına 1576’da başlanmış, 1612’de Derviş Ömer tarafından tamamlanmıştır.
Türbe, moloz taştan kare planlı bir yapı olup üzeri sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür.
Türbe içerisinde 16 sanduka varsa da Şeyh Şaban-ı Veli dışındakilerin kim oldukları bilinmemektedir

 

 

Benli Sultan Türbesi:

 benlisultan_1benlisultan_51benlisultan_2benlisultan_10

Asıl adı Mehmet Muhyiddin olan benli sultan yanağında büyükçe bir ben bulunduğu için Benli Sultan lakabıyla tanınmıştır. Doğum yeri hakkında  kesin bir bilgi yoktur.
H.900/M. 1500 yılları başında buraya yerleşerek II Bayezid ve Yavuz sultan Selim dönemlerinde ile Kanuni sultan Süleyman saltanat yılları başına kadar yaşadığı bilinmektedir.
benlisultan_6Rivayete göre Benli Sultan  buraya geldiği zaman şimdiki türbenin güneydoğu köşesindeki derenin başında bulunan büyük bir ağacın kovuğunda riyazata çekilmiş bu ağacın kovuğunda 7 sene çile çıkarmıştır.
Gölgesinde çile çıkardığı ağacın altına yakın bir yerde asasını toprağa vurarak Allah’ın hükmüyle gayet leziz bir su fışkırmıştır “Asa suyu”
Henüz ağaçların çiçek açmasına 20 gün varken Benli sultan Hazretlerinin altında oturup çile doldurduğu mübarek ağaç vaktinden evvel çiçek açarmış.
Velilik ikliminin şahı olan benli sultan’ın fermanına vahşi,ehli bütün hayvanlarla konuşur cinler ve insan gibi bütün yaratıklar Benli Sultanın birer komşusu olarak çevresinde toplanmışlardır.
Yaşadığı dönemlerde kendisi gibi manevi bir sultan olan Hz.Pir Şeyh Şaban-ı Veli ile görüşmüş  ve halkın dini ve tasavvufi açısından eğitilmesinde çok büyük katkıları olmuştur.
Yetiştirdiği maneviyat erleri Osmanlıların hükümran olduğu her yerde ondan aldıkları feyizle irşad hizmetini yürütmüşlerdir.
Kanuni Sultan Süleyman döneminin meşhur vezirlerinden Kastamonulu Şeyh Muharrem efendi bunlardan biridir.
Benli Sultanın türbesinde toplam on adet sanduka vardır. Türbedeki sandukalardan birisi de oğlu Mehmet efendiye aittir.Miladi 1842-1882 tarihleri arasında Benli sultan külliyesinde Mehmet Şani efendi şeyhlik yapmış türbenin çardak kısmındaki büyük sanduka bu zata aittir.
Türbenin iç kısmında bulunan diğer bir sanduka demirci ustası ve Benli sultanın müritlerinden Mehmet efendiye aittir.
Benli sultan Külliyesi cami,mutfak,misafirhane ve türbeden müteşikkildir.

 

 

Aşıklı Sultan Türbesi (Merkez)

asiklisultan_4Kastamonu Kalesi’nin yakınında bulunan bu türbenin, Kastamonu’nun fethi sırasında şehit düşerek aynı yere gömülen bir kumandana ait olduğu sanılmaktadır.

Bu türbe bazı araştırmacılar tarafından Eyvan Türbe olarak nitelendirilmiştir. Büyük olasılıkla da bu türbe bir medreseden günümüze gelebilen bir bölümdür.

Türbe iki katlı olup, mimari üslubundan XII.-XIII.yüzyıl Selçuklu yapısı olduğu sanılmaktadır. Kesme taştan yapılmış olan türbenin mumyalık kısmında beş kişi gömülüdür.
asiklisultan_3Aşıklı Sultan Türbesi: Kastamonu kalesi içinden açılan kemerli tünellerinden birinin kale kapısına kadar uzandığı tarihi bir gerçektir. Selçuklu devleti Kastamonu ve kalesini Bizanslılardan almak için Kale kapısı girişini kuşatan Türk kuvvetlerinin kumandanı Aşıklı Sultan’ın zehirli bir okla şehit edildiği bilinmektedir.
Aşıklı sultan türbesinin bulunduğu binanın sanat tekniğinden de anlaşıldığı gibi Selçuklu sanat örneği olan taşlarla kemerli şekilde yapılmıştır. Bina içine şehit düştüğü yere Selçuklular Aşıklı Sultanı geleneklerine göre sanduka içinde defnetmişlerdir.
Aşıklı Sultanın günümüze kadar bozulmadan durabilen mübarek naşı ile yalnız bir şehit değil ulu bir zat olduğu Osmanlı devrinde büyük bir yangında türbe ve müştemilatı hasar gördüğü halde kendisine ait menkıbelerde zamanın mülkiye amirine binanın yanmakta olduğunu kendisinin de yanma tehlikesinde olduğunu uykuda olan mülkiye amirini rüyasında ikaz ederek kurtarılmasını istemekle türbeyi ve kendisini yanmaktan kurtarmış olması aşıklı sultanın Allah’ın sevgili kulu olduğunun bir kanıtıdır.
asiklisultan_2Yangın geçiren Aşıklı sultan türbesini hakkında Nakledilen: Adamın biri bir dileğinin gerçekleşmesi için Aşıklı sultana bir adakta bulunur.Ama dileği bir türlü gerçekleşmez.Sonunda türbeye giderek seni bana sultan dediler her hacete erişir her her muradı görmüşsün sana adak adadım hiç yararını görmedim seni yakayımda sultanlığını gör diyerek türbeyi ateşe verir ve oradan kaçarak uzaklaşır. Ateşler içerisinde kalan türbe o zamanın (Mülkiye amiri) Valisinin rüyasına girer ve yanıyorum beni kurtar der. Vali korku ile uyanır rüya der ve tekrar yatar. 2.ci ve 3.cü  sefer aynı rüyayı görünce korku ile uyanıp orada yangın olduğunu soruşturup öğrenince görevlilere haber verip oradaki yangının söndürülmesini sağlar. Yangın söndürüldükten sonra tabutun yarısının ve mevtanın ayak kısımlarının yandığı görülür. O sırada yangın çıkartan vatandaşında bulunduğu yerde öldüğü rivayet edilmektedir.
Aşırı yağan yağmur sonucunda Şeyh Şabanı Veli dergahının güneyindeki dereye azgın sel gelir. Bahçe ve bina ihata duvarını yıkıp bir kısmını yıkar. Burada yatan Şeyh Sünneti hazretlerinin sanduka içindeki kabrini sel suları ortaya çıkarmış. Açığa çıkan kabri halk görmüş selin sakinleşmesiyle dergahın şeyhi Bolulu İbrahim Şevki efendi Şeyh Ata efendinin yerine vekalet ederek Şeyh Sünneti Hazretlerinin ortaya çıkan sandukasını açmış. Şeyh Sünneti Hazretlerinin sanduka içinde sırt üstü uzunlamasına  değil de dizlerini bükmüş ayaklarını çekmiş olarak yattığını görmüş. Bu sırrı çözmek için usulü erkanı,ile dualar okuyup rüyaya  yatmış. Uykusunda Şeyh Sünneti Hazretleri derki ben ulu bir bilgin büyük veli Şeyh Şabanı Veli hazretlerine karşı ayaklarımı uzatıp yatamadığım için çektim kıyamet günü yüce Allah beni bu içten saygımla haşredecektir. Nasıl ki Aşıklı Sultan,ı ateş yakıp kül edemediyse beni de rabbim sele suya verme di “demekle Aşıklı Sultan şahadet şerbetini içmiş şehitlik rütbesine nazhar olmuş kişidir.

Ata Bey Türbesi (Merkez)

Kastamonu Atabey Mahallesi’nde, Çobanoğulları döneminde 1273’te yapılan Atabey Camisi’nin yanında bulunan türbenin yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir.

Türbe moloz taştan ve tuğladan yapılmış olup, dıştan silindirik, içten de sekizgen planlıdır. Üzerini örten ahşap kubbesi kurşunla kaplıdır. Türbe içerisinde Kastamonu Fatihi Muzafferiddin Atabey’den başka kızı ile Kırkkızlardan bir şehidin mezarı bulunmaktadır.
Türbe, dıştan silindirik, içten de sekizgen kenar­lı olup,kurşun kaplı basık bir kubbe ile örtülüdür.İçerisinde üç adet ahşap sanduka mevcuttur.Türbenin kuzeyinde bir kapı,doğu ve güneyinde ise birer pencere bulunur.Kapı,yuvarlak kemerlidir.Pencereler ise dikdörtgen formlu olup,kesme taşlarla çerçeveli ve demir parmaklıklıdır.

Tuğla türbenin doğu ve güneye bakan birer penceresi ile kuzeyindeki kapısının da orijinal olmadığı muhakkaktır.Gerçekten de,kalan izlerden anla­şıldığı üzere,vaktiyle yeşil renkli sırlı tuğlaların basamak şeklinde dizilme­siyle meydana gelen bir işçilikle inşa edilen türbenin,doğu ve güney yüzünde tuğlaların aniden kesilip,buralara kesme taşlarla çerçevelenmiş demir parmak­lıklı pencerelerin yerleştirilmiş olması bunların sonraki devirlerde yapıldıklarının açık bir işaretidir.Esasen,buradaki pence­relerin benzerleri, caminin cephelerinde de görülür.
 
Yüzölçümü yaklaşık 15 metre karedir. Türbede üç adet tahta sanduka vardır. Üzeri örtülü yüksek ve daha büyük olanının Kastamonu’nun fatihi Atabey’e ait olduğu rivayet edilir. Fakat bunun hangi Atabey olacağı hususu meçhul; Atabey’in, Muzafferüddin Yavlak Arslan olması ihtimali kuvvetlidir. Sandukanın üzerinde eğri bir kılıç ile düğümlü uzunca bir asa vardır. Merkadin yanında Atabey’in kzılarına ait olması muhtemel iki küçük sanduka daha vardır ki, toplsm üç mezardır. Atabey Gazi’nin türbesinde, cesedi yanında kalenin kilidinin asılı olduğu rivayet edilir. Türbenin üzerinde daha sonraki yıllarda yazılarak asıldığı anlaşılan şu levha bulunmaktadır.”Selçuklu Devlet adamlarının en büyüklerinden Beldenin Fatihi Atabey Gazi Hazretlerinin Türbe-i şerifesidir.”

Atabey Camii haziresinde gömülü olan mezarlardan bir kısmı daha sonra Uluoğlu soyadını alacak Şemsizade ailesine, bir kısmı dervişan ve muhibbana, bir kısmı da muhtemelen vasıyyetle veya manevi bir yardım niyazıyle gömülenlere aittir. Bu taşların bazılarının sahipleri, Şemsizade Hacı Ahmed Beyin hanımı Tuti Aliyye Hanım, Altıkulaçzade kızı Rahime Hatun, Altıkulaçzade’nin oğlu Mehmed Bey, Şemsizade Ahmed Bey, Şemsizade Abdi Bey, Tarik-ı aliye-i Bayramiyye salikelerinden Fatma Hanım, Şemsizade Hacı Abdi Beyin mahdumu Mehmed Bey, Şemsizade Ahmed Rıza Bey, Şeyh Şemsizade Rıza Bey’in kızı Fa’ika Hanım, Şemsizade Ömer Bey’dir.
 
 

İsmail Bey Türbesi:
Kastamonu il merkezinde, İsmail Bey Mahallesi’nde, Şeyhinşah kayası diye tanınan tepe üzerindeki Candaroğulları’nın sonuncusu İsmail Bey’in (1443-1460) Türbesi, yaptırmış olduğu külliyenin bir bölümünü oluşturmaktadır. Türbe 1460 yılından önce yapılmıştır. Kitabesi bulunmamaktadır.

Caminin kuzeybatısında bulunan türbeyi, Candaroğlu İsmail Bey kendisi ve yakınları için yaptırmıştır. Ancak, Fatih Sultan Mehmet tarafından Filibe’ye gönderildiğinden buraya gömülememiştir. Bu nedenle de kapısı üzerindeki kitabe yeri boş bırakılmıştır.

Türbe kesme taştan 9.80×9.80 m. ölçüsünde kare planlıdır. Üzeri sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Silmeler ile dikdörtgen çerçeve içerisine alınan giriş kapısının köşeleri duvara yapışık küçük sütunlarla yumuşatılmıştır. Giriş kapısı basık kemerlidir. Türbe duvarlarında birer dört köşe pencere ile kubbe kasnağında da dört küçük mazgal penceresi bulunmaktadır. Türbe içerisinde on bir mezar bulunmaktadır. Bunlardan beşi, Seyyid Alaaddin, Mevlana Safiyuddin, Emir İshak Bey, Aşre Hatun ve Azade Hatun’a aittir. Diğer mezarların kitabeleri bulunmamaktadır.

 
Karanlık Evliya Türbesi (Merkez)

Kastamonu İbn-i Neccar Mahallesi’nde bulunan bu türbenin Çobanoğulları dönemi hükümdarlarından Hüsameddin Çoban’a ait olduğu sanılmaktadır. Kitabesi bulunmamaktadır.

Kastamonu’nun en eski türbelerinden olan bu türbe, kesme taştan sekizgen planlı ve iki katlı yapılmıştır. Türbe içten çift cidarlı kubbe ile, dıştan da sekizgen piramidal bir külah ile örtülmüştür.

Kastamonu Devri Türk Mimarisi ve Şehir Dokusunun Gelişimi’ isimli çalışmasında Karanlık Evliya türbesinden söz ederken, yapının 13.yüzyıla ait olması gerektiği düşüncesini ileri sürer. Aynı adlı sokakta aynı ismi taşıyan bir mescitle birlikte yer alan türbe mumyalık ve üst kattan oluşan sekizgen planlı bir yapıdır. V.G.M.tarafından 1966 yılında 1975-1977 yılları arasın­da, 1979′da ve 1981′de olmak üzere çeşitli kereler onarılmış;bu sırada merdiven basamakları ile taş kaplamaları yenilenmiş olan yapının içindeki tek sandukada Çobanoğullarından Hüsameddin Çoban veya Candaroğullarından bir hükümdarın yatmakta olduğu ileri sürülmekte ise de, bu konuda kesin bir bilgi yoktur.
Bununla birlikte, menkıbe türbede yatan zatı devlet adamı olmaktan çok bir evliya olarak kabul eder. Zekiye Çağımlar’a görehayattayken kalabalık içine karışmayan ve yüzünü kimseye göstermeyen bu kişinin Cuma günleri namaz kıldıracağı zaman da camiye yüzünde siyah bir örtü ile gelip, namazı öyle kıldırdığı anlatılır. İşte yüzündeki o siyah örtüden dolayı kendisine Karanlık Evliya dendiğine inanılmaktadır. İsimle ilgili bir başka inanış da türbenin taş yapısının siyahlaşmış oluşundandır. Çevre sakinlerinin söylediklerine göre, türbe zamanında bir yangın geçirir, Yapı taş bina olduğu için türbe yanmaz ama taşları alevlerden dolayı kararır. Bu sebeple, burada yatan evliyaya Karanlık Evliya denmiştir. Bir başka inanışa göre de ışık alacak penceresi olmadığı için içerisinin karanlık olmasından dolayı bu ismin türbeye verilmiş olduğudur .
Hakkında yazılı kaynaklarda bilgi bulunmayan evliyanın mahalle halkını her türlü kötülükten koruduğuna inanılmaktadır . 
 
 
 
Şeyh Musa Türbesi (Taşköprü)

Kastamonu Taşköprü ilçesinin kuzeyinde, Kornapa Köyü’nde bulunan Şeyh Musa Türbesi’nin ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamıştır. Giriş kapısının sağındaki kitabede Kuran’dan alınma bir ayet yazılıdır. Bu ayetten sonra “Şekur Oğlu Zâde Emin Ağa 1250 (1834)” yazılıdır. Ancak bu ismin ne amaçla ve türbeyle bağlantısının ne olduğu anlaşılamamıştır. Ayrıca türbe içerisindeki mihrapta bir başka kitabe daha bulunmaktadır. Bu kitabede,

”Nasrun minallahi ve fethun karib ve başşir
El-mü’minine ya Muhammed, Vakafe Haz
El-ayn Detlu Hatun ahade aşare semanimiye” yazılıdır.

Ancak bu kitabe buraya ait olmayıp, 1408 yılında yapılmış bir çeşme kitabesidir. Bu kitabe sonradan çeşmeden alınarak buraya konulmuştur.

Türbe moloz taştan yapılmış olup, üzeri harçla sıvanmıştır. Mimari yönden herhangi bir özellik taşımamaktadır.

Yavaşça Sultan Türbesi (Taşköprü)

Kastamonu Taşköprü ilçesi, Akdoğan Tekkesi Köyü’nde bulunan bu türbenin, Horasan erenlerinden İsa Bey Zâde’ye (Yavaşça Sultan) ait olduğu kitabesinden öğrenilmektedir. Yavaşça Sultan 1484 yılında ölmüştür. Türbenin de aynı tarihte yapıldığı sanılmaktadır.

Türbe moloz taştan yapılmış, üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Mimari yönden son derece basit bir yapıdır. Türbe içerisinde Yavaşça Sultan’ın mezarından başka bir sanduka daha bulunmakta olup, bunun kime ait olduğu bilinmemektedir.

Yumacık Köyü Türbesi (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesi, Yumacık Köyü’nde bulunan türbenin Sultan Abdülmecit’in eşine ait olduğu ileri sürülmektedir. Türbe 1905-1907 yılları arasında Muhammet Sami Ahireddin Efendi tarafından onarılmıştır.

Türbe moloz taştan yapılmış olup, orijinalliğinden oldukça uzaklaşmıştır.

Haracoğlu Türbesi (İhsangazi)

Kastamonu İhsangazi ilçesinde, İsalar Mahallesi’ndeki Haracoğlu Türbesi’nin Horasanlı Şeyh Saadeddin-i Haraci’ye ait olduğu sanılmaktadır. Türbenin ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Ayrıca Şeyh Sadettin Haraci’nin burada yaptırdığı dergah ve diğer yapılardan günümüze hiçbir iz gelememiştir.

Türbe taş duvarlı bir bahçe içerisinde, tuğladan çokgen planlı yapılmış, üzeri çatı ile örtülmüştür. Mimari yönden bir özelliği bulunmayan bu türbe yakın tarihlerde yeniden yapılmıştır.
Kurt Şeyh Türbesi (Devrekani)

Kastamonu Devrekâni ilçesi Kurt Şeyh Mahallesi, Tekke Sokak’ta bulunan bu türbe Nakşibendi tarikatının kurucularından Kurt Şeyh ismi ile tanınan İbni Esşeyh Kurt Dede’ye aittir.

Kastamonu Valiliği’ndeki bu şeyh ile ilgili bir belgede 1028 (1618) tarihi bulunmaktadır. Buna dayanılarak türbenin XVII.yüzyılın sonlarına doğru yapıldığı sanılmaktadır.

Moloz taştan yapılan türbe değişik dönemlerde onarım görmüş ve mimari yönden özelliğini yitirmiştir.

Adil Bey Türbesi (Merkez)

Kastamonu Terzi Köyü’nde bulunan Adil Bey Türbesi’nin yapım tarihi bilinmemektedir. Bununla beraber Candaroğlu Adil Bey’in 1345-1361 yıllarında hükümdarlık yaptığı göz önüne alınırsa, türbenin de 1361’deki ölümünden sonra yapıldığı sanılmaktadır.

Türbe kesme taştan iki katlı bir yapıdır. Duvar örgüleri arasında yer yer tuğla dizileri bulunmaktadır. Alt katı kare planlı, üst katı dıştan yedi köşeli, içten de silindirik gövdelidir. Türbenin üzeri içten kubbe, dıştan da sivri bir külah ile örtülmüştür.  Alt katında 6 tahta sanduka vardır. Sandukaların içinde iskeletler durmaktadır.Kıble tarafındaki sandukada bulunan cesedin kefeni bile solmamış, eti ve kemiği ile kamilen mevcuttur. Türbedeki zatların kimlikleri bilinmiyor. Ancak, Candaroğlu Adil bey’ in bu türbede medfun olduğu kesindir.1980 yılında Vakıflar, 1997 yılında da Kültür Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir.
 

Hepkebirler Türbesi (Merkez)

Kastamonu’da bulunan Hepkebirler Türbesi’nin ne zaman yapıldığı ve kime ait olduğu kesinlik kazanamamıştır. Türbe içerisinde gömülü olan şahsın, Eyüp El Ensari (Eyüp Sultan) ile İstanbul’un fethine katılmak için yola çıkan Kays-ül Hemadani Asgar olduğu söylenmektedir.

Türbenin mimari yönden herhangi bir özelliği bulunmamaktadır. Dikdörtgen planlı kesme taştan yapılmış olan türbenin üzeri çatı ile örtülüdür.

Müfessir Alaüddin Türbesi (Merkez)

Kastamonu Kale Kapısı Semtinde, bir tepe üzerinde bulunan bu türbenin, Candaroğlu Hükümdarı Şemsettin Yaman Candar tarafından 1289 yılında yaptırıldığı vakıf kayıtlarından öğrenilmektedir.

Müfessir Alaüddin, Belh veya Buhara’dan gelmiş bir tefsir alimi olarak tanınmaktadır. Müfessir Alaüddin’in Farsça bir tefsir kitabında doğru olmayan hadisleri incelemiş ve onları reddetmiştir.

Türbe moloz taştan yapılmış, üzeri de ahşap bir kiremitli çatı ile örtülmüştür.

Hatun Sultan Türbesi (Merkez)

Kastamonu Kırkçeşme Mahallesi’nde bulunan bu türbe, Sultan Çelebi Mehmet’in kızı Hatun Sultan için 1436 yılında yapılmıştır. Hatun Sultan aynı zamanda Fatih Sultan Mehmet’in halası, Candaroğlu İbrahim bey’in de eşidir.

Türbe, kesme ve moloz taştan kare planlı olarak yapılmış, üzeri de basık bir kubbe ile örtülmüştür.

Şeyh Mehmet Efendi Türbesi (Merkez)

Kastamonu il merkezine 18 km. uzaklıktaki Hacı Veli Köyü’nde, Şeyh Mahallesi’ndeki bu türbe, Şeyh Şaban-ı Veli’nin halifesine aittir. Türbe 1662 yılında yapılmıştır.

Kesme taş ve tuğladan yapılan türbede Şeyh Mehmet Efendi ile eşi ve oğlu gömülüdür. Türbenin yanında cami ve bir de imaret olduğu sanılmaktadır.

Şeyh Mustafa Türbesi (Merkez)

Kastamonu Kırkçeşme Mahallesi’nde, Selçuk Sokak ile Kırkçeşme Caddesi’nin kesiştiği köşede bulunan türbe, 10.91×9.25 m. ölçüsünde moloz taştan yapılmış ahşap çatılıdır. Zamanla harap olmuş ve yıkılmıştır.

Türbe içerisinde Şeyh Mustafa’nın yanı sıra 14 sanduka daha bulunmaktadır.

Abdal Hasan Türbesi (Taşköprü)

Kastamonu Taşköprü’ ilçesinin güneyinde Abdal hasan Köyü’nde bulunan bu türbede gömülü olan Abdal Hasan’ın kim olduğu bilinmemektedir. Eski tapu kayıtlarında bu köyün ismi Totaş olarak geçmekte, buradaki dergahın şeyhlerinden birinin Muhammed Veledi Veli Dede, diğerinin de Muzaffer bin Seydi olduğu yazılıdır. Ayrıca bu tapu kayıtlarında Sultan Beyazıt döneminde burada bir zaviye yapıldığı da belirtilmiştir. Ancak bu padişahın Yıldırım Beyazıt mı yoksa Sultan II.Beyazıt mı olduğuna açıklık getirilmemiştir.

Türbe moloz taştan yapılmış duvar örgüsüne yer yer tuğla hatıllar yerleştirilmiştir. Türbe 5.00×5.00 m. ölçüsünde kare planlı olup, üzeri çatı ile örtülüdür. Basit bir girişi olan türbe kapısının solunda bir onarım kitabesi bulunmaktadır:

“Feth-i bab et gir içeru
Kıl namazı et tazarru
Rabbine eyle niyazı”
            
Bu sayfa Kastamonu Türbelerini  tanıtmak amacıyla Numan Ayanoğlu tarafından düzenlenmiştir.