Içerik Beslemesi Yorum Beslemesi

KANYONLAR

Gonderen: Halaçlı Köyü Tarih: 9 Nisan 2009

Karadeniz’in incisi medeniyetin beşiği olarak kabul edilen Kastamonu ilimiz sınırları içerisinde inanılmaz doğa güzelliklerine sahiptir. Dünyaca ünlü valla kanyonu. Zümrüt yeşili uçsuz bucaksız çam ormanları. Dünyanın en uzun en temiz sahilleri. Kaya mezarları. Bir birinden ilginç mağaraları. Selçuklu döneminden kalma Camileri-Medreseleri-Türbeleri-Külliyeleri. Tarihi Hanları-Hamamları-Köprüleri-Çeşmeleri. Anadolu’nun sen yüce bir dağısın diye dillerimizden düşmeyen Ilgaz dağı ve Ilgaz dinlenme ve kayak tesisleri- Tarihi Kastamonu Konakları- Kastamonu’nun her noktasını görebileceğiniz Kalesi. Tarihi Osmanlı Sarayı (Osmanlı Palace Hotel) Her medeniyete beşiklik yapan Kastamonu yöresinde bulunan tarihi eserlerin sergilendiği muhteşem müzesi. Tarihe ayna tutan Kastamonu Hükümet konağı (Valilik binası) Yöresel el sanatları.
Dünyaca ünlü Sarımsağı. At yetiştirme çiftlikleri. Mesire yerleri. Manevi değerleri. En önemlisi sıcakkanlı misafirperver KASTAMONU HALKI.
Kastamonu ilimiz anlatılmaz yaşanır. Yaşamak için görmek gereklidir. İster tarihe şahitlik edin, İster zümrüt yeşili ormanlarda gezinin, İster köylerimizi dolaşıp sıcakkanlı misafirperver köylümüze misafir olun, İster Kastamonu ilimizin zümrüt yeşili ormanlarında doğa ile baş başa kalın.
Dünya’ca ünlü Valla kanyonunda biz gezinti yapın. Karadeniz’in maviliğinde tekne turlarına katılın. Dilerseniz uçsuz bucaksız sahillerimizde denizle kucaklaşın ne yapın edin ama kendinize ve ailenize bu ödülü verin ve Kastamonu ilimizi mutlaka görün.
Yorumlayan ve Yazan /  Numan Ayanoğlu

 

Valla Kanyonu
Batı Karadeniz Bölgesinde (Bartın,Kastamonu, Sinop), denize paralel olarak uzanan Küre Dağları yaklaşık 250 km uzunluğunda bir dağ sistemidir. En yüksek noktası İnebolu’nun güneydoğusundaki Yaralıgöz Dağı (2,019 m)’dır. Küre Dağları Milli Parkı (KDMP), bu dağ sisteminin batı ucunda, Karadeniz kıyısındaki Kurucaşile ve Cide ilçelerinin güneyi ile Pınarbaşı ve Ulus ilçelerinin kuzeyi arasında yer almaktadır.

valla_1KDMP’da oluşan aşınım yüzeyleri, ‘karstik’ yüzey şekillerinin olağandışı örneklerini yaratmıştır. Kanyonlar, mağaralar, dolinler, şelalelerden,vb oluşan yüzey şekilleri ile karışık ormanlardan oluşan bitki örtüsü eşsiz doğal peyzajlar ortaya koymaktadır.

Çok sayıdaki kanyonların en büyüğü olan Valla Kanyonu 12 km’lik uzunluğu ve 1,200 m’yi aşan dik duvarları ile dünyadaki en büyük örnekleri arasındadır. Ilgarini başta olmak üzere çok sayıda irili ufaklı mağara da görenleri hayrete düşürecek niteliktedir.

 Kastamonu’nun Pınarbaşı İlçesi Muratbaşı köyü sınırları içerisinde bulunan Valla Kanyonu’nun ilçeye uzaklığı 26 km’dir. Muratbaşı Valla mahallesine kadar stabilize, Kanyona kadar olan 1.5 km’lik kısmı ise orman içi patika yoldur. Valla Kanyonu, Devrekani Çayı ile Kanlıçay’ın birleştiği bölgeden başlamakta olup, Cide ilçesi istikametinde 12 km uzunluğunda, yan duvar kayaların yüksekliği yer yer 800-1200 metreye ulaşan, girişi son derece zor olan ve Muratbaşıköyü Valla mahallesinin altından orman içi 1.5 km’lik yolculuktan sonra bu iki çayın birleştiğ yerden seyredilebilmektedir. Bu Kanyonda bulunan sarp kayalıklar kartal, akbaba, atmaca, doğan ve diğer tüm yabani av hayvanlarını bünyesinde barındırmaktadır. Kanyon girişine yakın olan Bakacak kayasının üzerine çıktığınızda. Bir yanda Pınarbaşı ve Azdavay’dan gelen Devrekani çayı, bir yanda da Kanlı çay akmaktadır. Kavuştukları noktadan ise sola dönüp derin kayaların arasından kıvrılarak Cide’ye doğru yol almaktadır. Kanyonun içi profesyonel ya da yerel rehber ve uygun ekipman olmadan asla geçilemez.

VALLA KANYONU GÜNLÜĞÜ

05.08.2005 günü saat 21.00 sıralarında İstanbul’dan 4 kişilik ekibimizle yola koyuluyor.Gece yarısı 03.00 sıralarında Karabük’e ulaşıyoruz. Burada Ali İhsan’ın dağ evinde konaklayıp sabah kanyon maceramıza başlamak üzere güzel bir kahvaltının ardından Karabük’ten hareket ediyor ve Safranbolu, Eflani ve Pınarbaşı üzerinden Pazar köyüne varıyoruz. Burada aracımızı emanet edeceğimiz Mehmet Bey’le buluşup Kanlıçay girişine geliyoruz . 06.08.2005 saat 14.00 sıralarında hazırlıklarımızı yaparak Mehmet Bey’den ayrılıyor ve kanyon girişine doğru ilerliyoruz.

 valla_3Yaklaşık 500-600 metre sırt çantalarımızla kanyonun sol duvarından  yürüdükten sonra botumuzu şişirip aralıklarla 5 – 6 kez çanta aktarması yaparak Seyirtepe’ye ulaşıyoruz. Seyirtepe Kanlıçay ile Devrekane Çayı’nın birleştiği nokta.Kısa bir süre önce Seyirtepe’den bir üniversite öğrencisi arkadaşları ile fotoğraf çektirirken dengesini kaybedip düşerek hayatını kaybetti.. Akıntı nedeniyle burada sağ yamaca geçip bir süre buradan ilerleyeceğiz Yolumuzda büyük denilebilecek bir su düşüşü ve daralma var. Girişten itibaren 2 kilometreye yakın bir ilerleyişin ardından sağ tarafta konaklamaya uygun bir yer bularak burada kalmaya karar veriyoruz. Saat 17.00… Buranın biraz ilerisi daha önce ( bu maceramıza katılmayarak aynı günlerde Doğu Karadeniz turunu tercih eden ) Kemal’in ip inişi sırasında düştüğü ve bu nedenle kanyon geçişini iptal ettikleri nokta. Bu nedenle ilk konaklama alanımızın adı “KEMAL’İN YERİ “ !. Sık aralıklarla ve toplamı 25-30 metreye ulaşan su düşüşleri var. Sağ tarafımızda 30 metre yukarımızda kalan ağaçlık iki set var. Celal ve doktor burada yarınki güzergahımız için keşif yapmaya çıkıyorlar. Semra ve Ayhan da yemek yapmaya koyuluyorlar tabii. Keşif yaklaşık 1,5 saat sürüyor.Gece barmenimiz Ayhan! Celal, rakıyı unutma şakası yapınca Ayhan’ın yüreği ağzına geliyor, neredeyse geri dönmeyi bile göze alacak. Yemeklerimizi yiyerek günün kritiğini yapıp şarkılar söyleyerek geceyi geçiriyoruz. Buranın Kastamonu olduğu o kadar belli ki “ Daş düşebülür “ dedikleri kadar var, sürekli olarak yukarıdan düşen taşların sesinin duyuyoruz.

 07.08.2005

Kanyondaki ikinci.günümüz. Kahvaltımızı yaparak toparlanıyor ve saat 09.00 da harekete başlıyoruz. Solumuzdaki ağaçlık setin birinci katından yürüyerek yolun bittiği noktada kısa bir ip inişi yapıyor ve burada botu suya indiriyor ve eşyaları bota aktarıp suya atlıyoruz.  düşüşe gelmeden ) . Bir süre suda ilerledikten sonra sol tarafa geçerek eşyalarımızı sırtlanıp yukarıya tırmanıyor ve ortalama 300 metrelik bir  yürüyüşle konaklama yapmaya çok uygun bir alana geliyoruz. Ancak Meteoroloji verilerine göre bugün yağmur yağması beklendiği için biraz daha ilerlemek istiyoruz, henüz saat erken

Saat 13.00’ de sağda su seviyesinden 10 metre kadar yüksekte peşpeşe duran üç kayanın bulunduğu alana geldiğimizde yağmur bulutları yavaş yavaş kendini göstermeye başlamıştı.Zorunluluk haricinde konaklamaya uygun olmayan bu alanda ne yazık ki  konaklamak zorunda kalıyoruz. Ayhan ve Celal keşfe çıkıyor, onlar döndükten hemen sonra yağmur başlıyor. Yanımıza önceki Valla deneyimleri nedeniyle naylon branda aldığımız için

kayalardan birine çantaları yerleştirip brandayı üstlerine örterek koli bandı ile sabitliyoruz, brandanın kalan kısmı da gece yağmur yağarsa bize çadır görevi yapacak! Yemekte çorba, sucuklu kurufasulye, pilav ve soğan salatası var. Saat 21.00’de uyku moduna girmemiş olsak da yatmaya karar veriyoruz  ancak mevcut koşullarda yatağımız hiçbirimizin normal bir yatma pozisyonu almasına uygun değil, bu nedenle uyku tulumlarının üzerinden yanımızdaki çamaşır ipini kullanarak birbirimize bağlanıyoruz.  Düşmeyi göze alamayacak kadar yüksekteyiz ne de olsa. Dört kişinin birbirine çamaşır ipi ile bağlanarak mışıl mışıl uyumasını beklemek elbette bir hayalden ibaret. Eh biz de yatağımızın yarı ortopedik mi yoksa tam ortopedik mi olduğu sohbetini yaparak – ve bu tür durumlarda arkadaşlarınıza sarımsaklı gıdalar yedirmemeniz önerilir – uyumaya çalışıyoruz. Buraya  “YAĞMUR YERİ “ adını verdik.

08.08.2005 ..

valla_43. günümüz. Gece boyunca suyun akışı yoğunlaştığı için uyandığımızda ilk işimiz suyun seviyesine ve rengine bakmak oluyor : Normal !   3 çift dizlik ve bir gün önceden kalan ıslak giysilerin yağmur başlayınca acele ile tıkıştırıldığı naylon torbanın suya düşmesi ile önemli bir mühimmat kaybı yaşıyoruz.

Kayaların sağından aşağıya inerek elden ele eşya aktarması yapıp bir su düşüşüne ulaşıyoruz. Suyun ortasında iki kaya var, kontrollü bir şekilde ip vargeli ile karşı kayaya geçişten sonra   eşyaları bota aktarıp bir müddet yüzüyoruz. Birkaç su düşüşünde eşyalarımızı bottan indirip aktarmalarla yeniden bota yüklemek zorunda kalıyoruz.  Sonra büyük bir düşüş var, bu  düşüşe gelinde solda bulunan platoya geçiş yapıyoruz. 200 ya da 250 metre kadar yürüyüş yaptıktan sonra botu büyük kayaların üzerinden aktararak yeniden suya bırakıyoruz. Burada bir bolt çakılmış olduğunu görüyoruz, demek ki aynı rotayı kullanan başkaları olmuş. Suya atlayarak solda bir düşüşe kadar yüzüyoruz. Düşüşde debi oldukça yüksek. İki kaya arasında iple çanta aktarması yapıyoruz. İleride botun eninden daha dar bir boğaza geliyor ve botu yana yatırarak geçirebiliyoruz. Burada aynı zamanda akıntı da var. Boğazı geçince su genişliyor ve sığ. Suda yolumuza bir süre daha  devam ediyor ve bir düşüle daha karşılaşarak    sağa geçip yukarıya çıkıyoruz.

Saat 13.00..

Burası konaklamaya son derece uygun geniş bir alan. Dün akşam kayalıklardaki ortopedik yataklarımızda deliksiz bir uyku (!) çektiğimiz için burada konaklamaya karar veriyoruz. İleride daha uygun bir alan bulamazsak iki gece üst üste uykusuzluk bizi riske sokabilir. Sudan yukarıya doğru çıktığımız noktanın karşıt yönünden suya iniş var, duş almaya çok uygun! Doktor ve Celal keşfe gidiyor. Sağda suya inilen yerden suya inmeyip yürümeye devam ettiğinizde kanyonun duvarlarının sağa doğru kıvrıldığını ve görüş mesafesinin sıfırlandığını fark ediyorsunuz. Duvarların sıfırlandığı yerde solda dondurma külahını andıran bir kaya görünüyor. Çorba ve kahveden sonra bir müddet şekerleme yapıyoruz. Aynı kökten iki ağacın olduğu 5 yıldızlı tesisimize “ İKİZ AĞAÇ “ adını veriyoruz. Ağaçta isimlerimizi görebilirsiniz ! Gecemiz çok keyifli geçiyor, doktor ıslıkla bize çok güzel enstrümanlar yapıyor, Semra’nın muhteşem sesi ormanda bulunan bütün hayvanları kaçırtmaya yetse de başka alternatif olmadığı için herkes kendini Rumeli Konserlerinde hissetmek zorunda. En azından repertuarı durumu kurtarıyor. Gökyüzü yıldızlı.. Kayan yıldızları izleyip dilek tutuyoruz.

09.08.2005

4. günümüz. Sabah gayet keyifli olarak uyanıyoruz. Uykumuzu bir güzel almışız, hani bir Pazar sabahı evinizdesinizdir, tembellik yapmak istersiniz yatağınızda, işte aynen öyle  başlıyoruz güne. Saat 09.00. kahvaltının ardından toparlanıp ikiz ağacın yanında fotoğraf çekiyoruz ve yola koyuluyoruz. Sağ yamaçta sırt çantalarımız sırtımızda platonun sonuna gelip burada botu suya indiriyoruz. Birkaç aktarmadan sonra solda   konaklamaya son derece uygun ve ateş yakmak için malzeme sorunu olmayan bir noktaya geliyoruz ( dipnot : yürüyüş bölgesi çok dikenli bir alan bu nedenle Valla Kanyonuna gideceklerin yanına mutlaka uzun bir tayt ve hatta mümkünsen uzun kollu bir badi almasında yarar var ( tecrübelerle sabittir ).

Suyun yanına geldiğinizde muhteşem bir manzara ile karşılaşıyorsunuz: Adeta Mimar Sinan tarafından çizilmiş bir köprü ! Suyun sanatı….. Sağınızdaki kaya duvarın suyla birleştiği yerde karşılıklı iki duvarı çapraz olarak ortalamış heybetli bir köprü.. Burada bol bol fotoğraf çekiyoruz.

Yeniden toparlanıp botu suya indirerek yolumuza devam ediyoruz. Su soğuk. Sağa geçince uzun bir mola veriyoruz zira Celal’in kopan çantasını dikeceğiz.Ateş yakıp biraz ısınmak da fena olmaz.. Sağda aralıklarla iki pınar var. 1 saatlik moladan sonra yeniden yola devam ediyoruz. bu arada hava yine bulutlanmaya başladı. Yağmur mu yağacak ne ? Büyük bir su düşüşüne kadar solda ilerleyip yeniden sağa geçiyoruz.  Hava iyice bulutlanıyor ve bir süre sonra saatler sürecek yağmur başlıyor. Biraz  yukarıda mağara benzeri oyukta yağmurdan korunmaya çalışıyoruz. Bugün yemeklerimizi bile büyük bir zorlukla yiyebilecek kadar kötü koşullarda konaklayacağız. Ateş yakıp bir süre sohbet etsek de tadımız kaçıyor biraz.Bir kişini bile normal şekilde yatamayacağı bu yerde herkes kendine yatabileceği bir alan yaratmaya çalışıyor.

Sabah uyandığımızda yağmur dinmişi kayalar kurumuştu. Ama bisim herşeyimiz hala sırılsıklam.. Hazırlıklarımızı tamamlayıp yola devam edeceğiz, platonun sağ yanından rahat bir iniş yapıyoruz. Eşyalarımızı bota yükleyip 250 metre suda ilerledikten sonra sağdaki platoya çıkıyoruz. 

Eşya aktarmasından sonra 50 metre ileride yeniden eşyalarımız bota

yüklüyoruz. Burada iki su düşüşü var.

Saat 14.00’ e kadar kısa molalarla ve aktarmalarla yol alıyoruz. Yaklaşık 5-6 metrelik su düşüşüne yaklaşınca Celal beline ip bağlayarak akıntıdan

sağa geçiyor, iple  eşyaları aldıktan  sonra sırasıyla  Semra, Doktor ve

Ayhan botla Celal’in  yanına ulaşıyor.Sağda kıyıya çıkıyoruz. bulunduğumuz  yöndeki kaya duvarı bitip bir diğer duvarla arada çanak  yapıyor. Hemen sağımızda kırmızı renkte sprey boya ile “ Exıt Gültepe “ yazısını  fark ediyoruz.Biraz geride, büyükçe bir  kayada da “ depo “  yazısı, yazının hemen altında küçük bir oyuk var. İkinci duvara geçiş hiç de kolay değil.  Önce  Semra beline ipi bağlayarak tırmanmayı deniyor, ancak ayağını  koyabildiği bir küçük çatlak dışında yukarıya esneyebileceği bir destek bulamayınca ısrarcı davranmayıp iniyor, onu doktor takip ediyor ama tutunduğu küçük dal kopunca savrulup kayaya çarpıyor, ipi çekip daha fazla çarpmasını  engellemeye çalışsak da tek yönlü ip hakimiyeti  kazaya önlemeye yeterli değil, çarpmanın etkisiyle diğer kayaya savrulup  yeniden çarpıyor ve çanağın içindeki küçük oyuntuda durabiliyor. Kırık ya da risk yaratacak benzeri  yaralanma olmasa da hepimiz korkuyoruz.

 Bir müddet sonra Celal biraz daha yukarıdan tırmanmayı deniyor, bir iki kez düşme tehlikesi yaşasa da karşı duvara ulaşmayı başarıp iple doktoru ve Ayhan’ı alıyor. Burada bir süre ilerleme şansımız konusunda fikir edinmeye çalıştıktan sonra ip yardımı ile geri dönüyorlar.Döndüklerinde üçünün de yüz ifadesi sevimsiz. Durum iç açıcı değil. Birazdan yağmur da başlayacak. Ateş yakıp su kaynatıyoruz, önce çorba yapacağız, daha sonra Semra’nın pişirdiği bulgur pilavı ve makarna bu akşamki menümüzü süslüyor. Buraya  bir ad vermedik. Ama  “ YAZILI YER  “  ya da

“ DOKTORUN YERİ “ olabilir.

11.08.2005 -12.08.2005

6.günümüz- 7. günümüz…… Dünkü tatsızlıklardan sonra “ Exıt Gültepe “ yazısını ve ok işaretini takip ederek arkamızda bulunan dağ yoluna sapıyoruz. Bu sapma biraz fazla gelecek hepimize …  2,5 gün hepimizi susuz ve aç bırakan, neredeyse umutlarımızı bile yitirtecek bir sapma. Akşama kadar kanyona yeniden iniş yapabileceğimiz bir çıkış bulmak için ha bire tırmanıp tırmanıp bir sarmalın içinde dönüyoruz. Bazen 500 metre bazen 800- 900 metre

tırmanıyoruz. Tam “ buradan aşağıya geçiş bulabiliriz “ dediğimiz anda karşımıza ya kocaman bir uçurum çıkıyor ya da yol bitiyor. Üç sırt aşıyoruz bu şekilde.

İlk sırta vardığımızda ip inişi ile aşağıya geçiş bulabilmeyi umarak inceleme yaparken kenarda bulunan ağaçta eski bir ip ve yeni görünen bir perlon bağlı olduğunu  görüyoruz. Aşağıya inmek mümkün değil, 100 metreden fazla bir diklikte bir uçurum burası.  Yandaki kayanın üzerinden arka kısma geçip ikinci sırta ulaşıyoruz. Ormandaki ikinci günümüzde başka bir sırta geliyoruz., karşıdan bir köy görünüyor. Acaba ne kadar uzaklıkta, acaba bu köye ulaşır mıyız ? Burada soldan aşağı doğru ilerliyoruz.

Bir ara suya o kadar yaklaşıyoruz ki, sanki hemen yanımızdan akıp gidiyor ama biz bir türlü dokunamıyoruz. Aramızda engel var, malzememiz o uçurumdan inmeye yeterli değil. Bu kadar yaklaşıp da ulaşamamak …………….

 Orman inanılmaz derecede dikenli, her tarafımız diken yırtıkları içinde. Çıkışlar da inişler de son derece dik eğimli, tepemizde güneş, sırtımızda eşyalar, suyumuz tükenmiş, ağızlarımız kupkuru, yanımızdaki yiyeceklere kimsenin dokunası hali yok……… hepimiz bitkin düşüyoruz ve ormanda ikinci gecemiz artık. Doktorun getirdiği iki adet serumu da içerek tüketmişiz. Arada bir Tang yiyoruz, bu yüzden hepimizin dişleri kıpkırmızı, vampir gibiyiz ve leş gibi de kokuyoruz. Dilimiz sürçüp “ biraz tang içelim “ dediğimiz de oluyor.

Hepimizin gözünün önünde bir tek görüntü var : Suya inmişiz, kana kana avuç avuç su içip saatlerde suda kalıyor yüzüyor yüzüyoruz. Çölde vaha görmek bu olsa gerek !

Tükrük bezlerimiz kuruyor artık, bazen konuşmakta bile zorlanıyoruz. Yemek yemek aklımıza bile gelmiyor, artık açlık hissetmiyoruz.  Yemek yemek nasıl bir şeydi acaba ?  Ormandaki ikinci günümüzün sonuna doğru suya yaklaşıyoruz, görmesek de sesini duyuyoruz, ama mevcut malzememiz bizi suya indirmeye yetecek durumda değil. İpimiz elvermiyor. Ve biz suyun sesini duymamıza rağmen suya ulaşamadan ikinci günü de bitiriyoruz. Botumuzu attık, birkaç kişisel eşyamızı attık, yeterki yükümüz azalsın. Ama her geçen saniye eşyamız azalsa da yükümüz artıyor, çünkü gücümüz azalıyor. Her seferinde son bir gayret, tamam bu sefer başaracağız, 100 metre sonra sudayız….. En iyisi uyuyarak susuzluğumuzu unutmaya çalışalım, sabah olunca yapraklara düşen çiğler bizi biraz rahatlatır……Bir gün birisi bana “ bir an gelecek, yaprakların üzerine düşen çiğ damlaları hayatını kurtaracak “ dese acaba inanır mıydım ? Şimdi biliyorum ki su hayat ! Nimet denen şey gerçekse su nimetin ta kendisi..Vahşi hayvanlar varmış, yemek yememişsin ……. İşte insanın sınırlarının zorlanıp zorlanamayacağının en güzel kanıtı. Sinir katsayısı nereye vurursa vursun dört kişinin aklında, ruhunda ve yarım kalan bilince tek hedef : Suya ulaşmak! Siz hiç su niyetine sigara içtiniz mi ? Bütün yaprakların tadına baktık  “bu acı “, “bu kuru”, “evet evet en güzeli sarmaşık” öneririz bir gün gelir susuz kalırsanız ve eğer yakınınızda bir sarmaşık dalı bulursanız işte size en güzel su kaynağı…… İnanın, tecrübelerle sabit !. Yaşayıp da söyleyemediğiniz çok şey vardır, ama bizim burada kendimize bile ifade edemeyeceğimiz sessiz, sözsüz, hiçbir kelimenin karşılayamayacağı öyle çok şeye tanık olduk ki……Ve koca orman bize öyle tanık ki…….. İşte asıl notları tutulamayanlar bunlar.

8.gün ( 12.08.2005 )

Sabah erkenden uyanıyoruz ( uyuduk mu ? ). Yalnızca iki çanta, bir uyku tulumu, ip, 8’li karabina, kasklar, fenerlerimiz ve biraz yiyecek dışında her şeyi atıyoruz. Yanımıza alacağımız eşyaları iki çantaya koyuyoruz. Bir şokellamız var, onu yemeye çalışıyoruz ama başaramıyoruz ve onu da atıp yeniden ormandaki serüvenimize devam ediyoruz. Dikenler, şimşir ağarları, kaya duvarları, kurumuş dere yatakları arasında dün tepeden gördüğümüz köy yönüne dönmeye çalışıyoruz. Dik bir yamaca gelip burada ip inişleri ile küçük keşifler yaparak çıkış bulma savaşımızı sürdürüyoruz. Biraz yukarımızda kayalık alanın üzerinden devam eden bir yol buluyoruz. Tepeden baktığımızda kanyonun duvarlarını ve ortasından akan suyu görebiliyoruz. Sudan yüksekliğimiz 200 metre vardır herhalde. Buradan üç kez ip inişi yaparak aşağıya inmeyi hedefliyoruz. Sırf moral olsun diye 3-4 saatlik yolu yarım saat bilemedin 1 saat diye konuşmaya başlıyoruz, olsun 6 saat olsun yeter ki suyun içine atabilelim kendimizi. Hepimiz gece boyunca uyur uyanık suyu düşlemişiz.. İp inişlerini tamamlıyoruz. Son ip inişi sırasında aşağıdan insan sesleri geliyor kulağımıza..Sanki çok sevdiğiniz bir operadasınız.. İnsan sesleri, su sesi, insan, su…… Sesleniyoruz, sesimizi alıyorlar, biraz belki ürkek ama cevap vermekte gecikmiyorlar. Bize doğru ilerliyorlar. Suuuuuuu, suyunuz var mı  diye bağırıyoruz. İp inişimiz bitti. Dik bir yamaçtan aşağı inmemiz gerekiyor, Ayhan’ın başına bir taş geliyor, daha o kendini toparlayamadan bu kez Semra’nın avucunun altından toprak kayıyor ve 15-20 metre kadar yuvarlanıyor. 
Ve mutlu son : SU ! .Kanyona yeniden iniyoruz. Bizi karşılayan insanlara sonsuz teşekkürler; seslerini, yollarını, ekmeklerini bizimle paylaştıkları için. Kanyon maceramızı bu dost insanlarla sürdürüp 4 kişi girdiğimiz Valla kanyonundan 11 kişi olarak çıkıyor ve orman katkılı parkurumuzu saat 17.00’de tamamlıyoruz

Valla Kanyonu günlüğü hakkındaki resimler ve yazılar Kaymak olarak http://www.trekist.com/aktivite/valla01.htm  Adresinden alınmıştır.

Aşağıda adları geçen ve valla kanyonu hakkında bizlere böylesine güzel deneyimlerini aktaran değerli dostlarımız ORHAN – CELAL – SEMRA  - AYHAN’A TEŞEKKÜR ederiz.

 

Çatak Kanyonu

catak_kanyonu1catak_kanyonu2catak_kanyonu3

İlçenin en önemli turizm değerlerinden olan Çatak Kanyonu merkeze 7 km. uzaklıkta olup 6 km.si araç ile 1 km.si dağ içindeki yürüyüş parkurundan, 900 m. Yüksekliğe sahip gözetleme noktasına ulaşılmaktadır. Dünyanın 4. büyük kanyonu olması özelliğine sahip Çatak Kanyonu cazibesi, vahşiliği, gizemli görüşüyle içinde geçilebilir 7 km. alanı ve yüzerek veya bot ile geçilebilmektedir. Macera turizmi için elverişli bir mekan olmaktadır. Gözetleme noktasından kilometrelerce kanyon uzantısını seyretmek ayrı bir keyiftir. Kanyon, Çatak köprüsünün 1-2 Km aşağısında başlayıp Tüsköy ‘e kadar kesintisiz devam etmektedir, burada bir açıklık mevcuttur. Tüsköy ‘den kanyon tekrardan başlayıp İnönüne kadar kesintisiz devam etmektedir. İçerisinde tabiattan harika görüntüler saklamaktadır. Geçilmesi çok zor olmamakla birlikte teçhizatsız denenmemelidir.

 

Horma Kanyonu

 hormahorma_kanyonuhorma_kanyonu4
Horma KanyonuKüre Dağları Tabiat Parkı içerisinde yer alan Horma Kanyonu; Pınarbaşı İlçesi’nin Ilıca köyünde yer alıyor. Avrupa’nın en yaşlı ormanlarının arasında ve doğa harikası bir coğrafyada yer alan kanyon, akvaryumu andıran derin göllerden ve irili ufaklı şelalelerden oluşuyor. Çıkışında Ölüdeniz’i andıran doğal havuzuyla Ilıca Şelalesi’nin bulunduğu kanyon geçişi oldukça keyifli ve diğerlerine göre daha kolay. Kaya blokların izin vermediği birkaç noktada yüzerek ilerlemek gerekiyor. Metrelerce derinlikteki suyun dibini görebileceğimiz kadar temiz olan dere bazı noktalarda su kemerini andıran kaya oluşumlarının arasından geçiyor. Bu noktalarda ya tırmanmak ya da suyla birlikte dar deliklerden kendimizi bırakmamız gerekiyor.    
 
Çal Kanyonu

cal_kanyonucalkanyonu
Kastamonu Azdavay ilçesi Gültepe köyü sınırları içersinde bulunan Çal kanyonu, Azdavay’a 25 km, pınarbaşı’na 17 km’ mesafededir. Gültepe köyü geriş mahallesine kadar araçla ulaşım sağlanabilir. Çal kanyonununu turizm döneminde özellikle yabancılar ziyaret etmektedir.
Çal kanyonuna gidebilmek için değirmen başından aşağı 1,5 km yürümek suretiyle kanyon girişi olan kaya boğazına ulaşılır. Kanyon içerisinde 3-4 metre şelaleler ve 30-35 metre uzunlugunda derin göller bulunmaktadır. Kanyonun 2 inci km’sinde (Bu kısım Çatak kanyonunun devamıdır) Azdavay çayı ile bileşir. Kanyon içersinde mağaralar bulunmaktadır. 5 inci km’sinde asar kayası altından çıkan gicu suyu ile birleşir. Gicu suyu 30-35 derece sıcak havada dahi 2-3 derecedir. Gicu suyunu geçerek ada içersindeki muhteşem görünümü olan şimşir ve kavlan ağaçları arasındaki mağaraları geçerek İnönü konutlarına çıkılır.
Bu sayfa Kastamonu ilimizin doğal güzelliklerini tanıtmak amacıyla Halaçlı köyü editörü Numan Ayanoğlu tarafından tasarlanmıştır.

Tek Cevap var “KANYONLAR”

  1. Giresunlu diyor ki:

    Ormanları ve tabiat güzellikleri ile ünlü Kastamonu halkına selamlar.5 Yıldır hayalini kurduğum valla kanyonu için mutlaka geleceğim memleketinize.Dünyada bu kadar enteresan bu kadar güzel bir tabiat harikası daha olduğunu sanmıyorum.Valla kanyonunu araştırıken girdiğim bu site gerçekten çok ilgimi çekti.Güzel bir köymüş kültürü yaşantısı ile tam bir anadolu köyü.En çok sevindiğim konu eğitimin düzeyinin çok yüksek oluşu.İmkan olsada Türkiyede tüm köylerimizin kasabalarımız tanıtımı yapılsa. Bu siteyi yapanlara Giresunlu bir vatandaş olarak teşekkür ederim çok faydalı bir şeye imza atmışsınız.Kastamonu ilimizin tanıtımınada yer vermeniz ayrı bir güzellik.Karadenizli biri olarak Kastamonu halkımıza selamlar sevgiler.

Bir Cevap Yaz

Hakkında

Kastamonu merkez Halaçlı Köyü Kastamonu ilimiz merkezine 22 km mesafededir. Ulaşım Kastamonu Samsun devlet karayolundan yapılmaktadır.70 haneden oluşan Halaçlı köyü tipik Anadolu evleri ahşap,kerpiç tugla yer yer betonerme binalardan oluşmaktadır.Halaçlı Köyü yukarı halaçlı, aşağı halaçlı, öte geçe ve tekke diye dört parçaya ayrılmıştır.Halaçlı köyüne komşu köyler; Kuşkara Köyü, Hacı Yusuf Köyü, Batak Köyü, Acıkavak Köyü, Kadıoğlu köyleridir.Halaçlı Köyünde hayvancılık ve tarım yapılmaktadır.Sanayi tarımı olarak Şeker pancarı ve Sarımsak üretimi yapılmaktadır.