Içerik Beslemesi Yorum Beslemesi

İlçelerimiz

Gonderen: Halaçlı Köyü Tarih: 10 Temmuz 2009

Kastamonu İlçeleri: | Abana | Ağlı | Araç | Azdavay | Bozkurt | Cide | Çatalzeytin | Daday | Devrekani | Doğanyurt | Hanönü | İhsangazi | İnebolu | Küre | Pınarbaşı | Seydiler | Şenpazar | Taşköprü | Tosya

 

 

ABANA

 
AbanaAbana, Kastamonu ilinin Karadeniz kıyısındaki bir ilçesi ve aynı ilçenin merkezi kasabadır. Kastamonu’nun deniz Karadeniz kıyısındaki beş ilçesinden biri olan Abana, ilin en fazla turist çeken ilçesidir. Abana kasabasının 3,000 kişi olan kış nüfusu yaz aylarında 15-20 bini bulur. Yaklaşık 6 km uzunluğundaki kumsalları ve yemyeşil doğası ile bölgenin önemli bir turizm merkezidir.
 Turizm:  Kastamonu’ya 98 km. uzaklıktaki Abana’da konaklama için çeşitli seçenekler mevcuttur. Kamp alanlarından ve konaklama tesislerinden yararlananılabilir. Tatil köyü,kiralık ev, pansiyon ve otel tipi tesislerde de uygun fiyatlara kalmak mümkündür. Son yılların gözde sporu trekking için çok sayıda parkur bulunmaktadır. Özellikle dağ içindeki yürüyüş alanı çok tercih edilmektedir.

Denize girmek için en uygun plajlar bulunmaktadır. Abana’da denize girmek için en uygun dönem Temmuz ve Ağustos aylarıdır. Temmuz aylarının son haftasında düzenlenen Deniz Şenlikleri 3 gün sürer. Gece hayatınında işlek olduğu bu şirin kentte çok sayıda bar, çay bahçesi, cafe bulunmaktadır. Şenlikler boyunca çok sayıda ünlü sanatçı ilçeyi ziyaret eder. Deniz ile dağ arasında sadece 100 metre olması nedeniyle çok temiz hava hakimdir. İlçeyi bir ucdan diğer uca geçmek on dakika sürmektedir.Nüfusu merkez 3200 dür.

Abana İlçemizin Köyleri:
Akçam | Altıkulaç | Çampınar | Denizbükü | Elmaçukuru | Göynükler | Kadıyusuf | Yakabaşı | Yemeni | Yeşilyuva 

 ***********************************************************************************************

ARAÇ

aracAraç, Kastamonu iline bağlı bir ilçedir. Prehistorik çağlardan sonra bölgenin bilinen en eski sakinleri Gas’lardır. Bilinen tarihi Hititler ile başlar, Frigya, Lidya Krallıkları ile Pers hakimiyetiyle yerel krallıklar olarak devam eder. Pontus ve Bizans (Doğu Roma İmparatorluğu) hakimiyeti ile devam eden egemenlik Anadolu’nun Türkleşmesine kadar devam eder. Bu dönemlerde bölge; savaşçı yapısı ve iyi at yetiştirmesi ile bilinir.

Paphlagonia adı verilen Kastamonu, Sinop, Çankırı, Bolu ve Karabük illerini kapsayan bölge 1105 yılında Danişmendliler zamanında Türk hakimiyetine geçmiştir. Uzun süre bölgede Beylikler hakim olmuştur, beyliklerin en önemlisi olan Candaroğulları Beyliği 1460 yılında Osmanlı yönetimine geçmiştir.

Beylikler döneminde Kastamonu merkezli bir ilim ve kültür merkezi olma özelliği de kazanan Araç ilçesinde, (Bugün Karabük İli Eflani İlçesi köyüdür.) Küre-i Hadid (Demirli) Köyü İsmailbey Camii, Tatlıca Köyü Camii ve Antik Dönem’i işaret eden kaya mezarları tarihi özellikleriyle dikkat çeker. Kastamonu Müzesinde sergilenmekte olan görkemli Lahit ve Gökçesu (Moğsu) köyünden alınıp gezmesin diye ayağı kırılıp Kastamonu’da müzeye teslim edilen Hitit Arslan’ı ve “Geley ” Hanözü Köyü’nde bulunan Anadolu Piramidi olarak da adlandırılan iki adet olarak var olduğunu bildiğimiz Tümülüs’ler , Kesüt Köyü’nde Çökele mevkiinde bulunan ören yerleri Katarta’da bulunan konaklar incelemeye ve turizm açısından ve yörenin tarihi değerlerinin ortaya çıkması için değerlendirilmeye göz kırpmaktadır.

Anadolu’daki en eski yerleşim bölgelerinden biri olan Araç’ın tarihi kaynaklarda adı ilk defa M.Ö. 1132 yılında “Timanidis” olarak geçmekte bu duruma göre de yaklaşık 3000 yıllık bir yerleşim geçmişine sahip bulunmaktadır.

Buna 1866 yılında belediye örgütünün kuruluşunu, 1868 yılında da bucak örgütünün ilçeye dönüşünü eklersek, Araç’ın en eski belediyelerden ve yine en eski ilçelerinden olduğu görülür.

Karadeniz ile iç bölgeler arasındaki ticari ve beşeri bağları kuran kervanların işlediği önemli bir yol güzargahında, önemli bir durak ve uğrak yeri olması, ilçeye Araç adının verilmesine neden olmuştur.

Nüfusu Merkezde 6300 olan Araç ilçenin bu günkü idari sınırları ve yakın çevresinde sahip çıkmamız gereken ;

KALELER

a ) Araç Kalesi : Araç’ın güneyinde ve Araç çayının üzerindedir. Kale gelebilecek herhangi bir saldırıya karşı önlem almak maksadıyla Dogu Roma(Bizans)’lılar tarafından inşa edilmiştir.

b ) Akhisar ( Agsar ) Kalesi : Araç’ in kuzeyinde, Üyükveren köyü civarındadır. Bir kısmı tahrip edilmesine rağmen hala ayaktadır. Bunun da nedeni duvarların geniş olması ve yapıda kumlu kireç kullanılmasıdır. Kale yöreye hakim vaziyettedir.

c ) Eğriceova Kalesi : Araç’ın Karandı köyü’nün batısındaki Eğriceova ormanı civarındadır. Romalılar tarafından yapılma ihtimali güçlü olan kale harap vaziyettedir.

d ) Andras Kalesi : Araç’ın Boyalı nahiyesi’nin batısında Andras ( Bahçecik)köyüne 2 kilometre mesafedeki Soğanlı çayı üzerindedir. Geley Yaylasının güney yakasındadır.Soğanlı çayının yatağındaki Çaykaşı (Soğandere)nin oradan kalenin tepesine kırkbeş (45) dakikada çıkılabilmektedir. Kale surları tahribata rağmen hala eski şeklini muhafaza eder haldedir.

e ) Asar Kalesi : Daday’ın Zarı mıntıkasının Hocalar ve Demirtaş köyleri arasın da Şeyhoğlu köyünün bir kilometre kuzeyindedir. İki suru hariç harap haldedir.

f) Çoban Kalesi: Cide’nin doğusundadır. Bu eserde geriye birkaç sur kalmıştır.

g ) Karasu Kalesi : Cide’ye 20- 30 km. mesafede Sönget Köyü civarındadır. Harabe haldedir.

h) Ağlı Kalesi : Ağlı merkezi yakınlarındadır. Dikkat çekici bir kalıntısı yoktur.

ı) Molla Ahmet Kalesi : Göl mıntıkasının Baltacı kuyucağı köyünün 5 kilometre doğusundadır. Molla Ahmet köyü’ne yakın olduğundan bu isimle anılır.
2) Kastamonu Kalesi : Kastamonu’ nun batısında kayalıklar üzerine inşa edilen kale Kommenler dönemine aittir. Kale’ nin üzerinde tarih veya kitabeye benzeyen birşey olmadığından ne zaman yapıldığı meçhuldür. Türkler’ in akınlarından korunmak için yapıldığı söylentileri vardır. Batısı diktir, kuzeyi kalın ve sağlam surlarla çevrilidir. Üst tarafı düzdür. İçinde büyük bir su veya yiyecek saklanması muhtemel olan mahzen mevcuttur. Bütün olumsuz şartlara rağmen kale hala sağlam vaziyettedir.

HARABELER

a) Örencik Harabesi : Araç’ın Dırvana köyünün doğusun da, Örencik civarındadır. Burada bir şehir harabesinin mevcut olduğu söylenmektedir.

b) Köşklü Pınar Harabesi : Araç Karandı’ da Köşklü Pınar adını taşıyan yerde mevcuttur. Burada hala eski bina hara belerine rastlanmaktadır.

c) Aşağı Güney Harabeleri : Araç’ın Karandı köyü ile Aşağı güney köyleri arasında, tahminen bu köylere 1 kilo metre uzaklıkta bir Aslan heykeline rastlanmaktadır Aşağı Güney Köyü eski su dağıtım sistemi de örnek gösterilebilir bir yerdir. Bu da bizi buranın eski tarihlerden kalma bir yer olduğu kanısına götürüyor.

d ) Kesüt Harabesi : İğdir’in Kesut köyünde (bu gün aynı adla anılmamaktadır bu günkü ismini anımsayamıyorum ) Çökele isimli yerin doğusundadır.

e ) Çiğdene Sancı Köyü Kilisesi Harabeleri : Daday Çiğdene köyü civarındaki Kaş köyünün batısındaki dereye 300 -400 metre uzaklıktaki bir harabedir. Köylülerin ” Sancı Köyü Kilisesi ” demesine rağmen içine girilemediğinden içinde eski bir şehrin var olup olmadığı bilinmektedir.

f) Üyükveren Harabesi : Daday’ in Zarı köyündedir. Köylülerin kazılan sonucu bazı duvar harabelerine rastlanmaktadır dür g) Çaykaşı (Soğandere) Kız kayası , h) Çaykaşı (Soğandere) Su sarnıçları bulunmaktadır.

Araç ilçesi Türkiye Cumhuriyeti nin en eski ilçelerindendir. araç özellikle doğa turizmi ile ön plana çıkması gereken yurdumuzun cennet köşelerinden bir tanesidir. araç yüzölçümünün çok büyük bir bölümünü ormanlar kaplamaktadır. özellikle yaylaları bir doğa harikasıdır. yaylaları doğu karadeniz yaylalarından daha güzeldir ve çok çeşitli ağaçları bünyesinde barındırır. araç halkı son derece mütevazıdır. ancak eriklidere yöresinde yaşayan vatandaşlar araç ı dışarıya karşı kötü göstermektedir.bu insanlar yollarda dilencilik vb işler yaparak yöre halkının huzurunu bozmaktadır. araç bu insanların topluma kazandırılması sonucu daha yaşanır bir hal alacaktır.

Araç İlçemizin Köyleri:
Akgeçit | Akıncılar | Aksu | Aktaş | Alakaya | Alınören | Aşağıçobanözü | Aşağıılıpınar | Aşağı İkizören | Aşağıoba | Aşağıyazı | Avlacık | Avlağıçayırı | Bahçecik | Balçıkhisar | Başköy | Bektüre | Belen | Belkavak | Buğdam | Celepler | Cevizlik | Çalköy | Çamaltı | Çavuşköy | Çaykaşı | Çerçiler | Çöplüce | Çubukludere | Çukurpelit | Damla | Değirmençay | Dereçatı | Deretepe | Doğanca | Doğanpınar | Doruk | Ekinözü | Erekli | Eskiiğdir | Fındıklı | Gemi | Gergen | Gökçeçat | Gökçesu | Gölcük | Gülükler | Güzlük | Haliloba | Hanözü | Hatipköy | Huruçören | İğdir | İğdirkışla | İhsanlı | Karacalar | Karacık | Karakaya | Karcılar | Kavacık | Kavakköy | Kayabaşı | Kayaboğazı | Kayaören | Kemerler | Kışlaköy | Kıyan | Kıyıdibi | Kızılören | Kızılsaray | Kirazlı | Kovanlı | Köklüdere | Köklüyurt | Köseköy | Muratlı | Müslimler | Okçular | Okluk | Olucak | Oycalı | Ömersin | Özbel | Palazlar | Pelitören | Pınarören | Recepbey | Saltuklu | Samatlar | Sarıhacı | Sarpun | Serdar | Sıragömü | Sofçular | Susuz | Sümenler | Şehrimanlar | Şenyurt | Şiringüney | Taşpınar | Tatlıca | Tavşanlı | Tellikoz | Terke | Tokatlı | Toygaören | Tuzaklı | Uğruköy | Üçpınar | Yenice | Yeşilova | Yukarıçobanözü | Yukarıgüney | Yukarıılıpınar | Yukarı İkizören | Yukarıoba | Yukarıyazı | Yurttepe

 ***********************************************************************************************


AZDAVAY

azdavayAzdavay Kastamonu ilimizin şirin mi şirin bir beldesidir. El değmemiş doğa güzellikleri ile cennet parçası bir yer. Hadi biraz daha taniyalim…

Azdavay ilçesi 14.2.1945 tarih ve 4869 sayili kanun ile 20 Nisan 1946 tarihinden itibaren ilçe olmuştur. İlçemiz Ülkemizin Batı Karadeniz Bölgesinde Kastamonu ilinin Kuzeybatısında 1268 Km2 yüzölçümüne sahip engebeli ve ormanlik arazi ile çevrilidir. İlçe kuzeyde Cide İlçesi, güneyde Daday ilçesi, batida Pınarbaşı ilçesi, doğuda Küre ilçesi ve kuzeydoğuda İnebolu ilçesi ile çevrilidir. Rakım 830 metredir. Akarsuları Devrekani çayı, Devrekani ilçesinden çıkarak Cide ilçesinde denize ulaşır. Valay çayı, Gümürtler çayı belli başlı akarsularıdır.

Azdavay´ın tarihi hakkında arkeolojik kazılara göre M.Ö.8´nci yüzyılda Paflogonyalılara kadar uzanmaktadır. Çeşitli tarihlerde Gasgaslar, Etiler, Dorlar, Kimerler, Lidyalilar, İranlilar, Kapadokyalılar, Helenler, Pantuslar, Galadyalılar, Bitonyalılar, Romalılar, Bizanslılar egemen olmuştur. Candaroğulları zamanında Kastamonu sancağına bağlı 36 kadılıktan biri olarak idare edilmiş, 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet´in Kastamonu´yu Osmanlı topraklarına katmasıyla Azdavay´da Osmanlı Osmanlı İmparatorluğuna dahil edilmiştir.

Azdavay ismi çesitli rivayetlere göre “Türkler azdı vay” dan, daha sonra Azdavay olarak değişerek günümüze kadar gelmiştir.

İLÇENİN NÜFUSU: İlçe merkezinin nüfusu 1980 yılı Genel Nüfus sayımına göre 2418, 1985 yılı Genel Nüfus sayımına göre 3446, 1990 yılı Genel Nüfus sayımına göre 3901, 1997 Genel Nüfus sayımında 3095 olarak tespit edilmiştir. İlçe halkının büyük bir bölümü genellikle İstanbul, Ankara ve İzmir illerine göç etmişlerdir.

İLÇEDE SOSYAL YAŞAM: Azdavay bir sanayi merkezi olmadığı için bu yüzden göçün en çok yaşandıgı ilçede sosyal hareketlilik söz konusu değildir. İlçede özel sektör olarak maden işletmeciligi, konfeksiyon atölyeleri, orman işçiligi, hayvancılık ve küçük çaplarda tarim yapılmaktadır. Son yıllarda seracılık yaygınlaşmaya başlamış isede fazla gelişmemiştir. Bu sebeple genellikle İstanbul başta olmak üzere çeşitli büyük şehirlere göç mevcuttur. Hatta bazı köyler ve mahalleler tamamen boşaltılmış durumdadir. Ögrenci yoklugundan köy okulları kapatılmıştır.

Azdavay´da gerek ekonomik gerek kültürel ve gerekse sosyal gelişme yavaş bir seyir takip etmektedir. Bu bakımdan bir takım gelenek ve görenekler bu günün şartlarına uygun olmasada birdenbire ortadan kalkmamıştır. Günün şartları icabı bazılarının yavaş yavaş unutuldugu bazılarınında yeni biçimler aldıgı görülmektedir. Eskiden Azdavay´ın her mahallesinde bir köy odası bulunurdu. Bunlar düğün ve bayramlarda misafir ağırlamakta kullanılırdı. Çoğu zaman burada toplanan köylü çesitli eglence ve oyunlar düzenlerdi. Köyün çocuklarina burada kuran kursları açılırdı. Günümüzde yok olan bu köy odalarını canlandırmak amacıyla bazi köylerdeki halk yeniden köy odası inşa etme girişiminde bulunmaktadir. Günümüzde halen yöresel kıyafeti kadınlarımız giymektedir. Azdavay´a mahsus olan bu kıyafet çok çesitlilik arz eder. Bu kıyafetin önlük kısmı halen ev tezgahlarında dokunmaktadır. Bağlık kısmı ise elle işlenmektedir. Azdavay oyunları adı altında yöresel oyunları halen folklör ekiplerince oynanmaktadır.

 Azdavay İlçemizin Köyleri:

 Ahat | Akçaçam | Alacık | Aliköy | Arslanca | Bakırcı | Başakçay | Başören | Çakıroğlu | Çamlıbük | Çoçukören | Çömlektepe | Derelitekke | Dereyücek | Evlek | Gecen | Göktaş | Gültepe | Gümürtler | Hıdırlar | Hocaköy | Kanlıdağ | Karahalılılar | Karakuşlu | Kayabaşı | Kayaoğlu | Kerpiçlik | Kırcalar | Kırmacı | Kolca | Kozluören | Kurtçular | Maden | Maksutköy | Mehmetçelebi | Sabuncular | Sada | Samancı | Sarayköy | Sarnıçköy | Sıraköy | Söğütpınar | Tasköy | Tomrukköy | Topuk | Üyük | Yeşilköy | Yumacık | Zümrüt

***********************************************************************************************

 
AĞLI

agliAğlı Kastamonu ilinin bir ilçesidir. Elimizde kesin deliller olmamakla beraber, Ağlının tarihi İlk Çağın derinliklerine kadar inmektedir. Bu devirlere ait buluntular çeşitli uygarlıkların bu topraklar üzerinde gelip geçtiğini göstermektedir. Özellikle M.Ö. 1100- 700 yılları arasında Kastamonu ve çevresinde Paflagonyalıların Egemenlik kurdukları bilinmektedir. Paflagonyalılar Firiklerin bir kolu olup, bu bölgeye kendi adlarını vermişlerdir. İlçe halkının anlattığı efsaneye göre Ağlı ismi ilçenin doğusunda bulunan uğurlu tepede Türkler, kalede Bizanslılar yaşıyormuş, heri ikisi arasında 3 km mesafe vardır. Türkler içme suyu ihtiyacını ilçe merkezinden akan bir sudan karşılıyorlarmış. Bizanslılar Türkleri yenmek için İçme sularını zehirlemeye karar vermişler. Bizanslıların içinde bulunan genç bir kız Türk subayına aşık olduğundan Bizanslıların suya zehir kattıklarını haber vermiş. Bunun üzerine Türkler topluca su içmeye gitmişler ve orada ölü taklidi yaparak Bizanslıların onları görebileceği şekilde yere yatmışlar, Türklerin öldüğünü zanneden Bizanslılar ganimet için Türk kasabasına savunmasız bir şekilde gelirler. Mesafe yakınlaştığında yerde yatan Türkler ayağa kalkarak hücuma geçerler ve Bizanslıları bugünkü Azdavay’a kadar kovalarlar. Bizanslıların Türkler için azdı- vay diye bağrışmalarından Azdavay ismi, suyun zehirlenmesinden dolayı Ağu- Ağulu =Ağlı ismi kaldığı söylenmektedir.

Kastamonu tarihi, Ağlı ve çevresinde Bizanslılar, Danişmentler, Çobanlar ve Candaroğulları gibi kavimlerin hüküm sürdüğünü göstermektedir. Ağlı uzun süre Bizans egemenliği altında kalmıştır. O devirden bu güne kadar gelen önemli eser Ağlı Kalesidir. Bölge 1106 yılında Danişmendlerin eline geçmiştir. 1292 Yılına kadar süren bu durum İsmail Beyin Fatih’e direnmeyip, kardeşkanı dökülmesini önlemek amacıyla egemenlik haklarından vazgeçmesi üzerine değişmiş, Kastamonu ve çevresi de Osmanlı İmparatorluğu’na katılmıştır. Ağlı kuruluşundan bu güne kadar büyük bir gelişme göstermemiştir. İlk defa Kale yakınlarında eski pazar denilen yerde kurulmuştur. Şimdiki yeri olan İlçe merkezine 1905 yılında yerleştirilmiştir. 1918 Yılında da belediye teşkilatı kurulmuştur.

9 Mayıs 1990 kabul edilen ve 20 Mayıs 1990 tarihinde yürürlüğe giren, 3644 Sayılı Kanun gereğince ilçe olmuştur. 29 Temmuz 1991 tarihinde İlçenin İlk kaymakamının göreve başlaması ile fiilen faaliyete geçmiştir.

Ağlı Türkiye’nin batı Karadeniz Bölgesi’nde Kastamonu ili sınırları içindedir. Karayolu ile Başkent Ankara’ya uzaklığı 300 Km, İl merkezine uzaklığı 50 km dir. Ağlı İlçesi ormanlık bölgededir. Dağlar arasında bulunan dar bir vadide kurulmuştur. Etrafı yüksek tepelerle çevrilidir. İlçe genelinde engebeli bir arazi yapısı mevcuttur. Deniz seviyesinden yüksekliği 1100 m.dir. Ağlı; Azdavay, Pınarbaşı, Şenpazar ve Cide ilçeleri yol güzergâhı üzerindedir. İlçenin doğusunda Seydiler, batısında Azdavay, kuzeyinde Küre ve güneyinde Daday ilçeleri bulunmaktadır. İlçenin önemli tepeleri şunlardır; Uğralı Tepe, Gök Tepe Hıdırlık ve Alınca Tepeleridir. Çevrenin en yüksek tepesi olan Gök Tepe 1250 m yüksekliğindedir. Diğer bir tepe Ağlı Kalesi’nin üzerinde bulunduğu tepedir. Ağlıda belli başlı ova yoktur. Su kaynakları bol değildir. Akarsuları yok denecek kadar azdır. Kar ve yağmur sularının akması ile yaşayan küçük derecikler bulunur. Bu derecikler düzensiz olduğundan yararlanma imkânı yoktur. Sulama döneminde bu derelerden akan sular zaten kesilmektedir. Ağlı ve çevresinde bir yılda üç mevsim yaşanır. Genelde kış mevsimi kasım ayında başlar, nisan ayı sonuna kadar devam eder. Kar erken yağar, geç kalkar. Yörede ilkbahar mevsimi hiç yaşanmaz. Yazlar ılık, yağmurlu; kışlar sert ve kar yağışlıdır. Çevrenin ormanlık ve dağlık oluşu soğukları önler kış aylarında ısı -15 dereceden aşağı düşmez, yaz aylarında +25 dereceden yukarı çıkmaz. Doğal bitki örtüsünü daha ziyade ormanlar oluşturmaktadır. Ormanlarda çam, köknar, meşe, kavak ve söğüt gibi ağaçlar vardır. Dağların ve ormanların etekleri fundalıklarla kaplıdır. Tahıllardan buğday, arpa ve nadiren de fiğ ekilir. Meyvecilik gelişmemiştir.

 Ağlı İlçemizin Köyleri:

 Adalar | Akçakese | Akdivan | Bereketli | Fırıncık | Gölcüğez | Kabacı | Müsellimler | Oluközü | Selmanlı | Tunuslar | Turnacık | Yeşilpınar

***********************************************************************************************

 

BOZKURT

bozkurtBelgelere dayanan bilgilere göre Kastamonu’ya, Kütahya ve Denizli ile birlikte Malazgirt Savaşı’ndan sonra çeşitli Türk boyları iskân edilmiştir. Kastamonu’ya akın akın gelen boylar, en elverişli ve kestirme vadiler yoluyla Karadeniz’e kadar inmişlerdir. Kastamonu’yu sahile bağlayan en kestirme yol; daha sonraki yıllarda uzunca yıllar ticaret ve kervan yolu olarak kullanılan, Devrekani-Şenlikpazarı – Şeyhoğlu-Bayramgazi üzerinden Karadeniz’e uzanmaktadır. Bölgeye ilk yerleşenler, bu vadi boyunca sahile doğru ilerlerken uygun buldukları yerlere yerleşerek köyler kurmuşlardır.

1924 yılında ilk belediye teşkilatı kurulmuştur. İlk belediye başkanı İkinci Abdülhamit Han’ın hocalarından Veliyuddin Efendi’nin oğlu Hoca Mustafa GÖKSEL’dir.

1953 yılı sonlarında ise ilçe merkezi Abana’dan alınarak Pazaryeri’ne nakledilmiştir. Pazaryeri’ni ilçe yapan yasada, ilçenin adının Bozkurt olması kararlaştırılmıştır. 7 Temmuz 1967 tarihinde bucak haline getirilen ilçe, 25.12.1968 yılında 32 köyü ile Bozkurt, 12 köyü ile de Abana ilçeleri kurularak yöresel çekişmelere son verilmesi amaçlanmış ve büyük ölçüde de başarılı olunmuştur.
 Coğrafya  [değiştir]İlçe, Kastamonu ilinin kuzeyinde ve Karadeniz kıyısında yer alır. İlçe merkezi denizden 2 km içeride Ezine Çayı vadisinde kurulmuştur. Kuzeyde Karadeniz ve Abana, güneyde Küre ve Devrekani, doğuda Çatalzeytin, batıda ise İnebolu ilçeleri ile çevrili olup, yüzölçümü 296 km2 rakım ise 30 metredir. Ezine ve İlişi çayları ilçenin önemli akarsularıdır. Ezine çayı’nın uzunluğu 60 km, İlişi Çayı’nın uzunluğu ise yaklaşık 40 km dir.

Başlıca dağları Yaralıgöz dağı (2018 metre), Göynük dağı (1770 metre) dir. İlçenin bilinen başlıca tepeleri ise Belen, Hene, Yılmaz, Karabalçık ve Irmalıdır. Tepelerin yüksekliği 1300 metreye kadar çıkmaktadır.

Bozkurt İlçemizin Köyleri:

Alantepe | Ambarcılar | Bayramgazi | Beldeğirmen | Çiçekyayla | Darsu | Dursunköy | Görentaş | Güngören | Günvakti | Işığan | İbrahimköy | İnceyazı | Kayalar | Kestanesökü | Keşlik | Kızılcaelma | Kirazsökü | Kocaçam | Koşmapınar | Köseali | Kutluca | Mamatlar | Ortasökü | Sakızcılar | Sarıçiçek | Şeyhoğlu | Tezcan | Uluköy | Yakaören | Yaşarlı | Yaylatepe

***********************************************************************************************

 

CİDE

Cide_sahiliKastamonu İline bağlı bir ilçe olan Cide, kuzeyinde Karadeniz, kuzeydoğusunda Doğanyurt, doğusunda Şenpazar, güneyinde Azdavay ve Pınarbaşı ilçeleri, batısında Bartın iline bağlı Kurucaşile ilçesi ile çevrilidir. Cide’nin ovalık alanları oldukça sınırlıdır. Toprakları çok sayıda çay ve derelerle bölünmüştür. İlçenin güney ve güneydoğusunda Küre Dağları’nın uzantıları yer alır. Kuzeyde kıyıya yakın kesimlerde kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan Kestane Dağı bulunmaktadır. İlçenin doğusunu Kestane Dağı engebelendirmektedir. Bu dağların üzerleri zengin bir orman örtüsü ile kaplıdır. Zeytinlik Tepe (1.282 m.), Kaleburnu Tepesi (1.078 m.), Halla Tepesi (1.231 m.), Karakaya Tepesi (1.443 m.), Kemrelik Tepesi (1.220 m.) ilçenin belli başlı yükseltileridir.

İlçenin en önemli akarsuyu Devrekâni Çayı olup, kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda akar. Bu çay ilçe topraklarını geçerek Karadeniz’e dökülür. İlçenin diğer akarsuları Aydos Çayı,Soğuksu Çayı ve Fakaz Çayı’dır.Kastamonu’ya 148 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 939 km2 olup, 22.481’dir.
 Nüfus  [değiştir]2008 yılı Türkiye istatistik kurumu 2008 adrese dayalı nüfus kayıt sistemi sayımına göre ilçe merkezi 5.489, köyler 15.100 olmak üzere ilçe toplam nüfusu 20.589 dur. Ekonomik nedenlerden dolayı uzun yıllardan beri ilçe genelinde yaşanan göç sonucu, ilçe nüfusu merkezde ve köylerde sürekli azalmaktadır. Bunu Mernis Projesi nüfus kayıtları çok açık göstermektedir. Mernis Projesi’ne göre Cide nüfusuna kayıtlı insan 102.974 tür. Bu rakamlara göre nüfusun %77 si ilçe dışında yaşamaktadır. 1990–2000 genel nüfus sayımları arasında ilçe nüfusunda yaklaşık %2 oranında bir artış görülmüştür.

Köyler genelde ayrı yerleşim biriminden oluşmaktaysa da, ayrı mahalle olarak adlandırılan bu birimlerde yerleşim toplu ve düzenlidir.
 İklim  [değiştir]İlçede yazları serin, kışları ise fazla soğuk olmayan, her mevsim yağışlı karadeniz iklimi hakimdir.kışın en düşük ortalama sıcaklık 5 santigrat derece, yazın ise 22 derecedir. yıllık ortalama sıcaklık 13 derecedir.Yıllık toplam yağış 1050 mm civarındadır. Engebeli arazi yapısı yüzünden yağış ve sıcaklıkta iç kesimlere doğru gidildikçe azalma görülür.gece -gündüz sıcaklık farkı azdır.
 Ekonomi  [değiştir]İlçenin ekonomisi, tarım, hayvancılık, ormancılık ve balıkçılığa dayalıydı fakat ülkemizle eş zamanlı gelişen tersanecilik faaliyetleri Cide’nin de ekonomisinde ciddi pay sahibi olmaya başlamaktadır.İlçede şu an faaliyette olan ve inşası sürüp faaliyete geçecek bir çok tersane bulunmaktadır.Tahıl üretiminin dışında genellikle bağcılık, meyvecilik, sebzecilik yapılmaktadır. Tarımsal üretimin dışında ilçe halkının gelir kaynaklarını küçük ölçekli orman ürünleri imalatından sağlanmaktadır. Küçük tekne yapımcılığı geçim kaynaklarının önünde gelmektedir. Ayrıca ilçedeki torna tezgâhlarında tahta kaşık üretimi yöredeki çok sert şimşir ağacından yapılmaktadır. Hayvancılıkta mera hayvanları ön planda olup, yeni sığır türleri elde etmek üzere Jersey Suni Tohumlaması yapılmaktadır.

Cide’nin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesinlik kazanamamıştır. Ancak Homeros’un İlyada isimli eserinde Cide’nin ismi geçmektedir. Cide’de Kytoron ve Aigialos isimli iki antik kent bulunmaktadır. Cide’nin 12 km. batısında, Kurucaşile’nin 15 km. doğusunda bulunan Kytoron, kapalı bir liman kenti olup Ortaçağ Kalesi yıkıntısı dışında kentten herhangi bir kalıntı günümüze gelememiştir. Cide’nin 17 km. doğusundaki Aigialos kenti, Aydos Köyü, Aydos Çayının ağzındaki vadide, kıyıdan ve dolayısıyla çayın ağzından içeriye doğru yayılmıştır. Bugün, burada günümüze kadar gelebilen herhangi bir kalıntı bulunmamaktadır.

Tarihi kaynaklarda yörede, M.Ö. 1100-700 yılları arasında Paflagonialıların egemenlik kurdukları bilinmektedir. Fryglerin bir kolu olan Pafloganialılar bu bölgeye kendi adlarını vermişlerdir. Paflagonyalılar, Devrekani Çayının, Gökırmak, Devrek, Soğanlı, Filyos ve Bartın Çayları etraflarında yerleşmişlerdir. Ancak Cide’de arkeolojik bir kazı yapılmadığından bu döneme ait herhangi bir esere rastlanmamıştır. Homeros, Paflogonya’nın Cide ve Kitoros(Gideros) taraflarında Henet veya Heneti adlı bir kavmin yaşadığını belirtmiştir. Cide’nin sahilinde, Ceviz Dibi adıyla anılan yerde bir saray kalıntısının olması bu iddiayı kuvvetlendirmektedir. Romalılar ve Bizanslılar Cide’de hüküm sürmüşlerdir. Nitekim, Cide’de Callade Cide, Y.Domma ve Caracolla adlarına kesilen paralar ve Cide’de bulunan Roma dönemi kale kalıntıları bunu kanıtlamaktadır. Güble ve Gilivri arasında Çoban Kalesi Romalılar döneminde yapılmış Osmanlılar döneminde de onarılmıştır. Timle Kalesi ve Gazallı Kalesi Bizans dönemine aittir. Okçu Kalesinin ise tam olarak ne zaman yapıldığı bilinmemektedir.

Yörede Bizanslılardan sonra, Danişmendler, Çobanlar ve Candaroğulları egemen olmuş, Ağlı uzun süre Bizans egemenliği altında kalmıştır. Ağlı ve yöresi 1106 yılında Danişmendlerin eline geçmiştir. Anadolu Selçukluları’nın dağılmasından sonra Candaroğulları yöreyi egemenlikleri altına almışlar ve 1392 yılında Kastamonu Osmanlı topraklarına katılmıştır. Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra Sinop’ta yaşayan İsfendiyar Bey yöreye hakim olmuştur. Osmanlı birliğini yeniden kurmayı başaran Çelebi Sultan Mehmet İsfendiyar Bey’i kendisine bağlamış ve Candaroğullarının Osmanlılara katılmasını sağlamıştır. Bunun ardından 1461’de Fatih Sultan Mehmet zamanında yöre, kesin olarak Osmanlı toprakları içerisine alınmıştır. Osmanlı döneminde Kadılık ile yönetilmiş, 1868’de Kastamonu vilayeti merkez sancağına bağlı bir kaza konumuna getirilmiştir. Bu dönemde eski bir iskelesi olan Cide’de bir de tersane kurulmuştur. Bu liman İpek Yolu üzerinde olup, önemini tarih boyunca sürdürmüştür. Karaağaç İskelesi adı ile anılan ilçedeki iskele Rusya ile Anadolu arasında ticaret bağlantısını sağlamıştır.

İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Roma ve Bizans dönemine ait kale kalıntıları, Türk sivil mimari örneklerinden Rıfat Ilgaz evi bulunmaktadır.
 Kültür ve Turizm  [değiştir]Cide İlçesi kilometrelerce uzanan sahili, kıyıya dimdik inen dağların önünde muhteşem güzellikteki koylar ve her yanı yemyeşil ormanlarıyla yazar Rıfat Ilgaz’a ilham kaynağı olmuştur.

Yerel kıyafetler ulusal ölçekte değerlendirildiğinde özellikle kadın kıyafetlerinde farklılıklar gözlenmektedir. Bu kadın kıyafetinde en belirgin nokta Rıfat Ilgaz’ın şiirlerine ve romanlarına da konu olan Sarı Yazma’dır. Kadınlar başörtüsü olarak kullandıkları sarı renkli bu yazma sembol haline gelmiştir. Fabrikasyon üretimin henüz gelişmediği dönemlerde Sarı Yazma doğal ahşap baskı kalıpları kullanılarak yapılmakta idi. Halen çok az da olsa aynı kişi tarafından üretim yapılmaktadır. Kıyafetin diğer bölümleri ise şöyledir; Uzun bol etekli elbise (göynek), Kırmızı paçalı şalvar (don) ve Belde kuşak şeklindedir.

Cide köylerinde Kahve değirmeni, Karabiber değirmeni, Çeyiz Sandığı, Tahta Kaşık, Sultan Kayığı Maketleri el sanatları dalında sayılabilecek önemli değerlerdir.

Ayrıca bir karadeniz gezisi düşünenler için cide otelleri ve mütevazi barlarıyla turizimde keşfedilmeyi sabırsızlıkla beklemektedir.

Cide İlçemizin Köyleri:

Abdulkadir | Ağaçbükü | Akbayır | Akça | Alayazı | Alayüz | Aydıncık | Bağyurdu | Baltacı | Başköy | Beltepe | Beşevler | Çakırlı | Çamaltı | Çamdibi | Çataloluk | Çayüstü | Çayyaka | Çilekçe | Çukurçal | Denizkonak | Derebağ | Derebucağı | Doğankaya | Döngelce | Düzköy | Emirler | Gebeş | Gökçeler | Gökçeören | Gündoğan | Günebakan | Güzelyayla | Hacıahmet | Hamitli | Himmetbeşe | Irmakköy | İlyasbey | İsaköy | İshakça | Kalafat | Kapısuyu | Karakadı | Kasımköy | Kayaardı | Kazanlı | Kethüda | Kezağzı | Kıranlıkoz | Kırcı | Koçlar | Konuklar | Kovanören | Köseli | Kumköy | Kumluca | Kuşçu | Kuşkayası | Mencekli | Menük | Musaköy | Nanepınarı | Okçular | Olucak | Ortaca | Ovacık | Öveçler | Pehlivanlı | Sakallı | Sırakaya | Sipahi | Sofular | Soğucak | Şenköy | Tarakçı | Toygarlı | Uğurlu | Üçağıl | Velioğlu | Yalçınköy | Yaylaköy | Yenice | Yeniköy | Yıldızalan | Yurtbaşı

***********************************************************************************************

 

DADAY

dadayDaday Kastamonu ilin kuzeybatısında yer alan bir ilçedir. Kastamonu il merkezine 34 km uzaklıktaki Daday’ın 60 köyü bulunmaktadır. 973 km² yüzölçümüne sahip ilçenin toplam nüfusu 11.802′dir. Fatih Sultan Mehmet devrinde Osmanlı topraklarına katılan İlçede 1891′de inşa edilimiş tarihi bir hükümet konağı vardır. Hakın büyük çoğunluğunu geçimini tarım be hayvancılıktan sağlar.

Daday köroğlu dağ sıraları içersinde yer alan bir grupta 980 rakımda bir ova görünümündedir. Vadiyi ortadan bölen gökırmak’ın kollarından birisi yer almaktadır. Halkın geçim kaynağı çiftçilik, ormancılık,hayvancılık ve el sanatları, ahşap ürünleri sanayi olarak belirginleşmektedir. İklimi tipik karasal iklimdir. Kış ayları genellikle kar yağışlı ilk bahar ve sonbahar ise keskin soğukları içersinde barındırmaktadır. Yazları ise sıcak ve çoğunlukla kurak geçmektedir. Arazi yapısı açısından çok verimli topraklara sahip değildir. Ormanlarla çevrili oluşu ekilebilir arazi bakımından Dadayı sınırlamaktadır. Ayrıca İlçe engebeli bir yapıya sahiptir. Sulama imkânları sınırlıdır. Yumurtacı ve Taşçılar isminde iki gölete sahiptir. fakat bu göletler tarımsal sulama alanında yeterli rezerve sahip değildir. Tarım ve sanayi bitkileri alanında büyük boyutlara ulaşmayan bir üretim yapısı vardır. Süt üretimi belli başlı geçim kaynaklarından birisidir. Tarım bitkileri Arpa-buğday-çavdar,yonca,korunga şeklinde ekim alanı bulmaktadır. İkliminin karasal oluşu bu bitkilerin verimini olumsuz yönde etkilemektedir. Baklagiller ise ev tüketimine yönelik olarak üretilmektedir. Elma,armut ve sınırlı sayıda meyvaya sahip bir bitki faunasına sahiptir. Keskin soğuklar ve ilk baharda yaşanan don olayı sebze ve meyvecilik üzerinde önemli olumsuzluklara yol açmaktadır. Hayvancılık alanında büyük baş hayvancılık köylerde yaygın olarak yapılmaktadır. Ancak yine Hayvancılıkta her köy evinde birkaç büyükbaş ile sınırlıdır. Et üretimine yönelik besicilik faaliyetleri yaygın değildir. Hayvan ırkı açısından zenginliğe sahip değildir. Küçükbaş hayvan olarak ise kümes hayvanları yine iç tüketime yönelik olarak beslenilir. Bu iki alanda da üretim endüstriyel boyutta değildir. Daha çok aile içi tüketime yönelik yetiştiricilik yapılmatadır. Çevre köylerinde sınırlı sayıda da olsa arıcılık yapılmaktadır. Bitki örtüsünün çeşitliliği ve ormanlık alanların varlığı bölgede yetiştirilen balın kalitesini olumlu yönde etkilemektedir. Esnafın iş hacmi çok büyük olmayıp genellikle dayanıklı tüketim malları ve gıda mamulleri üzerinde ticaret hayatı şekillenmektedir.

Dadayın sosyo ekonomik yapısına bakıldığında ise; halkın büyük çoğunluğu orta sınıf gelir düzeyine girmektedir. Çok Fakir ve kimsesiz kişi sayısı oldukça azdır. İlçenin Eğitim ortalaması ise Türkiye sınırının çok üzerinde yer almaktadır. okuma yazma bilmeyen kişi sayısı yok denecek kadar azdır. ilçede Daday Lisesi, Daday İmam-Hatip Lisesi,Yatılı Bölge İlköğretim Okulu, Atatürk İlköğretim Okulu, Miralay Halitbey İlköğretim Okulu yer almaktadır. Ayrıca yine ilçe sınırları içersinde ve ilçeye hakim ormanlık alan içersinde kurulmuş göğüs hastalıkların teşhis ve tedavisi için Türkiyenin ikinci büyük senatoryumu olan Ballıdağ Göğüs hastalıkları hastanesi yer almaktadır. Hastane personel olarak yetersiz oluşu atıl vaziyette çalışmasına yol açmaktadır.

Daday Etli ekmek isminde mahalli bir yiyecek ile çevre ilçe ve illerde büyük üne sahiptir. ilçeye sırf bu lezzeti tatmaya çok sayıda ziyaretçi gelmektedir.

Dadayın vadi içersinde düz bir zeminde teşkili ulaşımı kolay hale getirmektedir. Kastamonu, araç, azdavay ile karayolu bulunmaktadır. Daday tarihi anlamda çok eski bir yerleşke değildir. erken roma dönemine ait bulgulara rastlanılmıştır. Asar kalesi, sorkundaki horoztepesi tümülüsü ve mağaralar şimdiye kadar bulunmuş önemli arkeolojik bulgulardır.

Osmanlı döneminde imparatorluğun üst kademelerindeki memurların sayfiye yeri olarak kullanılmıştır. Ayrıca Kuzey Anadoludaki masif alanlardan biridir.

İlçenin İstanbul eyüp ilçesnde merkezi olan Daday ilçesi çevre köyleri sosyal yardımlaşma ve dayanışma derneği vardır. Dernek oldukça aktif olup ilçenin sıkıntılarının giderilmesi yönünde aktif rol oynamaktadır.

Daday İlçemizin Köyleri:

Akılçalman | Akpınar | Aktaştekke | Alipaşa | Arabacılar | Bağışlar | Bastak | Bayırköy | Bayramlı | Beykoz | Bezirgan | Bolatlar | Boyalıca | Boyalılar | Budaklı | Çamkonak | Çamlıbel | Çavuşlu | Çayırlı | Çayözü | Çömlekçiler | Davutköy | Değirmencik | Değirmenözü | Demirce | Dereköy | Dereözü | Elmayazı | Ertaş | Fasıllar | Gökören | Görük | Hasanağa | Hasanşeyh | İnciğez | Kapaklı | Karaağaç | Karacaağaç | Karacaören | Karamık | Kavakyayla | Kayabağ | Kayı | Kızılörencik | Kızsini | Koççuğaz | Köşeler | Küten | Okluk | Örencik | Sarıçam | Sarpun | Selalmaz | Siyahlar | Sorkun | Sorkuncuk | Tüfekçi | Uzbanlar | Üyükören | Yazıcameydan

***********************************************************************************************

 

DEVREKANİ

devrekaniDevrekani, Kastamonu’nun bir ilçesidir. İlçe merkezinin nüfusu yaklaşık 6000 kadardır. Halkın temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır.

İlçe temiz havası ve bozulmamış tabiatı ile özellikle yaz mevsiminde dinlendirici bir özelliğe sahiptir. Yaz turizmi için doğal güzellikleri yeterlidir. Konumu itibariyle doğal güzellikler, tarihi ve turistik yerler barındıran ilçe; yaz aylarında serinliği ile büyük şehirlerin gürültüsünden kurtulmak isteyenlerin de ilgisini çekmekte, onların köylerine ve evlerine geri dönüp vakit geçirmelerini sağlamaktadır. İlçe pazarının Pazar günü olması nedeniyle çevre il ve ilçelerden gelenlerin çok olması ilçede pazar günlerinin hareketli geçmesini sağlamaktadır. Pazar günü kurulan yağ ve kesik pazarı da mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden biridir.

Yazılı kaynaklarda ilçenin Osmanlılar zamanında da dinlenme yeri olarak seçildiği görülmektedir. İlçe 5000 yıl öncesinin uygar bir yerleşim yeri olarak tarih hazineleri ile doludur. Özellikle Kınık harabeleri(yer altı şehri) başta olmak üzere höyükler ve ören yerleri bakımından zengin bir yapıya sahiptir.Ayrıca Fatih Sultan Mehmed in annesi Huma Hatun burada doğmuştur.

Mesire ve dinlenme yeri olarak da Alaman Çamlığı, Yaralıgöz dinlenme tesisleri ve ilçedeki Beyler Barajı göletler önemli yere sahiptir. Ayrıca gerek ormanların gerekse barınma yerlerinin çokluğu sebebiyle ilçe av turizmi bakımından da zengindir. Mevsime ve kanunlara uyulduğu takdirde balık, karaca, tavşan, tilki, kurt, yaban domuzu, ördek gibi av hayvanlarını bulmak mümkündür.

İlçede eskiden panayır adı altında düzenlenen ve bir hafta süre ile yapılan ticari ve sosyal içerikli etkinlikler kaldırılmış, bunun yerine sadece pazar günleri yapılan ve ticari canlılık sağlayan pazar kalmıştır. İstanbul’un fetih yıldönümlerinde ise Fatih Sultan Mehmet’in annesinin gelin olduğu Çayırcık Mahallesi’nde bir günlük Fetih Şöleni düzenlenmektedir.

Halk genellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşır.İlçede yaşayanyanların çoğu 50 yaş ve üstüdür.Hlak arasında dayınışma çok büyüktür ve herkes birbirini tanır.Genelde isim yerine “sen kimlerdensin” sorusuna “ben semerci süleymanın ankaradaki oğluyum” denir.İlyeçeye yabancı biri geldimi örneğin:ben sunu sunu arıyorum der vee halk %90 tanır.

Kınık Kazıları:

1990 yılında bir grup Hitit madeni kabı Kastamonu İli, Devrekani İlçesi, Kınık köyü yakınlarındaki Delibeyoğlu Sırtı’nda bulunmuştur. Bunun üzerine 1994 yılında burada kurtarma kazıları başlatılmıştır (Resim 1). Kazılar, Ankara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu’nun bilimsel başkanlığında ve Kastamonu Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü’nce yürütülmektedir. Delibeyoğlu Sırtı’nda yapılan kazılar sonucunda 3 tabakalı düz iskân yeri saptanmıştır. I. Tabaka (Geç Kalkolitik/Erken Tunç Çağı 1), II. Tabaka (Erken Tunç Çağı sonu ve Geçiş Dönemi) ve III. Tabaka (Demir Devri)’ne tarihlenmektedir. 2004 yılı çalışmalarında:

I. Tabaka’da ana kaya üzerinde tahrip olmuş bir odaya ait duvar parçaları ve sıvalı ocak tabanları açığa çıkartılmıştır. Oda tabanları üzerinden çok sayıda el yapımı kap parçaları, kemik deliciler, ağırşaklar, taş el baltaları ve çakmaktaşından kesiciler ele geçmiştir.

II. Tabaka, iki mimari evreye sahiptir. II-1. Tabaka erken, II-2. Tabaka geç dönemi yansıtmaktadır. II-1. Tabaka, kendinden önceki tabakayı (I. Tabaka) tahrip ederek belli alanlarda yapılarını ana kaya üzerine oturtmuşlardır. II. Tabakanın erken evresinde ortaya çıkartılan fırın kalıntıları madencilik aktiviteleri ile ilişkilidir (Genç 2004). Her sene olduğu gibi, 2004 yılında da madencilikte kullanılan çok sayıda alet ele geçmiştir. 2004 yılında, 2 adet pota, çok sayıda kırma-ezme ve öğütme taş aletleri ve çakmaktaşından kesiciler ele geçmiştir. II-2. Tabaka’da taş temelli kerpiç duvarlı büyük bir yapı açığa çıkartılmıştır. İlk kez 1996 yılında açılmaya başlanan yapının uzunluğu, 2004 yılında 63 metre uzunluğa ulaşmıştır. 63 metre uzunlukta ve 11 metre genişlikte olup tamamı açılamamıştır (Resim 2). Yapının kale görünümlü doğu duvarı 2.5 metre kalınlıkta ve 3 metre yükseklikte korunmuşturYapının sadece 6 odası açılmıştır (Resim 2). Oda tabanları üzerinden el yapımı çanak-çömlek, ağırşak, tunç halka ve bilezik, kemik deliciler ve çok sayıda taş aletler ve sileks kesiciler ele geçmiştir. El yapımı kaplarla birlikte az sayıda çark yapımı kaplar da bulunmuştur.

III. tabaka, MÖ. I. Binin ilk yarısına tarihlenmektedir. Çevre köylüleri tarafında tarla ekimi sırasında çok karıştırılmıştır. Bu nedenle mimari çok iyi korunamamıştır. Buna rağmen çok sayıda demir silah ve alet, kemik delici ve amuletler, ağırşak ve ağırlıklar ele geçmiştir. Çark yapımı boyalı ve tek renkli çanak çömlek, Erken Frig çanak-çömlekleri ile paraleldir. Kınık, Orta Anadolu özellikle Kızılırmak Kavsi içinde kalan bölgelerle paralel bir kültüre sahiptir. Bununla birlikte, Kastamonu ve yakın çevresinin yerel kültürünü yansıtması açısından büyük önem taşımaktadır.

Yaralı Göz Dağı  Devrakani-Bozkurt yol güzergâhındaki Yaralıgöz Dağı’nın eteğindedir ve halen Devrekani Orman Bölge Şefliği’nin deposunun bulunduğu yerdir. Doğal güzelliği, ilginç manzarası, temiz havası ve soğuk suyu ile herkesin dikkatini çekebilecek nitelikteki uğrak yerlerinden biridir. Meşhur kuyu kebabı yapılmaktadır. Ancak dinlenme tesisi yeterli değildir.
 Yaralıgöz Dağı’nın İsminin Kaynağı İlçe sınırları içinde kalan Yaralıgöz Dağı’nın isminin kaynağı hakkında çeşitli rivayetler vardır. Bunlardan birine göre bu kayanın üzerinde bulunan yerleşim yerinde vaktiyle gözleri yaralı veya âmâ birinin yaşadığına ve ismin de oradan geldiğine inanılır. Başka bir söylentiye göre ise dağın çok yüksek olması ve üzerinde sürekli şiddetli rüzgarların esmesinden etkilenilerek yel ve dağın çok yüksek oluşu sebebiyle oradan etrafı gözlemek anlamını içeren göz kelimelerinin bir araya getirilmiş, böylece oluşan “yelligöz” sözcüğünün de zaman içinde değişerek Yaralıgöz olduğu tahmin edilmektedir.
 Alaman Dağı İlçeye 7 km uzaklıkta bulunan Bozkocatepe-Kurukavak Köyü hudutları içinde olup soğuk suyu, reçine kokan çamları ile ilçenin belli başlı mesire yerlerinden biridir. Köy düğünlerinin uğrak yeridir. Henüz piknik ve konaklama tesisi mevcut değildir.

 Devrekani İlçemizin Köyleri:

Ahlatçık | Akçapınar | Akdoğan | Akmescit | Alaçay | Alçılar | Alınören | Arslanbey | Asarcık | Balabanlar | Baltıcak | Başakpınar | Başakpınartepe | Belovacık | Bınkıldayık | Bozarmut | Bozkoca | Bozkocatepe | Çatak | Çavuşlu | Çontay | Çorbacı | Çörekçi | Doğuörcünler | Elmalıtekke | Erenler | Fakılar | Göynükören | Habeşli | Hasırlı | İnciğez | Kadıoğlu | Kanlıabat | Karaçam | Karayazıcılar | Kasaplar | Kınık | Kızacık | Kurtköy | Kuzköy | Laçin | Örenbaşı | Pınarözü | Saraydurak | Sarıyonca | Sarpınalınca | Selahattinköy | Sinantekke | Şenlik | Şeyhbali | Tekkekızıllar | Ulamış | Yazıbelen | Yazıhisar

***********************************************************************************************

 

 DOĞANYURT

doganyurtDoğanyurt Kastamonu ilinin bir ilçesidir. Cumhuriyet öncesinde 1846 tarihinde HOSALAY adı ile bucak teşkilatı kurulmuş, ayni sene denizden gelen korsanlarla savaşmak için karakol teşkilatı kurulmuştur.

Cumhuriyetin ilanından sonra, HOSALAY olan ismi MESET olarak değiştirilmiş ve 1962 yılında çıkarılan bir kanunla DOGANYURT olarak değiştirilmiştir.

1990 yılına kadar bucak teşkilatı devam etmiştir. Bucak teşkilatının kaldırılması ile yeniden köy statüsüne geçmiştir. 9 Mayıs 1990 tarihinde çıkarılan kanunla ilçe olmuş 1 Eylül 1990 tarihinde ilçemiz faaliyete geçmiştir.

Konum İlçe Batı Karadeniz Bölgesi’nde sahil kesiminde kurulmuş olup, arazisi dağlık ve engebeliktir. İlçe merkezindeki rakım ortalama 5 metre civarındadır.

Doğanyurt kuzeyde Karadeniz, batıda Cide ilçesi, doğuda İnebolu ilçesi, güneyinde ise Şenpazar, Azdavay ve Küre ilçeleri ile çevrilidir.

İl merkezine İnebolu ilçesi üzerinden 121 km. mesafededir.
 İklim: Sıcaklık kış aylarında 5 ‘C kadar düşerken yaz aylarında 30 ‘C civarında olur.

Sahilden iç kısımlara doğru yükselti artarak devam eder. İlçenin kış mevsiminde sahilde ılıman iklim hüküm sürerken, iç kesimlerin rakımı 1000 metre üzerinde olduğundan çok miktarda kar yağar. Köyler arası ve ilçeye olan ulaşım bağlantısı güçleşir. Kışları sahil kesiminde yağmur , iç kesimlerde ise kar yağışı olarak görülür. Yaz ayları sıcak ve kurak geçer.
 Nüfus: 1997 yılı sayımına göre ilçe merkezinin nüfusu 1490 dır. Köylerle birlikte ilçenin toplam nüfusu 9159 olarak tespit edilmiştir. Büyük şehirlere göç vardır. Her sene nüfus azalmaktadır.

Yöremiz ormanlık olması nedeniyle eski evler ahşap iken yeni yapılan evler beton, ahşap ve tuğladan yapılmaktadır.

Çatılarda yer yer İnebolu tarafında da görüldüğü gibi kayrak taşlar kullanılmaktadır.

 Ekonomi: Çalışma hayatı tarıma ve ormana dayanmaktadır. Genellikle fındık, ceviz, kestane ürünleri yetiştirilmektedir. Az da olsa arıcılık yapılmakta ve kestane balı meşhurdur. Sahil kesiminde balıkçılık yapılmaktadır. Ekonomisi ve iş imkânı kısıtlı olduğundan metropol illere göç çoktur. Merkezde ve köylerde nüfus genellikle yaşlı kesimden oluşmaktadır.

 Doğanyurt İlçemizin Köyleri:

Akçabel | Aşağımescit | Baldıran | Başköy | Belyaka | Boğazcık | Çakırlı | Dağyurdu | Danışman | Demirci | Denizbükü | Denizgörülen | Düz | Düzağaç | Gökçe | Gözalan | Haskavak | Kayran | Köfünambarı | Küçüktepe | Ortaburun | Şirin | Taşlıpınar | Yassıkışla | Yukarımescit

***********************************************************************************************

 

HANÖNÜ

hanonuHanönü Kastamonu ilinin bir ilçesidir. Hanönü ilçesi Kızılırmak’ın bir kolu olan Gökırmak vadisinde yer almaktadır. İlçe insanlık tarihi boyunca değişik uygarlıkların kurulup yok olduğu bir yöre olmuştur.
 Tarihçesi Son yıllara kadar Taşköprü’ye bağlı bir bucak (nahiye) olan İlçe tarihinde uzun yıllar kavimler halinde yaşayan uygarlıklar şunlardır;

“Gaşgarlar , Etiler , Dorlar , Paflagonyalılar , Kimerler , Lidyalılar , İranlılar , Bizanslılar , Çobanoğulları devri, Candaroğulları egemenliği ve Osmanlı dönemi”

İlçe tarihin her döneminde önemli bir konaklama yeri olmuş ve sosyal yaşantı bakımından hareketli dönemler geçirmiştir. İlçeden geçen karayolu uzun yıllar boyunca insanlara hizmet vermiştir. Karayolu; Taşköprü, Kastamonu, Boyabat, Durağan, Sinop, Samsun, Karabük, Ankara, İstanbul gibi birçok şehir ve ilçeyi birbirine bağlar.
 İpek yolu ve Han Eski İpek yolunun Durağan ilçesinden geçmesi üzerine buradan geçen kervanlar ilçede bulunan handa konaklamıştır. Han’ın tarihide kısaca şöyledir:

Tarihi han moloz taşından horasandan yapılmış (3,5 x 1,5) olan giriş yerini tamamen kaybetmiştir. Yuvarlak kemerli kapısından girince dört tane paye bulunmaktadır. Dört köşe olan bu payelerin alt kısımları kesme taştan üst taraflarıda enli tuğlalardan yapılmıştır. Tavanlar bir nevi tekne tonozludur. Pencereleri harap olmuştur. Hanın boyu 20.5, eni 11, yüksekliği 3.5 metredir. Duvar kalınlıkları birer metredir.

1848′de burasını ziyaret eden Chankykoff, burasının eski bir kervansaray olduğunu yazmıştır. 1810′da Sinop’ta Fransız konsolosu bulunan P.F. Fourcad binanın üç hücreli bir kilise olduğunu ve Jüstinien tarafından yapıldığını ve Türkler tarafından kervansaray olarak kullanıldığını yazar.

Bina bugün harabe halindedir. Fakat Hanönü ilçe olduktan sonra yapılan kurtarma girişimleri sonucunda Kültür Bakanlığı tarafından restore edilerek kütüphane ve müze olarak hizmete açılacaktır.

 Hanönü İlçemizin Köyleri:

Akçasu | Bağdere | Bölükyazı | Çakırçay | Çaybaşı | Demircimüezzin | Gökbelen | Gökçeağaç | Halkabük | Hocavakıf | Kavakköy | Kayabaşı | Küreçayı | Sarıalan | Sirkeköy | Yeniboyundurcak | Yenice | Yeniköy | Yılanlı | Yukarıçakırçayı

***********************************************************************************************

 

KÜRE

kureKastamonu ilimizin ilçelerinden Küre nin tarihi ilk çağın derinliklerine kadar uzanmaktadır.ilçedeki bakır madeni sebebi ile bölgede hüküm süren medeniyetlerin, kavimlerin ve imparatorlukların sürekli  ilgisini çekmiştir ilçenin tarihi madenin tarihi ile paralellik arzetmektedir.Bulunan kayıtlar ve bulgular paflagonyalılar döneminden bu yana bölgede yerleşim olduğunu göstermektedir.Karadonu köyü sınırları içindeki Doğanlar kalesi milattan önce 1100 700 yıllarında hüküm süren Paflagonyalılar dönemine aittir.
İlçede bulunan eski maden galerileri ve aletler Bizans döneminde de madenlerin işletildiğini göstermektedir.Bizans döneminden kalan bölgedeki  en önemli eser Ağlı Kalesidir.
1292 tarihinde bölgenin Candaroğulları beyliğinin egemenliğine geçmesi ile Küre tarihteki en hareketli dönemine başlamıştır.Bu hareket ve canlılık Fatih dönemi sonuna kadar devam etmiştir.Beylikler döneminde ilçe pek çok eserle süslenmiştir.Bu gün hala ayakta kalan Hoca şemseddin camii İsmail bey hamamı Müderris hamamı ve yanmış ve yıkılmış birçok tarihi eserlerden, mezarlıklardan,birkaç milyon tonu bulan bakır atığı maden curuflarından, o devirlerde halkın uğraştığı sanatlardan ve yapılan kazılarda bulunan künk su borularından erişilen uygarlık düzeyi anlaşılmaktadır.O devirlerde üretilen bakır bölgenin hakimiyeti beyliklere ait olmasına rağmen Osmanlıya ait idi Fatih Sultan Mehmet in İstanbul un fethinde kullandığı topların bakırı Küre den gitmiştir.Bu gün İstanbul un değişik yerlerinde sergilenen topların birkısmında Küre-i Nühas adı okunmaktadır.Küre-i Nühas Osmanlıca Bakır ocağı anlamına gelmektedir (Küre=ocak Nühas=bakır) İlçenin bugünkü imside buradan gelmektedir.Tapu Kadastro kayıtlarında yapılan araştırmada bir dönem ilçenin isminin Küre-i Mamure olarak geçtiği görülmektedir.

1840 tanzimat fermanından sonra kurulan nüfus teşkilatı kayıtlarına göre Küre 16 mahalleden oluşmaktadır.Fakat zamanla teknolojinin geri kalması maden üretimini yavaşlatmış 1898 ve 1913 yıllarında çıkan iki büyük yangın ilçenin büyük kısmının ve birçok tarihi eserin yok olmasına sebep olmuştur.1800 lü yıllarda Kastamonu ya bağlı bir Kadılık iken 1868 yılında tam teşekküllü bir nahiye olarak İnebolu ya bağlanmıştır.

Kurtuluş savaşında Kürelilerde hiçbir fedakarlıktan kaçınmamış İnebolu dan cephane taşınmasından cephede savaşmaya kadar mücadele etmişlerdir.Çarşıda kurulan kazanlarla İnebolu dan cephane taşıyan insanlara yemek dağıtımı yapılmış  dinlenmeleri için her türlü imkan Küreliler tarafından sağlanmıştır.

Ulusal kurtuluş savaşının kazanılmasından sonra ulu önder Atatürk Kastamonu’yu ziyaret ederek Şapka inkilabını gerçekleştirmiş ve 25 Ağustos 1925 günü Küre’yi de ziyaret etmiştir.Bu ziyaret esnasında kendisinden halen nahiye olan Küre’nin ilçe olması talebinde bulunan Küre lilere konuyu inceleyeceği sözünü vermiş ve akabinde 26/6/l926 tarihli kanun ile Küre ilçe olmuştur.Ancak yangınlar sebebi ile bütün kayıtlar yandığı için belediyenin kesin kuruluş tarihine ulaşılamamıştır 1800 lerin sonlarında belediye teşkilatı olduğu bilinmektedir. 

 
CUMHURİYET DÖNEMİ

Yangınlar ve 1800 lerin sonunda madenin kapatılması ile kan kaybeden ve bir köy görünümüne bürünen Küre Cumhuriyetin ilanı ve akabinde ilçe olması  ile birlikte yeniden toparlanmaya başlamıştır.İlçenin sahip olduğu zenginliklerin işletilmesi ile ilgili çalışmalar başlatılmış ve ilçenin %65 ini kaplayan ormanların ekonomiye katkılarını artırmak için 1/10/1943 yılında orman işletme müdürlüğü kurulmuş, 1939 yılında başlayan maden arama işleri de 1945 yılında tamamlanmış ve 1955 yılından itibaren maden işletmeye açılmıştır.O tarihden günümüze ilçe ekonomisi madencilik ve ormancılık üzerine kurulmuş ancak son yıllardaki genel politikalar ve özelleştirme sebebi ile ekonomiye katkısı azalmış ve ilçe göç vermeye başlamıştır.Ekonominin tekrar canlanması için çalışmalar yapılması ve doğal güzelliklerden ekonomik olarak faydalanmak için turizme yönelmek gerekmektedir.

İlçe merkezinde inşaatı devam eden 750 metrekare inşaat alanı olan sosyal tesisimizin düğün salonu kısmı bitirilmiş olup diğer iki katında düşünülen otel, restaurant kısmının inşaatının da bu yıl bitirilmesi hedeflenmektedir.

COĞRAFİ KONUMU

Küre Dağları Milli Parkı Batı Karadeniz bölgesinde ve tarihsel geçmişde Küre-i Nûhas Dağları olarak bilinen ve günümüzdeki Küre Dağları üzerinde yer almaktadır. Tamamen bir plato karakterindeki milli park doğudan batıya doğru uzanır. Bölgede yer alan bu dağ silsilesi yakın çevresi için fiziksel ve sosyal anlamda bir eşik niteliğindedir. Milli parkın mutlak koruma bölgesi olarak sınırlandırılmış alanı içinde hemen hemen hiçbir yerleşim bulunmamakla birikte iç kesimlerine gidilebilecek, kara yolu dahi yoktur. Küre Dağlarının iç kesimlerine ancak patika yol olarak tariflenen, geçmiş dönemlerin antik yolları vasıtasiyle ulaşılabilmektedir. Bu nedenledir ki sosyal hayat milli parkın yakın çevresinde devam etmektedir. Coğrafi özelliğinin böyle oluşundan dolayı milli parkın yakın çevresi tampon zon olarak tanımlanmış ve tampon zonu da içeren bölge planlama alanı olarak kabul edilmiştir. Planlama alanı 114787,5 hektardır. Bu alanın 37.000 hektarı ise milli park olarak ayrılmıştır. Milli Park olarak ilan edilen 37.000 hektarlık alanın yaklaşık % 45′ e yakın bir kısmı Bartın ili mülki hudutları içerisinde diğer kalan kısmı da Kastamonu ili mülki hudutları içerisinde kalmaktadır.

Milli Park, Batı Karadeniz coğrafi bölümünde Küre Dağları üzerinde yer almaktadır. Bütünüyle bir Plato karakteri taşıyan park alanı, doğu-batı doğrultusunda uzanmaktadır. Milli park ve yakın çevresi Batı karadeniz karst kuşağı içinde yer almaktadır. Kuşak üzerinde gelişmiş 4 ana aşınım yüzeyi karst jeomorfolojisinin ulusal ve uluslararası düzeyde ilginç örneklerini oluşturmuştur. Özellikle kanyonlar, boğazlar, mağaralar ve düdenler adı geçen oluşumların ilginç örnekleridir. Milli Park 07.07.2000 yılında ayrılmış ve ilan edilmiştir. Küre Dağları Milli Parkı, Kastamonu ilinin kuzey batı bölümünde genel olarak Cide, Azdavay, Pınarbaşı ilçeleri ile Bartın ilinin Doğu bölümü arasında kalan bölgeyi kapsamaktadır. Toplam 37000 hektarlık bir alanı kaplayan parka en yakın yerleşim merkezleri, Pınarbaşı, Azdavay, Cide, Arıt, Ulus, Amasra ve Kurucaşiledir.

FLORA; Milli Park içinde yer alan karstik kuşağı benzerlerinden ayıran en önemli yanı ise nemli bir iklim kuşağına sahip olması, bu nedenlede ulusal ve uluslararası öneme sahip doğal, yaşlı ve bakir orman örtüsünün bulunmasıdır. Bu ormanlar, yapılarında ılıman kuşak kayın ve göknar meşçelerine, endemeik bitki türlerini, biyolojik çeşitlilik açısından zengin orman ve yalancı maki formasyonlarını barındırmaktadırlar.

FAUNA; Milli Park, Fauna ve yaban yaşamı yönünden de zengin potansiyele sahiptir. Türkiyede varlığı bilinen 132 memeli türünün 40 ‘ına bu bölgede rastlanmaktadır. Ayrıca Tilki, Su samuru, Karaca ve Geyik gibi nesli tehlike altında olan türlerde bölgede yaşamaktadırlar. Park ve yakın çevresinde ayrıca 129 kuş türü yaşamakta, bunların 46 ’sının soyu tükenme tehlikesi altında bulunmaktadır. Yöre, Gündüz ve gece yırtıcıları açısından da zengindir.

AKTİVİTELER; Milli Park, Kültürel Kaynak Değerleri Yönünden Zengin Çeşitlenmiş Folklorik değerlere sahiptir. Yöre, özgün giyim-kuşam halk müziği, zengin yerel mutfak vb. Kültür potansiyelinin günümüze değin korunarak gelmiş örnekleriyle doludur. Milli Parkta planlanmış bölümlerde ve güzergahlarda çeşitli rekreasyonel kullanım olanakları mevcuttur. Doğa yürüyüşleri, tırmanma, manzara seyri, kırsal yaşam aktivitelerine katılma, eğitsel amaçlı doğa turları rekreasyonel olanakların başlıcaları arasında sayılabilir. Valla Kanyonu, Çatak Kanyonu, Aydos Kanyonu, Ilgarini Mağarası, Şelaleler, Patikalar, Türbe Tepe, Davarini Tepe, Loç Kanyonu, Kirazlıdere, Corumna arkeolojik alanı ve Roma yolu, Delikli Şile, Doğal Fıstık Çamları yayılış alanı, Ceneviz su kuyuları, Kızıl kilise, Ayı Gölü, Yukarıdere, Milli Parkın Başlıcaları arasında sayılabilir. Küre Dağları Milli Parkı ‘nın en uygun ziyaret ve kullanım dönemleri genellikle yaz aylarıdır. Yöre, Haziran-Ağustos Dönemleri arasında en geniş kullanım olanaklarına sahiptir. Park içinde konaklama olanağı yoktur. En yakın yerleşim merkezleri ve köylerdeki pansiyonculuktan geceleme talepleri karşılanabilir. Yaz mevsimi dışındaki elverişli günlerde parkın rekreasyonel kaynaklarından yararlanma her zaman mümkündür.

İKLİM; Yörede Kışlar soğuk Yazlar ılık geçer, iç kesimlerde iklim daha sertleşir. Yağış kıyı kesimlerde bol, iç kesimlerde azdır. Yörede ortalama yağış miktarı 438 mm dir. Kış mevsiminde toprak 2-3 ay karla örtülü kalmaktadır. Bölgede en sıcak ay Temmuz (38.7 °C) en soğuk ay ocak (-35) yağışlı gün sayısı 120-130 gün olup en yağışlı ay Mayıs ‘tır.

ULAŞIM; Kastamonu, İstanbul ‘dan karayolu ile 520 km., Ankara ‘dan 240 km., Zonguldak’tan 265 km., İzmir ‘den 820 km. uzaklıktadır.

 

 Küre İlçemizin Köyleri:

Afşargüney | Afşarimam | Ahmetbeşe | Alacık | Avcıpınar | Belören | Beşören | Beyalan | Bürüm | Cambaz | Camili | Çatak | Çatköy | Çaybükü | Ersizler | Ersizlerdere | Güllüce | Güneyköy | İğdir | İkizciler | İmralı | Karadonu | Karaman | Kayadibi | Kesepınar | Koyunkırtık | Kozköy | Kösreli | Köstekçiler | Sarpun | Sipahiler | Taşpınar | Topçu | Uzunöz

***********************************************************************************************

PINARBAŞI

pinarbasiKastamonu ilinin bir ilçesi olan Pınarbaşı, Azdavay’a bağlı bir köy durumunda iken, 04.07.1987 tarih ve 19507 Sayılı Resmi Gazete de yayımlanan 3392 Sayılı Kanunla İlçe haline gelmiş olup, 26.08.1988 tarihinde faaliyete geçmiştir.

Pınarbaşı ve çevresinde sırayla Gasgaslar, Kimmerler, Lidyalılar, İranlılar, Helenler, Pontuslar, Romalılar, Bizanslılar ve Çobarlar hakim olmuş, 1460 yılından itibaren Osmanlı İmparatorluğuna katılmıştır.

Değişik yazılı kaynaklardın alınan bilgilere ve rivayetlere göre şimdiki adı Çamkışla, önceki adı Erkemle olan köy Roma ve Bizanslılar döneminde kalabalık bir yerleşim yeri olduğu aynı zamanda ,Çamkışla köyü Benle mahallesinin ve Çalkaya Köyününde Roma ve Bizanslılar döneminde önemli yerleşim merkezi olduğu belirtilmektedir.

Tarihi kalıntılar bakımında zengin sayılan Pınarbaşı ilçesinde Sümenler Köyü sınırlarında bulunan Ilgarini Mağarası, yine aynı köyün Kayadibi mahallesinde Hacet Kayası, Çalkaya köyünün batısında bulunan Kurtgirmez tepesinde büyük bir mağara, aynı köyün güneyinde Kedikayası, Ilıca köyünde Bizanslılardan kalma hamam, Çamkışla köyü Benle mahallesindeki yüksek va dik kayalığa insan sureti kazılmış ve yörede Kızkayası olarak bilinen örnekler verilebilir.Ama ne yazıkki buralar define avcıları tarafından harap edilmektedir.
 Coğrafya  Pınarbaşı’nın doğusunda Azdavay ilçesi, batısında Bartın ili Ulus ilçesi, kuzeyinde Cide ilçesi, kuzeydoğusunda Şenpazar ilçesi, güneyinde ise Daday ilçesi ve Karabük ili Eflani ilçeleri ile çevrilidir. Pınarbaşı; zümrüt yeşili ormanları, eşi bulunmaz kanyonları ve mağaraları, ahşap evleri, şirin köyleri ve geleneksel yaşam tarzı ile Anadolu’nun Kuzeyinde Küre Dağlarının güney kesiminde yer alır. (33° 07’E, 41˚36’N) Yüzölçümü 571 km2, rakımı 650mdir.İlçe dağlık engebeli bir araziye sahiptir. Dağlar arasında kalan vadiler küçük plato düzlükleri ile Zarıçayı’nın vadi tabanı ekonomik faaliyet ve yerleşim alanıdır.Başlıca dağları; Kurtgirmez Dağı 1338m., Büyük Dağı 1151m., Gavurharman Dağı 1136m. Yüksekliğe sahiptir. Önemli akarsuyu Zarıçayıdır. Çavuş köyü hudutları içinden doğan bu çay güneyden kuzeye akarak Ilıca köyünde Devrekani Çayı ile birleşir. İklim Karadeniz iklimi ile kara iklimi arasında geçiş iklimidir. Kışlar uzun ve soğuk geçer yazlar kısa ve sıcaktır. İlçe orman bakımından oldukça zengin olup, yörenin %63’ü ormanla kaplıdır. Yükseklerde iğne yapraklı ağaçlar yaygın olup, alçak kesimlerde çayır ve makiye benzer bitki örtüsü hakimdir.
 Nüfus  [değiştir]22 Ekim 2000 yılında yapılan Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre ilçe merkezi nüfusu 2.270 kişi, köylerin nüfusu 3.708 kişi olup, toplam nüfus 5.978’dir. Nüfus varlığının gelişememesinin nedeni dışarıya göçtür. Ekonomik zorluklar halkı özellikle İstanbul ve diğer büyük şehirlere itmiştir. Köy nüfusunun %85’i 50 yaş ve üzerindeki insanlardan oluşmakta-dır. Öğrenim çağı dışına çıkan gençler askerlik öncesinde İstanbul’a göçmekte, askerlik dönüşünde de İstanbul’a yerleşmektedir. istnbula en çok göç veren ilçelerimizdendir.
 Turistik Yerler   Valla Kanyonu  [değiştir]Pınarbaşı İlçesi Muratbaşı Köyü sınırları içerisinde bulunmaktadır. Kanyonun ilçeye uzaklığı 26km’dir. Muratbaşı Valla Mahallesine kadar stabilize yoldur. Kanyona kadar olan 1.5 Km’lik kısmı ise orman içi patika yoldur.

Pınarbaşı ilçesine bağlı Muratbaşı köyündeki Valla Kanyonu Devrekani Çayı ile Kanlıçay’ın birleştiği bölgeden başlamakta olup, Cide ilçesi istikametinde 12 km uzunluğunda yan duvar kayaların yüksekliği yer yer 800-1300 Valla Kanyonu 1994 yılında İstanbul Teknik Üniversitesinden gelen 4 öğrencinin burada kaybolup, 14 gün sonra Cide ilçesinden çıkmaları ve burasını Vahşi Cennet olarak tanımlamaları ile basında yer alıp, doğa severlerin ziyaret yeri haline gelmiştir. Kanyonun techizatsız geçilmesi mümkün değildir.
 Ilgarini Mağarası  İlçe merkezine uzaklığı 36 km olup, Sümenler Köyü Kazla mahallesi Top Meydana mevkiine kadar vasıta ile ulaşmak mümkündür. Sorkun Yaylasından itibaren dik ve kayalık orman içi patika yoldan yaya olarak 2 saat yürüyerek mağaraya ulaşmak mümkündür.

Mağaranın tabii kemerli bir girişi vardır. İçeri girildiğinde iki kola ayrıldığı görülür. Girişte Bizans dönemine ait olduğu sanılan bir köy yıkıntısı mevcuttur. Sağdaki düz yoldan gidildiğinde Su sarnıcı bulunmaktadır. Bu sarnıç zaman içinde tahribata uğramıştır. Bu bölümde odalar ve sarkıtlar bulunduğundan Avizeli salon denilmektedir. Mağarasın sola ayrılan diğer yolundan gidildiğinde ağızdan itibaren –250m derinliğe kadar inilmekte ve M.Ö.2000 yılına ait insan yaşantısı izlerine rastlanılmaktadır.Bu değerleri ile dünyanın 4. mağarası olduğu bilinmektedir. Yolun başlangıcından aşağıya inildiğinde küçük bir düzlüğe ulaşılmaktadır. Buraya kadar inerken 40 kadar dönüşlü taştan örülmüş ve viraj şeklinde yoldan inilmektedir. Bu düzlükte kilise kalıntısı ve mezarlar vardır. Bu kısımda 7 adet mezar mevcuttur. Mezarlar zaman içinde gerek araştırmacılar gerekse başka amaçlarda tahrip edilmiştir. Kafa, kol ve bacak kemiklerine rastlanılmaktadır. Buradan sonrada yola devam edebilmek için teknik malzeme gerekmektedir. Böylece ulaşılabilen yere kadar mağaranın uzunluğu 858 m’dir.
 Ilıca Şelalesi  Pınarbaşı Ilıca Köyü sınarları içersinde bulunup, 12 km uzaklıktadır. Ilıca Köyünden itibaren patika yoldan yaya yarım saat sürmektedir. Su yaklaşık 10 metre yüksekten dökülmekte ve bu suyun döküldüğü yerde doğal olarak bir havuz oluşmuştur. Bu şelalenin en önemli özelliği de oluşan bu havuzun etrafının çok sayıda ağaç ve bitki örtüsü ile çevrili olmasıdır. Yine Şelalenin üst kısmından gidildiğinde yıllardır akan su ile kayaların aşınması sonucu kayalarda oluşan çukurluklar ve oymalara ayrı güzellik katmaktadır.

Yine aynı köy içerisinde Bizanslılardan kalma bir hamam mevcuttur. Hamam yontma taştan yapılmış kubbe şeklinde 2 metre genişliğinde 3.5metre uzunluğunda 1.80 metre yüksekliğinde’dir. Hamamın yaz ve kış su ısısı 23 °C’dir. Yine hamamın yan duvarlarında insanların yıkanmaları için sabunluklar ve oymalar mevcuttur.
 Horma Kanyonu (Anbar Gölü)  Zarı çayı üzerinde olup, suyun taştaki kireçleri aşındırması ile oluşan derin kazanlar şeklinde çukurlar mevcuttur. Eski dönemlerde yaşayan insanların kayaları oyarak su kanalı açıp, bu kanaldan su ile çalışan un değirmenine su akıtmaları yine ayrı bir dikkat çekmektedir. Pınarbaşı gezip görülcek en güzel ilçemizdir. Tarihsel açıdan bir gelecektir. Kanyon girişi Meydandüzü diye bilinen havza ‘dan başlar. Ayıderesi’ni geçerek Ilıca Şelalesi’nde sona erer…

Pınarbaşı İlçemizin Köyleri:
Aşağıaktaş | Başköy | Boğazkaya | Çalkaya | Çamkışla | Çavuşköy | Çengel | Demirtaş | Dizdarlı | Esentepe | Gümberi | Hocalar | Ilıca | Kalaycı | Kapancı | Karafasıl | Karacaören | Kayabükü | Kerte | Kurtlugelik | Mirahor | Muratbaşı | Savaş | Sümenler | Urva | Uzla | Uzunçam | Üyükören | Yamanlar | Yukarıaktaş |

***********************************************************************************************

 

SEYDİLER

seydiler_1Kastamonu ilinin bir ilçesidir. Seydiler, İnebolu-Kastamonu karayolu üzerinde çok eski tarihlere dayanan bir yerleşim yeridir. Kurtuluş Savaşı’nda eli silah tutanların cephede olduğu sıralarda İnebolu’ya çıkarılan silah ve cephanelerin Kastamonu üzerinden Ankara’ya ulaştırılmasında yaşlı erkeklerle kadınlarımızın da insanüstü çalışmaları olmuş, tarihe geçmişlerdir. Bu tarihe geçen kadınlarımızdan biri de Seydilerli Şehit Şerife Bacı’dır. Şerife Bacı 1921 yılının çetin kış şartlarının hüküm sürdüğü Aralık ayında sırtında çocuğu, önünde kağnısı ile İnebolu’dan Kastamonu’ya cephane taşırken, Kastamonu Kışlası önüne kadar gelmiş, mermileri ve çocuğunu korumak uğruna donarak şehit olmuştur. Cumhuriyet öncesi İnebolu ilçesine bağlı olan Seydiler, 1926 yılında Küre’nin İlçe oluşu ile buraya bağlanmış, 04.08.1944 tarih ve 4642 sayılı kanunla ilçe olan Devrekani’ye bağlanarak uzun süre Bucak statüsünde idare edilmiştir. 1967 yılında belediye teşkilatı kurulan Seydiler, 20.05.1990 gün ve 3644 sayılı kanunla ilçe olmuş, 08.05.1991 tarihinde ilçe kaymakamının fiilen göreve başlaması ile Kastamonu ilinin 19. ilçesi olarak faaliyete geçmiştir.

Seydiler İlçemizin Köyleri:

Çerçiler | Çırdak | Çiğilerik | Emreler | Ericek | İmrenler | İncesu | Karaçavuş | Kepez | Mancılık | Odabaşı | Sabuncular | Şalgam | Üyük | Yolyaka

***********************************************************************************************

 

TAŞKÖPRÜ

taskopruTaşköprü, Kastamonu ilinin bir ilçesidir. Taşköprü ilçesi adını Gökırmak üzerinde Çobanoğulları zamanında yapılmış olan yedi gözlü 68 metre uzunluğundaki Taşköprü’den almaktadır.
Konumu: İlçe, Kastamonu il merkezinin kuzey-doğusunda ve il merkezine 42 km. uzaklıktadır.İlçenin rakımı(denizden yüksekliği),yaklaşık 500 metredir. İlçe antik Pompeypolis şehrinin civarında, Gökırmak kenarında ve Kastamonu-Boyabat(Sinop) yolu üzerinde kurulmuştur. Kastamonu merkez, Tosya, Devrekani, Boyabat, Hanönü ilçeleriyle sınırdaştır. Kastamonu merkez ile “çifte (duble) yol”; Hanönü, Ayancık, Boyabat ve (Çiftlik üzerinden)Tosya ile asfalt geliş-gidişli karayolu bağlantısı vardır.
Tarih: Taşköprü ,Türklerin Anadolu’daki en eski yerleşim yerlerinden biridir. İlçe tarih boyunca çeşitli uygarlıkların yerleşim bölgelerinden birini oluşturmuştur. M.Ö. 64 yılında Romalıların egemenliği altına girmiştir. Paflagonya eyaletinin merkezi olarak “Zimbıllı Tepesi” denilen yerde kurulan tarihi Pompeiopolis kenti, akropol ve devlet büyüklerinin oturduğu yer olarak kullanılmıştır. Romalılar Poplogonya’yi zaptettikten sonra komutan Pepe’nin isminden dolayı Taşköprü’ye (Pompeiopolis) demişlerdir. Eti kaynaklarına göre, Etiler Orta Anadolu’da yasarken Taşköprü ve civarından Gasga (Kaska) adlı bir devlet hüküm sürmüştür. Gagalar yaptıkları savaşların sonunda Eti’lere yenilmişler ve Paflagonya Eti egemenliğine girmiştir(M.Ö. 1330). Bizans Dönemi’nde Kastamonu gelişince Pompeiopolis küçülmüştür.

Anadolu’nun Türkler tarafından fethinden sonra,1292-1460 yılları arasında Çobanoğulları ve Candaroğulları’nın yönetiminde kalan ilçe, 1460 yılında Osmanlı yönetimine girmiş ve Kastamonu’ya bağlı kadılık olarak idare edilmiş, 1864 tarihinde de ilçe(kaza) olmuştur.1990′lı yıllarda İlçeye bağlı (eskiden nahiye olan) Hanönü(Gökçeağaç),bazı köylerle birlikte ayrı bir “ilçe” olmuştur.

Fetih’ten sonra hiç işgal yaşamamış olan Taşköprü, 1. Dünya, Çanakkale ve Kurtuluş(İstiklal) savaşları sırasında ve sonrasında çok sayıda evladını “şehit” olarak vermiştir.(Anılan savaşlarda nüfusuna göre “en fazla şehit veren iller” arasında Kastamonu, ilk sıralarda yer almaktadır. Bu vesileyle, aziz şehitlerimize ve gazilerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyoruz.)

Arkeolojik ve Kültürel Miras

 İlçeye adını veren ve halen kullanılan “Taş köprü”, M.S. 1366 yılında Yağmur Bey’in oğlu Ali Bey tarafından Kastamonu Emiri Adil Bey’in oğlu Celaleddin Beyazıt (Kötürüm Beyazıt) adına yaptırılmıştır.

Taşköprü’ye en fazla önem veren Muzaffereddin Gazi’dir. Türk-İslam Cağı’nda hiç istilaya uğramamış ve savaş görmemiş olan Taşköprü, arkeoloji itibariyle pek zengin ve önemli bir yerdir. Höyükleri, tumuluslari, kaya tünelleri, kaya mezarları, kaleleri, Muzaffereddin Gazi Hamamı, Abdal Hasan Köyü Hamamıve türbesi, Kornapa, Yazıhamit Kızılkese Camileri birer sanat eseri olup ayakta duran tarihi vesikalardandır.En son 1927 yılında yaşanan büyük yangın sonucu, ilçe merkezindeki bir çok tarihi eser ve kültürel miras yok olmuştur.

Taşköprü’nün 5 km kuzey doğusundaki (”kızlar kalesi” diye isimlendirilen)kale bir kısım dağların arasında kalmıştır. Kale 100 metre kadar yükseklikte bir tepe üzerinde sarp kayalıklar oyularak yapılmıştır.

Taşköprü’nün 10 km güneyinde bulunan Alisaray Köyü’nde bazı harabeler vardır. Bu köyün Ören mevkiinde ve batı tarafındaki tarlalarda bazı duvar harabeleri görülmektedir. Köylüler buradan büyük işlenmiş taşlar çıkarmışlardır. Taşköprü’nün 15 km güneyinde ve Ali Saray’a bir saat uzaklıkta bulunan Kilise Köyü’nün bazı yerlerinde eski eserler bulunmaktadır. Buradan çıkarılan bir boğa heykeli Kastamonu Müzesi’ne getirilmiştir. Kilise Köyü kuzey tarafında bulunan İşlik Kayası’ndan köylüler testi küp ve benzeri eserler çıkarmaktadırlar. Ayrıca kilise köyünün hemen sınırında bulunan sakız köyü bölgesinde bulunan sakız göletiyle doğa ve mavinin iç içe bulunduğu eşsiz bir doğa sunmaktadır.

Pompeypolis antik kentini ortaya çıkartabilmek için çok büyük çapta kazıların düzenlenmesi gerekmektedir. Bu gerçekleştiği takdirde ilçede yeni bir Efes ortaya çıkacak ve ilçe büyük bir turizm potansiyeline kavuşacaktır. Bu konuda Kültür Bakanlığı nezdindeki girişimler sonuç vermeye başlamış, koruma ve kazı çalışmaları programlanmıştır.

Yörede gerçekleştirilen sınırlı kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan tarihi eser ve kalıntıların bir kısmı halen [[Kastamonu Müzesi’nde korunmaktadır.

Geleneksel sanatlar/zanaatlar arasında, ip ve urgancılık, kilim ve bez dokuma, ağaç işçiliği,bakırcılık vb. sayılabilir.Kendirden ip ve urgan eğirme, germeç ve kendir üretilen diğer yörelerde eskiden önemli bir faaliyet idi.Ev tezgahlarında, kendir kilim ve pamuktan önlük dokuma da geleneksel zanaatlar arasındadır.Yaşanan değişmeler sonucu, bahsedilen faaliyetler ve bunlara ait tezgah ve aletler,ortadan kalkmak üzeredir.Geleneksel zanaatlara ait ürün ve aletlerin, kültürel miras olarak korunması ve turizm amaçlı değerlendirilmesi, ilgi bekleyen bir konu durumundadır.
 Toplum ve Ekonomi

 Taşköprü biri 1308, diğeri 1927 de olmak üzere iki defa yanmış ve birçok tarihi eser yok olmuştur. 1927 yangınından sonra ilçede Kadastro uygulanmış, mevcut sokak düzeni oluşturulmuş, geniş caddeler açılmıştır. Çok sayıda köyün ekonomik merkezi olmasına bağlı olarak ekonomisi gelişmiş ve modern yapılar yapılmıştır. Ancak ilçenin genişleme imkânları değerlendirilmemiş, yukarıda belirtilen planın oluşturduğu tek merkeze bağlı olarak çok katlı yapılar çoğalmış, yerel mimari örnekleri yok olmaya yüz tutmuştur.

Taşköprü, toplum ve kültür özellikleri bakımından Türk-İslam kültürünün egemen olduğu tipik bir Anadolu ilçesidir.İlçenin, özellikle “kuyu kebabı” meşhurdur.İlçe pazarı cuma günleri kurulur. Ayrıca, son yıllarda salı günleri “sarımsak pazarı” da kurulmaktadır.(Ayrıca, ilçeye bağlı Alatarla (germeç) köyünde perşembe günleri Germeç pazarı” da kurulmaktadır.)

TAŞKÖPRÜ BELEDİYESİ Cumhuriyetten önce Osmanlı Devleti zamanında kurulmuştur.Özellikle Hasan Altan döneminde kabuk değiştirmiş ve temiz modern bir ilçe olmuştur En son 2004 yılında seçilen Belediye başkanı Hasan Altan ile önceki belediye başkanı Mehmet Serdaroğlu, halen(2007 temmuz seçiminden beri) TBMM’nde Kastamonu milletvekili olarak görev yapmaktadırlar. 2007-2009 yılları arasında Mustafa Günay,Belediye başkanı olarak görev yapmıştır.29 Mart 2009′da Hüseyin Arslan, Belediye Başkanı seçilmiştir.

İlçe merkezi 25 Ağustos 1925′de Atatürk tarafından ziyaret edilmiştir.

Taşköprü, İlçe topraklarını boydan boya geçen “Gökırmak” çevresindeki ovalık alan ile ırmağa dökülen çeşitli çaylar çevresindeki vadiler ve civardaki fazla engebeli olmayan arazileri ile, Kastamonu’nun elverişli tarımsal arazi bakımından en geniş imkâna sahip ilçesidir.Buna bağlı olarak, İlçede özellikle “traktör” sayısının fazlalığı da dikkati çekmektedir.Traktör, tarım aracı olmak yanında çoğu vatandaş için bir “binek aracı” görevi de görmektedir.

Taşköprü’de üretilen tarımsal ürünlerin arasında en meşhur olanı sarımsaktır . Çiftciler Dünyaca ünlü bu sarımsağa beyaz altın derler. Yıllık üretimi 18 000 ton civarındadır. Her yıl eylül ayı başında Taşköprü Belediyesi tarafından “Uluslararası Taşköprü Sarımsak ve Kültür Festivali” düzenlenir.(Festival, önceleri her yıl düzenlenen Taşköprü panayırı’nın yerini almıştır.) Diğer tarımsal ürünler arasında, arpa,buğday,kendir, pancar, elma, çeşitli meyve ve sebzeler.. sayılabilir. Önceleri, ilçe ekonomisinde önemli bir paya sahip olan “kendir”in üretimi, son yıllarda, neredeyse bitme noktasına gelmiştir.Buna bağlı olarak, özellikle Germeç yöresinde yaygın olan “urgancılık” ta büyük ölçüde ortadan kalkmıştır.

Taşköprü, diğer ilçelere göre nispeten daha iyi durumda olmakla birlikte, çoğu Anadolu şehri gibi dışarıya oldukça fazla göç veren bu nedenle genel nüfus artış hızı düşük olan bir ilçedir.Daha çok ekonomik nedenlere bağlı bu göç yüzünden, özellikle dağ köyleri, neredeyse boşalmış durumdadır.Tarım,hayvancılık, sanayi, ticaret, turizm alanında potansiyeli değerlendirme ve ekonomiyi canlandırmaya yönelik tedbirlerin alınmasına ihtiyaç vardır.

Taşköprü ekonomisi, büyük ölçüde tarım, ormancılık ve hayvancılık ile belirli ölçüde ticaret ve sanayie dayalıdır. Uzun yıllar faaliyet gösteren Sümerbank Kendir fabrikası, yıllar önce kapanmıştır.SEKA kâğıt fabrikası da bir kaç yıl önce özelleştirmeyle MOPAK’a satılmıştır.Halen faal olan kâğıt fabrikası yanında, son yıllarda bazı küçük sanayi işletmeleri(ağaç işleri, konfeksiyon, sarımsak işleme gibi) de faaliyete geçmiştir. Taşköprü’lü müteşebbislerce kurulan EKOL ağaç sanayii,halen faaliyette olup İlçe’nin “ihracat” yapan örnek bir kuruluşudur.Ayrıca, Boyabat yolu üzerinde kurulu bir “küçük sanayi sitesi” faaliyettedir.

Taşköprü, merkez nüfusu bakımından Kastamonu’nun (Tosya’dan sonra) ikinci büyük ilçesidir.Toplam nüfus olarak ise Kastamonu’nun en büyük ilçesidir.İlçe planlı yapılaşma ve çevre düzenlemesi açısından da iyi bir durumdadır.Özellikle son yıllarda yapılan ve hızlandırılan yatırımlar ilçeyi hareketlendirmiştir Kastamonu-Taşköprü yolu modern bir hale getirilmiştir Küçük ölçeklide olsa Tekstil ve sarımsak işleme tesisleri kurulmuştur.Karadere barajı bitme aşamasına gelmiştir.

 Taşköprü İlçemizin Köyleri:

Abay | Abdalhasan | Afşar | Akçakese | Akdeğirmen | Akdoğan | Akdoğantekke | Akseki | Alamabatak | Alamakayış | Alamaşişli | Alasökü | Alatarla | Alibeşe | Alisaray | Armutlu | Arslanlı | Aşağıçayırcık | Aşağıçit | Aşağıemerce | Aşağışehirören | Ayvalı | Badembekdemir | Bademci | Bekdemirekşi | Bekirli | Beyköy | Boyundurcak | Bozarmut | Böcü | Bükköy | Celep | Çambaşı | Çaycevher | Çaykirpi | Çaylaklar | Çekiç | Çetmi | Çevik | Çiftkıran | Çiftlik | Çit | Çoroğlu | Çördük | Dağbelören | Derebeysibey | Derekaraağaç | Dereköy | Dilek | Donalar | Doymuş | Duruca | Erik | Ersil | Esenlik | Eskiatça | Eskioğlu | Garipşah | Gündoğdu | Güneykalınkese | Hacıali | Hamzaoğlu | Hasanlı | Hocaköy | İmamoğlu | İncesu | Kabalar | Kadıköy | Kapaklı | Karacakaya | Karacaoğlu | Karadedeoğlu | Karapürçek | Karnıaçık | Karşıköy | Kayadibi | Kayapınar | Kaygınca | Kese | Kılıçlı | Kıran | Kırha | Kızılcaören | Kızılcaörhen | Kızılkese | Kirazcık | Koçanlı | Kornapa | Köçekli | Kuylus | Kuzkalınkese | Küçüksü | Masatlar | Obrucak | Olukbaşı | Ortaköy | Ortaöz | Oymaağaçseki | Ömerli | Örhen | Örhenli | Paşaköy | Pirahmetli | Samanlıören | Sarıkavak | Sarıseki | Sarpun | Şahinçatı | Şehirören | Taşçılar | Tavukçuoğlu | Tekeoğlu | Tepedelik | Tokaş | Urgancı | Uzunkavak | Vakıfbelören | Yavuç | Yavuçkuyucağı | Yazıhamit | Yeniler | Yeşilyurt | Yoğunoluk | Yukarıçayırcık | Yukarıemerce | Yukarışehirören

***********************************************************************************************

 

 

TOSYA

tosyaTosya Kastamonu ilinin bir ilçesidir.Tosya bölge itibari ile çok eski bir yerleşim merkezidir ve ne zaman, kimler tarafından kurulduğu bilinmemektedir. Şehrin, doğu-batı ticaretinde çok önemli olan “İpek Yolu” üzerinde kurulması önemini artırmış, şehir günümüze kadar çok önemli bir kültür ve ticaret merkezi olma özelliğini korumuştur.

Tosya geçmiş dönemlerde sırasıyla Gasgas, Hitit, Firik Lidya, Kimer, Trak, Roma ve Bizans egemenliğinde kalmış, 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra, Çankırı ve Kastamonu ile beraber Türk hakimiyetine girmiştir. Bölge önce Anadolu Selçuklu Devleti sonra Candaroğulları, Çobanoğulları ve II. Murat döneminde de Osmanlı Devleti hakimiyetine girerek günümüze kadar gelmiştir. Bu sürenin 1071′den önceki yaklaşık 700 yılı Bizans, sonraki 930 yılında Türk hakimiyetinde geçmiştir.

Tosya ile ilgili kaynaklarda Tosya adının, Bizans döneminden kaldığı, daha önceki isminin de “Zoaka” olduğu, bugünkü Tosya ismiyle ilgili olarak da “Doceia” nın Tosya’da yaşayan yerli bir ailenin adı olduğu, ve bu ailenin Kastamonu’da yaşayan Kommenler’le alakaları olduğu , daha sonra bu ismin tükçe telaffuza uygun olarak “Tosya” olarak kullanılmaya başlandığı yazılmaktadır.

Şehrin tarih içindeki ilk yerleşim bölgesinin şimdiki yeri olduğuna dair bazı şüpheler vardır. Bugünkü yerleşim bölgesinin güney doğusunda yaklaşık üç kilometre uzaklıktaki “Mermerdirek” mevkiinde Bizans dönemine ait kalıntıların bulunması Tosya’nın ilk yerleşim yerinin burası olabileceği sanılmaktadır.

Tosya’daki yer isimlerinden Kayı,Karkın, Kınık, Bayat, Afşar, Çepni, Gökomuz gibi Türk isimleri olması, bölgeye yerleşen Türklerin oğuz boylarına mensup olduklarını göstermektedir

Milli Mücadele yıllarında eli silah tutan Tosyalılar cephede savaşırken, geriye kalanlar da cepheye silah ve mühimmat taşımışlardır.İstanbul’dan gizlice kaçırılan silah ve cephaneler İnebolu Limanı’na, oradan katır ve kağnılara yüklenerek Kastamonu, Tosya, Ilgaz, Çankırı üzerinden Ankara’ya ulaştırılıyordu. Savaş yıllarında kazamızdan 400 katırlık kervanlarla cepheye mühimmat taşınmış, işgale uğramamasına rağmen, Kuvay-ı Milliye’ye her türlü desteği sağlamış, resmi kayıtlara göre Sakarya Meydan Muharebesi’nde ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde toplam 310 şehit vermiştir.

1927 yılında çizilmiş bulunan bu harita Tosya’nın 1926 yılındaki idari yapısını ve istatistiki bilgileri içermektedir. Haritanın aslı Tosya Kaymakamlığı’nda sergilenmektedir

Tosya’nın Türk Hakimiyetine Girişi:
Tosya’nın Türkler tarafından fethini Paflagonya olarak bilinen bölgenin fethi içerisinde aramak gerekir.Türkler Anadolu’ya ilk defa Hun’lar zamanında gelmişler, daha sonra Müslümanlığı kabul eden Türk beyleri İslam orduları ile Anadolu’daki gaza faaliyetlerine katılmışlardır. IX. Yüzyılın sonlarında Busru’l Afşini, Kayıoğlu Ahmet, Hakan Munis, Burduroğlu Rüstem, Ebu Sabit’in Türki, Toğanoğlu Ahmet gibi meşhur Türk komutanlar Sivas, Amasya, Niksar, Kayseri, Şebinkarahisar, Konya,Ereğli, Yalvaç, Bergama, Ankara, Ulukışla, Çankırı, Eskişehir gibi Anadolu’nun bir çok şehrini ele geçirmişlerdi. Ancak karşı taarruza geçen Bizans orduları bu şehirleri geri almaya muvaffak olmuşlardı.

Anadolu’nun kamilen Türklerin eline geçmesi şüphesiz ki 1071 Malazgirt Zaferinden sonra olmuştur. Selçuklular bu büyük zaferi kazandıktan sonra Anadolu’ya yaptıkları akınların mahiyeti değişmiştir. Daha önce Anadolu’yu tanıyan, keşfeden ve yıpratan akınlar yerine Malazgirt zaferinden sonra kalıcı ve yerleşme gayesi ile fetihlere girişilmiştir. Bizans ordusunun Malazgirt’te kesin bir yenilgiye uğratılmasından sonra, Anadolu’da Türk akınlarına mukavemet edecek bir gücün kalmaması üzerine Türkler kısa bir zaman içerisinde Üsküdar’a ulaşmışlardır.

Tosya’nın fethedilmesini tabi olarak bölgenin fethedilmesi hareketleri içerisinde aramak gerekir. Bölge Türklerin eline takriben XI. Yüzyılın sonlarında geçmiştir. Bu yıllarda Çankırı’yı ele geçiren Emir Kara Tekin Sinop, Kastamonu ve Çankırı’da hüküm sürmüştür. Tabiatıyla Tosya da ilk defa bu yıllarda Türk hakimiyetine girmiş oldu. I. Haçlı seferinin başlaması üzerine bölge uzun yıllar Türk-Bizans mücadelesine sahne olmuştur.

Selçuklular ve Beylikler Döneminde Tosya:
Anadolu siyasi birliğinin tamamlanmasında ilk sistemli hareket II. Kılıç Arslan zamanında görmekteyiz. II. Kılıç Arslan eski Türk hakimiyet telakkisine göre ülkesini oğulları arasında paylaştırdı. Bu paylaşımda Paflogonya olarak bilinen ve Pontus şehirleri olarak gösterilen Çankırı ve Kastamonu II. Kılıç Arslan’ın oğlu Ankara Meliki Mesud’a düşmüştür. Tosya, Çankırı ile Kastamonu arasında bir yerleşim yeri olduğuna göre yukarıda bahsedilen yerlerle birlikte Türk hakimiyetine girdiği kabul edilebilir.

Ankara Meliki Mesud babası zamanında kardeşleri Bizans aleyhine toprakları genişletirken, bu bölgede Bizanslılara karşı yaptığı seferler neticesinde 1197 yılında Devreğ’i fethetmeye muvaffak olmuştu. Coğrafi mevkiler göz önünde tutulursa, Tosya’nın da içinde bulunduğu Sinop’tan başlayarak Devreğ’e kadar olan bölge melik Mesud’un idaresinde idi. XIII. Yüzyılın ortalarından sonra Selçuklu hakimiyetinde olan topraklar, Sinop’un batısından itibaren gösterilmektedir. Bölgenin fethi I. İzzeddin Keykavus’un 1214 yılında Sinop’u alması ile tamamlanmıştır.

Bundan sonra Tosya’nın da içinde bulunduğu Batı Karadeniz Bölgesinde Çobanoğulları Beyliği’nin söz sahibi olduğu görülmektedir. Hüsameddin Çoban Bey’in soyundan adını alan bu beylik bölgedeki hakimiyetini XIII. yüzyılın sonlarına kadar sürdürmüştür. Bölgede 1291 yılında Şemseddin Yaman Candar’ın Kastamonu’yu alması ile Candaroğullarının egemenliği başlamış oldu.
Osmanlı-Candaroğulları Mücadelesi ve Tosya:
1299 yılında küçük bir beylik olarak ortaya çıkan Osmanlı Devleti Anadolu’daki diğer Türk beylikleri ile iyi geçinerek genişlemesini Bizans toprakları yönünde yapmıştır.

Osmanlı Candaroğulları beyliklerinin ilk dönem ilişkilerine dair kaynaklarda tatmin edici bilgiler mevcut değildir. Osmanlıların “Kötürüm Beyazid” dedikleri Candar-oğlu beyi zamanından itibaren Osmanlı Candaroğulları ilişkileri başlamıştır. İlk dönemlerde iyi ilişkiler içerisinde olan bu iki beylik Kötürüm Beyazid’in oğlu olan II. Süleyman’ın babasına isyan ederek Osmanlılara sığınması ile bozulmuştur.

Bu durum karşısında Kötürüm Bayezid çeşitli ittifak arayışlarına girerek Sivas Hükümdarı Kadı Burhaneddin’e elçiler göndermiştir. Bu arada I. Murat Kötürüm Beyazid’in oğlu II. Süleyman’ın emrine bir ordu vererek babasının üzerine gönderdi. Kastamonu’da yapılan savaşta yenilen Kötürüm Beyazid Sinop’a çekilmek zorunda kalmıştır.

Osmanlıların Kastamonu’yu terk etmesi üzerine babasına karşı direnemeyen II. Süleyman Kastamonu’dan tekrar ayrılarak I.Murat’tan yardım istedi. Bu olaylar sırasında hastalanarak ölen Kötürüm Beyazid’in yerine oğlu II. Süleyman (Paşa) geçmiş oldu.(1385)II. Süleyman Paşa I. Murat’ın ölümünden sonra yerine geçen oğlu Yıldırım Bayezid’in ilk yıllarında da Osmanlılarla iyi geçindi. Ne var ki Yıldırım Beyazid’in Anadolu Türk Birliğini sağlama yönünde Anadolu’daki diğer Türk Beyliklerine yönelik hareketleri Süleyman Paşayı yeni ittifaklar aramaya itmiştir.

1392 yılında Yıldırım Bayaeid’in II. Süleyman Paşa’yı öldürmesi ile Kastamonu ve Candaroğulları topraklarının büyük bir kısmı Osmanlıların eline geçmiş oldu. Bundan sonra Candar-oğulları beyliğini tekrar eski durumuna getirmek için beyliğin Sinop kolunda hüküm süren İsfendiyar Bey mücadeleye başladı.İsfendiyar bey Osmanlı padişahına bir elçi göndererek af diledi ve Sinop’un kendisine bırakılmasını istedi. Yapılan anlaşmaya göre Tosya’nın da içinde bulunduğu Kastamonu, Çankırı ve Kalecik tarafları Osmanlılara geçmiş oldu.

1402 Ankara Savaşı’ndan sonra, Timur, Yıldırım Bayezid’in daha evvel ele geçirmiş olduğu beyliklere eski istiklallerini iade etti.Timur İsfendiyar Bey’e sadece Sinop’u değil Yıldırım’ın 1392 yılında aldığı Kastamonu, Tosya, Çankırı ve Kalecik’i de verdi.Fetret Devri yıllarında Osmanlı Devleti’ni tekrar ihya etmeye çalışan Çelebi Mehmet’e karşı İsfendiyar Bey ve Osmanlı Şehzadesi İsa bey Bakırküresi, Tosya, Çankırı, Kaleci ve Canik askerlerinden müteşekkil bir ordu ile Ankara’yı almak istemişlerse de Gerede önlerinde yapılan savaşı kaybederek çekilmişlerdir.

Osmanlı Candaroğulları ilişkileri günlük politikalar gereği bazen dostane, bazen de hasmane bir şekilde gelişiyordu.Çelebi Mehmet 1416 yılında Eflak’a yapacağı bir sefer için İsfendiyar Bey’den yardım istemişti. Bunun üzerine İsfendiyar Bey, oğlu Kasım bey komutasındaki bir kuvveti Osmanlıların yardımına gönderdi. Eflak Seferi dönüşü Kasım bey babasının beyliğin en mahsuldar olan Çankırı, Kalecik, Tosya ve Kastamonu taraflarını çok sevdiği oğlu Hızır’a vermek istemesine gücenerek babasının yanına dönmeyerek Osmanlı himayesinde kaldı. Bu durum iki devlet arasındaki ilişkilerin tekrar bozulmasına sebebiyet vermiştir.

Çelebi Mehmet yukarıda sözü edilen yerlerin Kasım’a verilmesi için İsfendiyar Bey’e bir name yazdı ise de kabul edilmedi. Bunun üzerine Çelebi Mehmet Candaroğulları Beyliği üzerine sefer açtı. Sinop’a çekilen İsfendiyar Bey, Çelebi Mehmet’in bu isteğini kabul etmiş, Bakırküresi ve Kastamonu’nun kendisinde kalmasını rica etmek, Tosya, Çankırı ve Kalecik’in oğlu Kasım’a değil padişahın kendisine kalmasını dilediğini bildirmek için elçi göndermişti. Ilgaz Dağı sınır kabul edilerek Tosya ve Kargı’da dahil olmak üzere Çankırı ve Kalecik Osmanlı himayesindeki Candaroğlu Kasım’a verilmişti. Böylece Candaroğulları Beyliği’nin bir kısmı Osmanlı hakimiyetine girmiş oldu.

Çelebi Mehmet’in ölümü II. Murat’ın Osmanlı tahtına çıkması üzerine ortaya çıkan olayları fırsat bilen İsfendiyar Bey daha önce Osmanlı himayesindeki oğluna vermek zorunda kaldığı yerleri geri aldı. Küçük Mustafa Çelebi işini bitiren II. Murat Kasım bey komutasındaki kuvvetleri İsfendiyar Bey üzerine göndererek, önce Kastamonu’ya sonrada Sinop’a çekilmesini sağladı. Yapılan anlaşma ile Çelebi Mehmet zamanındaki sınırlara dönülmüş oldu.Candaroğlu İsfendiyar Bey Osmanlılarla öteden beri gelen anlaşmazlığı kesin olarak ortadan kaldırmak için Osmanlılarla akrabalık kurmayı uygun bulmuştur. Bu politikasında başarılı olan İsfendiyar Bey ülkesinde yeniden huzuru ve düzeni tesis etmiştir.İsfendiyar Bey’in 1439 yılında Sinop’ta ölmesi üzerine yerine oğlu II. İbrahim Bey geçti.1443 yılına kadar beyliğin başında kalan II. İbrahim Bey döneminde Osmanlı-Candaroğulları ilişkilerinde bir değişiklik olmadı. 1443 yılında beyliğin başına II. İbrahim Beyin büyük oğlu İsmail Bey’in geçtiği görülmektedir.

İsmail bey 1451 yılında Osmanlı tahtına geçen II. Mehmet’le dostane ilişkiler kurmuş, hatta İstanbul Muhasarasına bizzat askerleri ile gelerek yardımda bulunmuştu. 27 Mayıs 1453 günü girişilecek son hücum öncesinde şehrin teslimi için imparatora gönderilenler arasında idi.

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethi gibi büyük bir başarıdan sonra Anadolu türk birliğini sağlama yolundaki politikası Candaroğlu İsmail Bey’i rahatsız etmiştir. Bu sebeple İsmail Bey kendisine yeni bir hami bulmak için Hıristiyan alemi ve Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’la temasa geçmiştir.

Candaroğulları Beyliği’nin kesin olarak Osmanlı topraklarına katılması, Fatih’in bir Ceneviz kolonisi olan Amasra’yı 1459 yılında alması ile başlamıştır. 1461 yılında Kastamonu’yu alan Fatih Sultan Mehmet, Sinop kalesine kapanan İsmail Bey üzerine kuvvet gönderdi. Kaleyi muhasara eden Osmanlılara karşı çıkar yol bulamayan İsmail Bey kaleyi savaşmadan teslim etmiş ve Sinop’ta Fatih tarafından iyi karşılanarak kendisine Bursa civarındaki Yenişehir, İnegöl ve Yarhisar tımar olarak verilmiştir.

Candaroğulları Beyliği’nin bundan sonra başına İsmail Bey’in kardeşi Cemaleddin Kızıl Ahmet geçirilmiştir(1461). Ancak Trabzon seferinden sonra kendisine Mora Sancağı verilerek Kastamonu’dan uzaklaştırılmıştı. Böylece Candaroğulları Beyliği 1461 yılında kesin olarak Osmanlılara katılmış oldu.

Kuruluş devrinden itibaren Osmanlılara karşı düşmanca bir politika takip eden Candaroğulluları,Osmanlı Devleti için Anadolu’da büyük bir tehlike olmuştur. Candaroğulları Beyliği’nin sahip olduğu toprakların coğrafi önemi, Bursa–Tebriz kuzey ipek yolunun bu beyliğin elinde olması ve batıda meşgul olurken arkasını emniyete alması gibi birçok sebep Candaroğlu Beyliği’nin alınmasını mecbur kılıyordu.

Prof. Dr Yaşar Yücel’e göre Candaroğulları Beyliği’nin Osmanlı Devleti’ne katılmasını zaruri kılan amiller; Hıristiyan dünyasınca Anadolu’yu Osmanlılardan kurtarmak için girişilen uluslar arası ittifaka Candaroğullarının katılması, Candaroğullarının Trabzon Rum İmparatorluğu ile ittifaka girişmesi, Tebriz – Tokat –Bursa ipek yolunun tehdit altında bulunması, Sinop Limanı’nın askeri ve iktisadi önemidir

Osmanlı İdaresinde Tosya:

Tosya, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından kesin olarak Osmanlı Topraklarına katılmıştır. Aslında Tosya, fiili olarak Çelebi Mehmet (1423) zamanından itibaren Osmanlı idaresinde bulunuyordu. Fatih Sultan Mehmet’in Kastamonu’yu alması ile Batı Karadeniz bölgesindeki siyasi parçalanmışlık son bulmuş oldu.

Tosya’nın Osmanlı idari taksimatında yer alması 1461 yılından sonra olmalıdır. Başlangıçta, Rumeli ve Anadolu eyaleti olarak teşkilatlanan Osmanlı İmparatorluğu’nda Kastamonu, Anadolu eyaletinin merkezi olan Kütahya’ya bağlı idi. “Paşa Sancağı” da denilen bu eyalet merkezlerinde Beylerbeyi otururdu ve taşra kuvvetlerinin başkomutanı ,sancak yöneticilerinin amiri durumunda idi.

XVIII. yüzyılda Kastamonu, Anadolu eyaletine bağlı bir sancak merkezi idi. Ancak Kastamonu merkezinde sancak beyi oturmuyor, yerine vekil olarak tayin ettiği mütesellim onun görevlerini yerine getiriyordu.

1756 tarihinde Kastamonu’ya bağlı otuz üç kaza bulunmakta idi. H.1211-1217 (1796-1802) tarihleri arasında Tosya Şer’iyye sicilinden anlaşıldığına göre Tosya, Kastamonu’ya bağlı Çankırı sancağının bir kazası idi. Öyle Anlaşılıyor ki Tosya, daha sonraki idari düzenlemeler sonucunda Kastamonu’ya bağlanmıştır.

Osmanlı Devleti XIX. Yüzyılda taşra yönetiminde yeni düzenlemeler yaptı. Osmanlı yönetiminde esas yönetim birimi olan sancak, Tanzimat’tan sonra ‘liva”, eyaletler de “vilayet” olmuştu.

1864 yılında çıkarılan vilayet nizamnamesi ile ülke yeniden yapılanmış idi. Vilayetlerde bir vali ve onun maiyyetinde diğer devlet görevlileri vardı.

1869 yılında yayınlanan vilayet salnamesine göre Kastamonu dört sancaktan oluşmaktadır. Tosya bu salnameye göre Çankırı sancağından ayrılarak Kastamonu sancağına bağlanmıştır. Bu tarihte Kastamonu merkez, Sinop, Çankırı, ve Bolu olmak üzere dört sancaktan müteşekkil idi. 1907 yılında Bolu, 1918 yılında da Çankırı ve Sinop Kastamonu’dan ayrılarak müstakil birer vilayet olmuşlardır. Tosya Cumhuriyet döneminde de Kastamonu’nun bir kazası olarak idari yapıda yer almıştır.

Not:Yukarıdaki bilgiler Sn. Selahattin Sürel’in H.1211-1217(M.1796-1802) Tarihli Şer’iyye Siciline Göre Tosya’nın Sosyo-Ekonomik ve İdari Yapısı isimli Yüksek Lisans Tezinden alınmıştır

Sosyo Ekonomik Durum:
2000 yılı genel nüfus sayımına göre ilçe merkez nüfusu 28083, köy nüfusu 19045, toplam ilçe nüfusu 47128 kişidir. İlçeye bağlı bir belde ve 51 köy bulunmaktadır. İlimizin en büyük ilçesi durumundaki Tosya’da ağaç işleri sanayi, toprak sanayi, yem sanayi dokumacılık sanayi ve el sanatları gibi değişik sanayi kolları mevcut olup, Özellikle ağaç ve toprak sanayi ilçe ekonomisine önemli bir katkı sağlamaktadır.

Bunların yanında dokumacılık, özellikle kuşak, kese ve tela imalatı 1500′lü yıllardan beri yerel bir meslek dalı olarak gelmektedir. Yılda 3.5 milyon metreye varan tela imalatı yurdumuzun bu alandaki önemli bir ihtiyacını karşılamaktadır.

El sanatlarından olan bıçak ve bıçkı imalatı daha çok hediyelik ve süs eşyası olarak dış pazardaki, önemli bir gelir kaynağı olarak da iç pazardaki yerini almaktadır. İlçenin geçim kaynakları içinde tarım ve hayvancılık da önemli bir yer işgal etmektedir. İlçenin güneyinde Devrez Vadisi üzerinde üretimi yapılan pirincimiz kalitesi ve lezzeti ile yurt çapındaki yerini almıştır.

Tosya pirinci kendisini sarıkılçık, akçeltik ve maratelli çeşitleri ile kabul ettirmiş ve ülke çapında benimsenmiştir. 3500-5000 ton arasında olan üretimin yaklaşık % 65 i dış pazarlarda tüketilmektedir.Atatürk’ün emriyle kurulan yanda resmi bulunan ilk çeltik fabrikasından bu yana Tosya’ya kurulan çeltik fabrikaları çevre halkına da hizmet etmektedir.
İlçemizde üretilen ahşap kapı pencere ve mobilyalar Türkiye’nin her yerine pazarlanmakta, ayrıca ihraç edilmektedir. İhraç ediliyor olması gelişmişliğinin belgesi durumundaki ağaç sanayinde 1500 işyeri ve 4 fabrika faaliyet göstermektedir. Ağaç sanayi klasik ahşap kapı ve pencere yapımı yanında son yıllarda modern amerikan kapısı ve özellikle mutfak mobilyası alanında çok büyük gelişmeler sağlamıştır.

Bağ kültürü ve gümele Tosya halkı hayat tarzında önemli bir yer tutmaktadır. İlkbaharda bağlara göç eden Tosya halkı bütün yazı burada geçirmekte bu arada ürettiği taze sebze ve meyveları da pazara getirip satmaktadır. Aynı zamanda turşu, reçel, pekmez, pelverde (marmelat) gibi kış yiyeceğini de hazırlamaktadır. Büyük şehirlere göç etmiş bulunan insanlarda yazları gelerek bağ evlerinde tatil yaparak dinlenmektedirler. Şehirleşmenin getirdiği problemlerden dolayı bağ turizmi giderek daha büyük önem kazanmaktadır

Coğrafi Yapı:
Karadeniz Bölgesi’nin Batı Karadeniz bölümünde, Kastamonu iline bağlı bir kaza olan Tosya; Kastamonu’ya 70 km uzaklıkta olup, batısında Çankırı iline bağlı Ilgaz (Koçhisar) kazası, güneyinde Çorum iline bağlı İskilip kazası, doğusunda yine Çorum iline bağlı Kargı ve Osmancık kazaları ve kuzeyinde de Kastamonu ili ile çevrilidir. Şehir güneyinden Devrez vadisine açılan düz bir arazi ile doğu, batı ve kuzey cephelerinden ise dağlarla kaplıdır.

E – 80 karayolu üzerinde olan ilçemizden 775 nolu Kastamonu-Çorum Devlet Karayolu geçmekte olup, ilçemiz il merkezine 70, Ankara’ya 230, İstanbul’a ise 430 km mesafededir. 41 derece 01 dakika kuzey enlemi ile, 34 derece 03 dakika doğu boylamında bulunan ilçemizin yüzölçümü 119.500 hektardır. Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı bir iklim özelliğine sahiptir. Yıllık sıcaklık ortalaması 11.7 derecedir. Bitki örtüsü karaağaç, meşe ve çoğunlukla çam ormanından oluşmaktadır.

İlçenin su ihtiyacı doğal kaynaklardan sağlanmakta olup, Taşlıpınar, Aşağıpınar,Kuyumcupınarı diye adlandırılan üç adet tarihi pınara, ermelik köyünde ve acıkavak mevkiinde şifalı sulara sahiptir. Devrez ve Deringöz ilçenin belli başlı akarsularıdır. İlçe Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde olup 1943 yılında Tosya – Ladik hattında meydana gelen 7,6 şiddetindeki depremde ilçe merkezindeki 1200 kişi hayatını kaybetmiştir.
Tosya İlçemizin Köyleri

Ahmetoğlu | Akbük | Akseki | Aşağıberçin | Aşağıdikmen | Aşağıkayı | Bayat | Bürnük | Büyükkızılca | Çakırlar | Çaybaşı | Çaykapı | Çeltikçi | Çepni | Çevlik | Çifter | Çukurköy | Dağardı | Dağçatağı | Dedem | Ekincik | Ermelik | Gökçeöz | Gökomuz | Gövrecik | İncebel | Karabey | Karasapaça | Kargın | Kayaönü | Keçeli | Kınık | Kilkuyu | Kösen | Kuşçular | Küçükkızılca | Küçüksekiler | Mısmılağaç | Musaköy | Özboyu | Sapaca | Sekiler | Sevinçören | Sofular | Suluca | Şarakman | Yağcılar | Yenidoğan | Yukarıberçin | Yukarıdikmen | Yukarıkayı | Zincirlikuyu

***********************************************************************************************

  

ÇATALZEYTİN:

kastamonu_catalzeytinÇatalzeytin Kastamonu iline bağlı bir ilçedir. 1954 yılında ilçe olmuştur. Batı Karadeniz Bölgesinde yer almakta olup, kuzeyi Karadeniz, güneyi Taşköprü ve Devrekani, doğusu Sinop ili ve Türkeli, batısı Abana ve Bozkurt ilçeleri ile çevrilidir.Kastamonu il merkezine 100, Ankara’ya 240 kilometre uzaklıktadır. Merkezi Sinop ile Kastamonu il sınırında yer almaktadır. Bu iki ili oraya dökülen bir çay ayırır. Önemli köyleri arasında Celallar,Paşalı,Kaymazlar,Epçeler ve Karacakaya gelmektedir.

Çatalzeytin İlçemizin Köyleri

Arıca | Çağlar | Çatak | Çepni | Dağköy | Duran | Fındıklı | Hacıreis | Hamidiye | Kavaklı | Kayadibi | Kaşlıca | Kozsökü | Kulfallar | Köklüce | Piri | Saraçlar | Sökü | Yenibeyler | Yukarısökü | Aşağısökü | Canlar | Celaller | Çubuklu | Doğanköy | Epçeler | Güneşler | Hacıreissökü | Karacakaya | Kavakören | Kaymazlar | Kızılcakaya | Kuğuköy | Kirazlı | Paşalı | Samancı | Sırakonak | Yemişli | İsmailköy | Yunuslar | Konaklı

***********************************************************************************************

  

İHSANĞAZİ:

kastamonu_ihsangaziİhsangazi, Kastamonu’nun bir ilçesidir.Mergüze adıyla anılan yerleşim alanının adı 1968 yılında belediye teşkilatının kurulması sırasında İhsangazi olarak değiştirilmiştir. Önceden ‘’İhsangazi Köyü’’ olarak bilinen yerleşim alanının adı da ‘’Yukarı Yeşil Mahalle’’ olarak değiştirilmiştir. İsim değişikliğinin üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen Mergüze adı günümüzde de halk arasında yaygın olarak kullanılmaktadır.

İlçe sınırları içinde bulunan kaya mezarları ve yüzey kalıntıları bölgenin eski çağlarda yerleşim alanı olarak kullanıldığını göstermektedir. Kaya mezarlarının M.S. 5-6 yüzyıllarda yapıldığı konusunda çeşitli kaynaklarda bilgiler mevcuttur.

1996 yılında A. Özdoğan, C. Marro ve A. Tibet başkanlığında gerçekleştirilen Kastamonu İli yüzey araştırması sırasında ilçe sınırları içinde bulunan bir bölgede yüzeyden kalkolitik ve ilk tunç çağı çanak çömleklerinin yanı sıra şüpheli hellenistik dönem parçaları toplanmıştır.

Gerekli yüzey tarama çalışmaları tamamlanmadığı, için eski dönemlere ilişkin sağlıklı bilgilere ulaşmak mümkün değildir. Bölgedeki ormanlık alanın sürekli olarak genişlemesi ve bilinçsizce yapılan kaçak kazılar sonucu yüzeyde bulunan ve geçmişe ışık tutacak materyallere ulaşmak her geçen gün daha da zorlaşmaktadır.

1530 yılına ait 438 numaralı Muhasebe-i Vilayeti- Anadolu defterinde, Mergüze adında yerleşim alanı, yoktur. Ancak şu an ilçe sınırları içinde bulunan Hocahacip, Afşar, Sevindik, Körpeler, Ortaca, Köseler, Kapaklı ve Obruk köylerinin varlığı yazılı olarak kayıtlıdır. Bu köyler idari olarak Kastamonu merkezine bağlıdır. Bu Köylerde o dönemlere ait herhangi bir eser ya da kalıntı bulunmamaktadır.

1836 yıllına ait Kastamonu Jurnal Defterinde yazılı mahkeme kararlarında Mergüze Kazası olarak kayıtlar görülmektedir. 1869, 1879, 1903 yılında yayınlanan Kastamonu salnamelerinde Mergüze, Araç ilçesine bağlı bir nahiye olarak yazılıdır.

1940 yılında şu anki ilçe merkezinin kurulu olduğu Mergüze mevkiinde ilk olarak bir karakol kurulmuş, 1945 yıllarında da çevre köylerin ihtiyacı için bir okul yaptırılmıştır. Zaman içinde karakol ve okul civarında yapılaşmanın artmasıyla yerleşim alanı olarak gelişme başlamıştır.

1958 yılında vatandaşların katkısıyla inşa edilen Bucak Müdürlüğü binası halen Hükümet Binası olarak kullanılmaktadır. Mergüze, 1968 yılına kadar Araç ilçesine bağlı bir nahiye olarak kalmıştır.

1968 yılında Belediye teşkilatının kurulması ile birlikte idari olarak Kastamonu merkeze bağlanmış, adı İhsangazi olarak değiştirilmiştir. Merkeze yakın 10 köy mahalle statüsüne alınarak Belediye hudutlarına dahil edilmiştir.

1979 yılında İhsangazi Yatılı Bölge Okulunun açılmasıyla mevcut yapılaşma artmaya devam etmiştir.

19 Haziran 1987 tarihinde kabul edilen 3392 sayılı kanunla ilçe olmasına karar verilmiş ve karar 4 Temmuz 1987 tarih ve 19507 sayılı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. 31.08.1988 tarihinde ilçe merkezi olarak faaliyetlere başlanmıştır.

2004 yılına kadar kamu kurum ve kuruluşlarının ilçe müdürlükleri ve temsilcilikleri açılmış, Emniyet Müdürlüğü ve Adliye Teşkilatı faaliyetlerine devam etmekteydi.

2007 Emniyet bulunmasına rağmen adliyesi yoktur buda halka sıkıntı yaratmakta dava ve şikayet olaylarında kastamonu adliyesine gitmek zorunda kalmaktadırlar. merkeze uzaklığı 37 km olup yolları keskin virajlı ve kışın don görülmektedir.

İhsanğazi İlçemizin Köyleri:
Akkaya | Akkirpi | Bedirgeriş | Belençal | Bozarmut | Çatalyazı | Çiçekpınar | Dağyolu | Enbiya | Görpe | Hacıoğlu | Haydarlar | Hocahacip | İnciğez | Kapaklı | Kayapınar | Kızıleller | Koçcuğaz | Obruk | Örencik | Sarıpınar | Sünlük | Yarışlar

***********************************************************************************************

 

İNEBOLU:

ineboluKastamonu ilimizin ilçesi olan İnebolu I. Dünya Savaşı sırasında 19 Temmuz ve 20 Eylül 1915 ile 8 Ocak 1916 tarihlerinde Ruslar tarafından bombalandı.

Osman Nuri Bey tarafından 25 Kasım 1919 da İnebolu Müdafaai Hukuk kuruldu. Yönetime Müftü Ahmet Efendi seçildi.

İnebolu’dan Zeki Bey Sivas Kongresi’nde Kastamonu’yu temsil etdi. 10 Aralık 1920 İnebolu’da Esliha ve Cephane Komisyonu ve Menzil. Nokta Komutanlığı kuruldu ve başına Erzincan Küçük Zabit seçildi.Kurtuluş Savaşı için, sıralamayla bitmeyen birçok isimler el ele verdi.
İstiklal Harbi (Kurtuluş Savaşı)’nda İnebolu Dönemin önemli bir ticaret merkezi olan İnebolu ve İnebolu Limanı Kurtuluş Savaşı’nda stratejik olarak önemli bir rol oynamıştır. Kurtuluş Savaşı’na katılmak için Ankara’ya gitmek isteyenlerin bir bölümü teknelerle İnebolu İskelesine geliyor ve buradan Anadolu’ya geçiyordu. İstanbul ve SSCB’den gelen savaş gereçlerinin Anadolu’ya giriş noktası da İnebolu iskelesi olmuştu. Bunu fark eden Yunanlılar Karadeniz’deki donanmalarıyla iskeleyi denetlemeye başladı.Bundan sonuç alamayan Yunan savaş gemilerinden Panter ve Kılkış adlı iki Yunan zırhlısı 9 Haziran 1921′de İnebolu limanına geldi. Şehrin ileri gelenlerine ültimatom vererek cephane ve silahları iki saat içinde teslim etmesini söyledi. Savaş gemilerinin İnebolu’ya doğru hareket ettiği haberi zırhlılardan önce İnebolu’ya ulaşmış ve cephaneler bombalama karşında zarar görmemesi için iç kısımda kalan iki çay mevkiine, tepenin arkasında kalan ve zırhlıların top atışlarının ulaşamayacağı yerlere taşınmaya başlamıştı. Cephanelerin teslim edilmemesi üzerine Yunan savaş gemileri İnebolu’yu bombaladı. Ama Yunanlılar Kurtuluş Savaşı’nın gereksinimi olan insan ve cephanenin Anadolu’ya giriş yeri olan bu iskeledeki etkinliği önleyemedi.

Beyaz Şeritli İstiklal Madalyası:
İnebolu kayıkçılarının gayret ve başarıları 9 Nisan 1924 tarihli TBMM kararıyla Beyaz Şeritli İstiklâl Madalyası ile ödüllendirilmiştir.
 
Bu madalya ile verilen vesikanın içeriği şöyledir:
Metni iş bu varaka zahrinde muharrer bulunan 66 Numaralı Kanun Mucibince verilecek olan İSTİKLAL MADALYASI Vesikası No : 2107 “Maksadı ulvinin husulü için azami ibrazı mesai eylediğinden dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 11.2.1340 tarihinde vukubulan birinci içtima senesi 99’ uncu içtimanın birinci celsesinde Zirde hüviyeti mukarrer İnebolu Mavnacılar Loncası’na bir kıta Beyaz Şeritli İSTİKLAL MADALYASI verilmiştir. 9 . 4 . 1340 (1924)

İnebolu’nun Kurtuluş Savaşındaki en önemli tarihlerinden biri ve isimleri: Mustafa Salim, Mustafa Nuri, Asker Mustafa, Cebeci Sabri, Mustafa Fehmi, Bunlar İnebolu Gençler Mahfeli kurdular

Şapka ve Kıyafet Devrimi:
Atatürk 23 Ağustos 1925′de Kastamonu’ya gelmiştir. Burada İnebolu heyetini kabul etmiş ve yapılan davet üzerine 25 Ağustos 1925 Salı günü saat 11.00′de Kastamonu’dan İnebolu’ya hareket etmiştir.
27 Ağustos 1925 Perşembe günü İnebolu Türk Ocağı’nda tarihi Şapka Nutku’nu söylemiştir. İlçemizin Şeref ve Kahramanlık Günü olan 9 Haziran her yıl büyük bir coşkuyla kutlanılmakta, ayrıca Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün önce İstiklal Madalyası ve Beratı ile taltif ettiği kayıkla kağnının mucizeler yarattığı beldemiz İnebolu’ya 1 gün için gelip, 3 gün onurlandırdığı Şapka ve Kıyafet Devrimi’nin ilk Nutkunu söylediği Bu Serpuşun İsmine Şapka Denir” dediği 25-28 Ağustos tarihler arasında her yıl törenler yapılmaktadır.

Coğrafya:
İnebolu Karadeniz Bölgesi’nin Batı Karadeniz bölümünde yer almaktadır.Anadolu Yarımadası’nın kuzeyinden geçen 42 derece kuzey paraleli ile 34 derece doğu meridyeninin kesiştiği noktanın yaklaşık 25 km. batısındadır. 89 km. güneyinde yer alan Kastamonu’nun kıyı şeridindeki şirin bir ilçesidir. Kuzeyden Karadeniz’le çevrili olan ilçemiz doğuda Abana ve Bozkurt, batıda Cide, güneyde ise Devrekani,Küre ve Azdavay ilçelerine komşudur. Batı Karadeniz bölümünün hemen kıyı gerisinden itibaren yükselen, kıyıya paralel uzanan İsfendiyar(Küre) genç kıvrım dağlarının kuzey eteklerinde yer alan ilçe, batıda Terme Çayı’na kadar sokulmaktadır. 599 km.2’lik alan sahip olan İnebolu’nun kıyıdan 14-18 km. kadar içerilerine sokulan güney sınırı Zarbana Çayı’nın ikiye ayrıldığı kısmın biraz kuzeyinde Karadeniz’e yaklaşmaktadır.Merkez Nüfusu 9800 dür

İklim:
Bölge genel olarak Tipik Karadeniz iklimine sahiptir. Fakat özellikle bahar aylarında meydana gelen sisle Karadeniz Bölgesi tipik ikliminden biraz farklılıklar göstermektedir. Kışları; ılık ve yağışlı, yaz ayları; sıcak fakat kurak değildir. Nispi nem seviyesi hem mevsim yüksek olan ılıman bir iklime sahiptir. İnebolu’nun uzun yıllar (1960-2005) değerlerine bakıldığında; sıcaklık ortalaması: 13,1 derecedir. Ekstrem Sıcaklık Değerlerine bakıldığında; En Yüksek Sıcaklık 1977 Yılı Ağustos Ayında 35.8 derece, En Düşük Sıcaklık ise 1985 yılı Şubat ayında -9.2 derece olmuştur. İlçemiz yıllık ortalama 1000mm. civarında yağış almaktadır. Genelde İlçe Merkezine yağmur yağışı düşmesine rağmen biraz yukarılara doğru çıkıldıkça kar yağışı oranı artarak devam etmektedir. İlçeye kar düşse de genelde erimesi birkaç günü geçmemektedir. İlçemize en çok kar yağışı 1985 yılında 146 cm. yağmıştır. Bir sene içerisinde yağışlı gün sayısı 140 gündür. En çok yağış Aralık-Mart ayları arasında olmaktadır. Yağışlar genelde normal ve sağanak şeklinde yağışlardır. İlçemizde yılda ortalama 21 gün sis, 3 gün kırağı görülmekte, sıcaklığın (-) ye düştüğü gün sayısı ile 19 gün olarak tespit edilmiştir. Hakim rüzgar yönü SSW (Güney-Güney Batı) yönüdür. Deniz Suyu Sıcaklığı Ortalaması; 13,8 derecedir.
Bitki Örtüsü:
Yüksek sıcaklık frekanslarının düşük ve okyanusal hüküm sürdüğü kıyı kesimlerde, 250-300m kadar sıcaklık istekleri, yüksek bazı maki elemanları ile Karadeniz’in daha nemcil türlerinin bir arada bulunduğu psödomaki yaygındır.Daha gerideki platolar sahasında, yerini kestane ve meşe ormanlarına bırakır. Plato sahasından dağlık alanların kuzeyinde kayın ormanları, güneyinde meşeler daha yaygındır. Daha yukarılarda ise karaçam ormanları yaygındır.
Akarsular: 
Yüksek ve engebeli bir yapıya sahip olan ilçe arazisine yerleşmiş bulunan akarsular, sularını denizlere gönderebilmek için üzerinde yer aldığı yataklarını, derin bir şekilde kazmışlardır.İsfendiyar Dağları’nın denize bakan yamaçlarından doğarak denize ulaşan çaylardan ibaret olan ilçe akarsuları içinde, önemli bir akarsu mevcuttur. İki çay adı verilen bu akarsuyun rejimi düzensizdir ve ilçeyi ikiye ayırır diğerleri ise şunlardır: Özlüce Çayı, Kızılkara Çayı, Manastır Çayı, Adıyaman Çayı, Gemiciler Çayı. Belirtilen çaylar da rejimi düzensiz akarsulara dâhildir. İlçe çevresinde, yükseklikleri 400m. ile 1200 m.arası değişen tepeler mevcuttur. İlçenin yer aldığı vadinin, ağız kısmının doğu ve batı bölümlerinde yer alan tepelerden, güneydoğuda yer alan Geriş Tepesi 495m. güneybatıda yer alan İslam Tepesi 589m. yüksekliğe sahiptir. Diğer tepeler ise; doğuda Darıca Tepesi, batıda Abaş Tepesi, daha batıda Kaleştiren Tepesi, doğuda Manastır Tepesi, güney batıda Çuha Tepesi, güneydoğuda Yukarı Vozu tepesidir.
Ekonomi:
Balıkçılık İnebolu’da tutulan hamsi ve diğer balıklar tüm Türkiye’ye gönderilmektedir.
Tarım:
İnebolu köylerinin genel geçim kaynağıdır.
Hayvancılık:
İnebolu Limanı İnebolu Limanı her türlü yolcu giriş çıkışına açık olup,ithalat ve ihracat yapılabilmektedir.Kapasite artırımı çalışmaları devam eden limana 10.000 grostonluk gemiler yanaşabilmekte olup,ahşap doğrama,yonga levha,ağaç parke,bakırlı prit,sigara kağıdı,kristal şeker,gübre vb. ürünlerin ihracı ve ithalatı yapılmaktadır.Yılda çokça turizm amaçlı yat ve gezi teknesinin uğradığı ve konakladığı liman sahasında bir ahşap Tekne-Yat yapım tersanesi ve balıkçı barınağı bulunmaktadır.
İnebolu Feneri:
İnebolu’da denize bakan yamaçta kurulmuş,şu an terkedilmiş, 145 senelik bir deniz feneri vardır.
FENERİN ÖZELLİKLERİ:
Yeri: Inebolu Burnu
Yapım tarihi: 1863
Mevkii: 41° 58′42″ N – 33° 45′54″ E
Karakteri: Fi W 10s
Denizden Yuksekligi: 38 metre
Yerden Yuksekligi: 9 metre
Isik Menzili: 11 mil
Yapisi: Yikilmak uzere olan fener evi ve beyaz beton kule

Teleferik:

Küre’de çıkarılan bakır madeni İnebolu Limanı’ndan gemilerle taşınmaktadır. Madenin Küre’den limana nakli için ETİ Bakır AŞ tarafından Alman PWAŞ firmasına 5 milyon dolara yaptırılmıştır(1984-1988). Her bir kovasında 1.5 ton maden taşıyabilen 280 kova bulunmaktadır. 1988 yılında hizmete giren teleferik 1 yıl çalıştırılmış, işletmeci firma tarafından elektrik maliyetlerinin yüksek bulunması, verimsizlik gibi sebepler gösterilerek devre dışı bırakılmıştır. O zamanlarda bu kararın alınmasında bu hatta maden taşıyan kamyoncuların da baskısı etkili olmuştur. ETİ Bakır AŞ özlelliştirildikten sonra da verimsiz bulunmuştur. Şu anda kullanılamaz haldedir ve ETİ Bakır AŞ tarafından sökülmesi planlanmaktadır.

İnebolu Evleri:
İnebolu Evleri genelde 3 katlı bahçeli yapılardır. Bahçelerde erik, fındık, dut, elma, ceviz gibi meyve ağaçları bulunur. Hemen hemen her bahçede su kuyusu bulunur. Ayrıca bahçelerde yaz sohbetleri için çardak veya avlu içinde oturma mekanları bulunur.

Evler genelde bordo-beyaz renktedir. Bordo rengini Aşı Köyü’nden çıkarılan toprakla yapılan Aşı Boyasından alır. Aşı boyası bu ahşap evleri 20 yıl boyunca rahatlıkla koruyabilmektedir.

Evin çatısı genelde dört tarafa eğimlidir. Çatı denizden çıkarılan ve Marla Taşı(Arduaz) denilen geniş ve ince taşlarla örtülmüştür. Çatıda taş kullanılmasının sebebi son derece sert Karadeniz poyraz rüzgarlarında çatının dayanıklı olmasıdır. Marla taşı ise ince, düz yapısı ve ısı yalıtımına sağladığı katkıdan dolayı tercih edilmiştir.

Bodrum kat soğuktan korunmak ve rutubeti önlemek amacıyla taştan yapılır. İnebolu merkezinde bu bodrum katları iş yeri veya kiler olarak, kırsalda ise ahır olarak kullanılır. Her kat yüksek tavanlı, bol pencereli ve bağımsız bir daire şeklinde ana salona açılan odalar şeklinde tasarlanmıştır. Kat girişleri ana kapı girişinden veya dışarıdan merdivenle ayrılır. Bunun amacı ise aile genişledikçe bağımsız olarak evin rahat bir şekilde kullanılabilmesidir. Her katta tuvalet ve banyo bulunmaktadır. Bunun yanısıra yatak odasında dolap denilen bugünkü kullanımda ebeveyn banyoya karşılık gelen ilk bakışta gardrop izlenimi uyandıran küçük banyo bulunur. Bazı evlerde iki odadan oluşan çatı katı da bulunur.

Bu tarihi evler Kültür Bakanlığı, Kastamonu Valiliği ve Ankara Mimarlar Odası’nın İnebolu Evlerini Yaşatma Projesi (INEYAP) çerçevesinde koruma altına alınmıştır. Bir çok evin de restorasyonu yapılmaktadır.

İnebolu Kayığı:
İnebolu Kayığı, (Denk) Denk Kayığı, İnebolu Kütüğü, Taş Kayığı, Pazar Kayığı gibi isimler altında bilgilere rastlanan ve literatüre İnebolu Kayığı olarak girmiş Pereme tipi teknedir. Önce “kabuk tekniği” ile yapılmış tek Anadolu teknesidir. Bu teknik günümüzdeki gemi yapım tekniğinin bir önceki şekli ve temeli olarak bilinir. Ortalama boyu 10-11 metredir. Bu teknikle yapılmış ve bütün olarak korunabilmiş dünyadaki tek tekne İstanbul’daki Deniz Müzesi’nde sergilenmektedir. Sergilenen bu teknenin diğer bir özelliği ise, Kurtuluş Savaşı’nda ikmal amacıyla bölgede kullanılan bir tekne olmasıdır.
İnebolu İlçemizin Köyleri:

Akçay | Akgüney | Akkonak | Aktaş | Alaca | Aşağıçaylı | Atabeyli | Ayva | Ayvat | Başköy | Bayıralan | Belen | Belence | Belören | Beyler | Çamdalı | Çamlıca | Çaydüzü | Çaykıyı | Çiçekyazı | Çubuk | Deliktaş | Deresökü | Dibek | Dikili | Doğanören | Durupınar | Erenyolu | Erkekarpa | Esenyurt | Gemiciler | Göçkün | Gökbel | Gökçevre | Güde | Güneşli | Hacıibrahim | Hacımehmet | Hamitköy | Hayrioğlu | Hörmetli | İkiyaka | İkizler | Kabalar | Kabalarsökü | Karabey | Karşıyaka | Kayaelması | Keloğlu | Korupınar | Köroğlu | Köseköy | Kuzluk | Musaköy | Örtülü | Özbaşı | Özlüce | Sakalar | Salıcıoğlu | Soğukpınar | Sökü | Şamalı | Şamaoğlu | Şeyhömer | Taşburun | Taşoluk | Toklukaya | Uğrak | Uluköy | Uluyol | Üçevler | Üçlüce | Yakaboyu | Yamaç | Yaztepe | Yeşilöz | Yolüstü | Yukarıçaylı | Yukarıköy | Yunusköy | Yuvacık |

***********************************************************************************************

 

ŞENPAZAR:

senpazarKastamonu ilimizin ilçesi olan Şenpazar’ın yerleşim yeri olarak ne zamandan beri kullanıldığına dair kesin bir bilgi olmamakla birlikte, halk arasında söylenegelen değişik rivayetler bulunmaktadır. İşte bu rivayetlerin bir kısmından ve çevrede bulunan kerpiç yapı ve mezarlık kalıntılarından hareketle Şenpazar’ın Bizans dönemine uzandığı fikri ağır basmaktadır. Buradan yola çıkarak tarihi süreç içerisinde Bizans, Selçuklu ve Osmanlılar tarafından yurt edinilen Şenpazar ile ilgili önemli bir tarihi kalıntı ele geçirilememiştir. Fakat değişmeyen ve halk arasında şüphe edilmeyen bir şey var ki o da ilk yerleşim alanının bu gün ilçeye bağlı olan “Kuztekke” olarak bilinen mahallenin olduğu yer olmasıdır. Çok eski dönemlerde bu gün Kuztekke olarak bilinen mahallede Tekkeşin adında Şeyhlerin bir araya geldiği bir tekke varmış. Bu sebeple bu tekkenin bulunduğu yere Tekke Mahallesi denilmiş. Burası sabah güneşini geç aldığından da “Kuz” eklenerek Kuztekke adı konulmuş. İlçemizin merkezi bu köyden gelmektedir.

Diğer bir rivayete göre ise, Candaroğulları zamanında Buhara’dan (Orta Asya) 1309 yıllarında Şir Ali Bani adında bir şeyh göç ederek Tekke adı verilen mahalleye yerleşmiştir. Bu köyün bu tarihten itibaren Şeyh Şir Ali Bani ve beraberindekiler tarafından kurulduğu ve nüfusunun da bunlardan türediği söylenmektedir. İşte Şir Ali Bani’nin mahallesini oluşturan yere Şeyh Şir Ali Bani’nin şehri veya şehir kuran manasına “Şehribani” adı verilmiştir. Daha sonra Şehribani isminin halk arasında “Şarabana” olarak telaffuz edildiği ve 1948-1950 yılları arasında İl Genel Meclisi tarafından “Şarbana” olarak belirlendiği bilinmektedir.

İlk olarak “Şehribani” daha sonra ise halk arasında “Şarabani veya Şarbana” biçiminde söylenmeye başlanan ilçe adı daha sonra 1968 yılında “Şenpazar” olarak resmileşmiştir. 1954 yılında nahiye olmuş, 1974 yılında Belediye teşkilatı kurulmuş olup; 1987 yılının Mayıs ayında ise ilçe olmasına karar verilmiştir.

Şenpazar ilçesi Kastamonu il merkezine 100 km mesafededir. İlçenin Karadeniz’e uzaklığı 38 km olup deniz seviyesinden yüksekliği 335 metredir. Yeryüzü şekilleri genellikle engebeli bir arazi yapısına sahip olup yemyeşil ormanlarla kaplıdır. İlçenin ormanlarında çok zengin ağaç türleri mevcuttur. Ormanlarımızda yaban hayatın en güzel örnekleri yaşam sürmektedir. İlçede tipik Karadeniz iklimi hakim olmaktadır. İlkbahar ve sonbaharda bol yağmurlar yağdığından buna bağlı olarak tabiat yeşillere bezenmektedir.

İlçe merkezinden geçen Şenpazar Çayı bu ormanlara düşen yağışın bir kısmını Karadeniz’e taşımakta, ancak zaman zaman ilçe merkezini tehdit edebilmektedir. Bu akarsu üzerinde bulunan ve ilk kez 1997 senesinin Mayıs ayında ATLAS ekibince geçilebilen Şehriban Kanyonu hala daha gizemini korumakta, dik yamaçlarının bazı yerlerde birbirine bir metre kadar yaklaştığı söylenmektedir.

Kanyonu geçmeyi deneyen Atlas ekibi zorlu bir çalışmadan sonra bu kanyonu ilk geçenler ünvanını almıştır. Bir daha da deneyen olmamıştır. Şenpazar çayının içinde bulunan ve Dağlı ile Dereköy Köyü sınırlarından başlayıp Cide Kumköy sınırlarına ulaşan Şehriban kanyonu geçilmezliğini koruyor. İlçemizin her yeri doğal bir park görünümündedir. Zaten bir kısım ormanları Küre Dağları Milli Parkı sınırları içinde kalmaktadır.

İlçenin içme suyunun da temin edildiği ve Gürleyik Çayının kaynağını oluşturan Değirmenbaşı Suyu ilçeden 6 km uzakta doğal kaynaktır. Suyun kaynağı ve çevresi doğal yapısıyla görülmeye değer yerlerdir.

Kış mevsiminde ilçe sakinleri hayvanlarıyla meşgul olmakta, ilçenin bazı köylerinde ise yerel el sanatı olan kaşık yapımı ve sepet örme görülmektedir.

Dağlı Kuylucu adıyla anılan çok geniş bir çukur alan Dağcılık ve Mağara turizmi için görülmeye ve gizemini çözmeye değer yerlerdir.

400 metre derinliğinde, normal olarak inilmesi mümkün olmayan duvarları kaya ve taş aralarında ağaçların bulunduğu Kuylucu’nun dibinden su kaynağı bulunduğu ve buradan çıkan suyun yine aynı çukurun dibinden yerin altına doğru süzüldüğü söylenmektedir.

İlçenin ormanlarında buna benzer doğal mağaralar mevcut olup daha incelenmediğinden kayıtlarda gözükmemektedir. Baragöz Yaylası ilçenin 5 km doğusunda ilçeyi kuş bakışı gören Hasantepesi üzerinde doğal mesire yeridir. Kızılcasu, Atalanı, Isırganlı, Karacakaya ormanları içerisinde değişik türde ağaç ve yabani hayvanların bulunduğu tabii park olarak gezilip görülmeye değer yerlerdir

Turistik yerler:
Şenpazar ilçesi sahip olduğu doğal yapısı ile cenneti andıran ormanları, doğal su kaynakları ile eşine nadir rastlanan güzelliklere sahiptir.

DEĞİRMENBAŞI SUYU: İlçeye altı kilometre uzaklıkta olup Gürleyik Köyü sınırları içerisindedir. Kaynağın çıktığı yer ormanlık bir arazi içerisinde olup görülmeye değerdir. İlçenin içme suyu bu kaynaktan sağlanmaktadır.
FABRİKA DERESİ: İlçeye sekiz kilometre uzaklıkta olup Gürpelit Köyü sınırları içerisindedir.Bu su üzerinde alabalık tesisleri kurulmuştur
YASLIKIZ, BUĞMA, BARAGÖZ, HARMANCIK EVLERİ: İlçeye bağlı Kuztekke mahallesinde tamamen ormanla kaplı yayla ve mesire yerleridir.
KIZILCASU, AT ALANI, ISIRGANLL KARACAKAYA ORMANLARI: İçerisinde değişik türde ağaç ve yabani hayvanların bulunduğu tabii park durumundadır.
ERENLER TÜRBESİ: Dağlı Köyü mevkiinde Arpa Çukuru tabir edilen yerde bulunmaktadır.
ŞEYH SİR ALİ BANİ TÜRBESİ: Kuztekke Mahallesi Tekke mevkiinde bulunmaktadır.
KIRK MERDİVEN: Salman Köyü sınırları içerisindedir. Taştan oyma merdivenlerden dönerek inilmektedir. Eski kalıntılar define arayıcıları tarafından karıştırılmıştır
BEZEZ KALINTILARI: Alancık köyü sınırları İçerisinde, eskiden yerleşim yeri olduğu anlaşılan, toprak altında kalan kalıntılardır.
DAĞLI KUYLUCU: Dağlı Köyü sınırları İçerisinde 150-200 metre derinliği olan büyük bir çukurluktur. Atlas Ekibi tarafından tespit edilmiş olup. Atlas Dergisinde yayınlanmıştır.

Konum:
Şenpazar, Kastamonu ilinin kuzeybatısında, Karadeniz Bölgesi’nin Batı Karadeniz bölümünde yer almaktadır.

Kastamonu il merkezine 100 km mesafede olup, Karadeniz’e uzaklığı 37 km dir. İlçe Kuzeyde Cide, Güneyde Azdavay, Kuzeydoğuda Doğanyurt ilçeleri tarafından çevrilmiştir. İlçenin denizden yüksekliği 335 metredir. 
Yeryüzü Şekilleri:
İlçe, Karadeniz Bölgesinin jeolojik yapısına uygun olarak genç kıvrım dağları ile kaplıdır. Dağlık ve engebeli olan bu arazi üzerinde, akarsuların oluşturduğu vadiler bulunur. İlçe merkezi de böyle bir vadi üzerinde bulunmaktadır. Değişik yollarla beslenen Şenpazar Çayı ilçe merkezinden geçer.

Arazinin dağlık ve engebeli oluşu ile ilçe merkezinin Şenpazar Çayı yatağında bulunması dağlık bölgede kurulu köylerle ilçe merkezi arasında büyük bir yükseklik farkı oluşturmaktadır.
İklim ve bitki örtüsü:
Şenpazar tipik Karadeniz iklimi etkisi altındadır. Bölgenin bol yağışlı olması doğal bitki örtüsü açısından zenginleşmeyi de beraberinde getirmiştir. İlçenin toplam yüzölçümünün %70 i ormanlar ile kaplıdır. Genel olarak Karadenize ait ağaç türlerinden olan karaçam, kayın, meşe, kestane, şimşir, ıhlamur, ceviz türü ağaçlarla kaplı ormanları vardır.
 

Şenpazar İlçemizin Köyleri:
Alancık | Aşıklı | Aybasan | Az.Kalaycı | Başçavuş | Büyükmutlu | Celallı | Dağlı | Demirkaya | Dereköy | Dördül | Edeler | Fırıncık | Gürleyik | Gürpelit | Harmangeriş | Himmet | Küçükmutlu | Salman | Sefer | Tepecik | Uzunyol | Yarımca

Kastamonu ilimizin ilçelerini tanıtmak amacıyla Halaçlı Köyü webmasteri tarafından wikipedia.org kaynak alınarak düzenlenmiştir.

Hakkında

Kastamonu merkez Halaçlı Köyü Kastamonu ilimiz merkezine 22 km mesafededir. Ulaşım Kastamonu Samsun devlet karayolundan yapılmaktadır.70 haneden oluşan Halaçlı köyü tipik Anadolu evleri ahşap,kerpiç tugla yer yer betonerme binalardan oluşmaktadır.Halaçlı Köyü yukarı halaçlı, aşağı halaçlı, öte geçe ve tekke diye dört parçaya ayrılmıştır.Halaçlı köyüne komşu köyler; Kuşkara Köyü, Hacı Yusuf Köyü, Batak Köyü, Acıkavak Köyü, Kadıoğlu köyleridir.Halaçlı Köyünde hayvancılık ve tarım yapılmaktadır.Sanayi tarımı olarak Şeker pancarı ve Sarımsak üretimi yapılmaktadır.