Içerik Beslemesi Yorum Beslemesi

Kastamonu Merkez Halaçlı Köyü

orda bir köy var uzakta o köy bizim köyümüzdür

Archive for the ‘Kastamonu İlimizi Gezelim’ Category

KASTAMONU MÜZELERİ

Posted by Halaçlı Köyü On Nisan - 9 - 2009
Kastamonu Arkeoloji Müzesi

100_1918Planı Mimar Kemalettin Bey tarafından çizilen müze binası ilkin 1910 yılında İttihad ve Terakki Klübü olarak kullanılmış, daha sonra 1921′de İstiklal Mahkemesi’nin hizmetine verilmiştir.

1940′lı yıllara kadar Türk Ocağı, Halk Fırkası, Kastamonu Gençlik Teşkilatı gibi çeşitli kurum ve derneklerce de kullanılan bina, 1945 yılında Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından alınıp müzeye dönüştürülmüştür.
Bina 1952 yılında müze müdürlüğü haline getirilmiştir. Müzede Kastamonu ve civarından bulunan Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait çeşitli cam, pişmiş toprak eserler, heykeller, mezar stelleri sergilenmektedir. Ayrıca teşhirin bir bölümü Atatürk Salonu olarak düzenlenmiş olup, Atatürk’ün 1925 yılında Kastamonu gezisinde kullandığı çeşitli eşyalar ve fotoğraflar sergilenmektedir.

Lahit - Roma lahtinin ön cephesinde iki çelenk, ortasında boğa başı, üstünde savaşçı Dioscur bulunmaktadır. Arka cephesinde iki çelenk Medusa başı, çelenk üstünde aslan ve kartal kabartmaları yer almaktadır.
Satyr - Roma Devrine ait mermerden çıplak erkek heykeli olup, kaide üzerinde durmakta, sol omzundan, sağ omzuna doğru sarılı dağarcığı eliyle tutmaktadır.

Kadın Heykelciği- Helenistik Döneme ait, pişmiş toprak heykelcik tahtına oturmuş vaziyette sağ eliyle saçını tutmaktadır. Başında tacı vardır; sağ elinin altında aslan durmaktadır. Elbise kıvrımları son derece doğal şekillendirilmiştir.

Lahit - Sert beyaz mermerden, Roma Dönemine aittir, sağlam durumdadır. Kapak ve kutu demir bir mengene ile bir arada tutuluyor. Kapak yüksek bir çatı görünümünde, köşelerinde akroterler vardır. Ön cephede yarım çelenk, çelengin üzerinde bir çiçek, sağda bir yarım çelenk, üzerinde bir baş (Eros olabilir), ortada kitabe bulunmaktadır.

100_1906Dikili Taş- (Mezar Taşı) Ortadan delinmiştir. Soluk kireç taşındandır: Yukarıda kitabe; dikili taşın yüzünde, kitabenin altında objeler ve aletler, yukarı kısımda (soldan sağa) bıçak, tarak, sepet, ayaklı bir kap bulunmaktadır; aşağı kısımda vazo, asma ve üzümler, keser, kanca; en aşağıda ise pırazvana veya kesme aleti yer almaktadır.

Cumhuriyet Caddesi
Tel : (0366) 214 10 70
Faks : (0366) 214 54 56

Pazartesi dışında her gün 08.30-16.30 saatlerinde ziyarete açıktır.

 
Minüre Medresesi El Sanatları Çarşısı
Nasrullah Camii’nîn kıble tarafında 1746 yılında Reis-ül Kuttab Hacı Mustafa Efendi tarafın­dan yaptırılan yapı, kesme ve moloz taşlardan inşa edilmiştir.

Uzun yıllar Vakıflar öğrenci Yurdu olarak kul­lanılan bina, 1999 yılında boşaltılması sonucu İl Özel İdare Müdürlüğü’ne tahsis edilmiştir. 25 oda ve odalar önündeki revaklar restore edilerek, Kastamonu Valiliği’nce turizm amaçlı el sanatları çarşısına dönüştürülmüştür. Her odada, mahalli el sanatı ustaları ürünlerini yapmakta ve satışa sunmaktadır.
El Sanatları Tesfir Merkezi
100_1646Kastamonu Valiliği İl Özel İdare Müdürlüğü’nün verdiği 65 milyar ve DPT’nin verdiği 12 milyar ödenekle, 3 Haziran 2000 tarihinde temeli atılmış 12 Mayıs 2001tarihinde hizmete açılmışıtır..Ahşap iþçiliği El Sanatları Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü tarafından yapılmıştır.

Kastamonu Valiliği El Sanatları Satış ve Teşhir Merkezi olarak kullanılmaktadır.

Yeni yapılan betonarme bir binada Geleneksel Kastamonu evlerinin canlandırılması açısından yapılan ilk uygulama olması sebebiyle de ayrı bir önemi vardır.
 
 

75. Cumhuriyet Evi
Cumhuriyetin 75. Yılı Kutlama faaliyeti kapsamında Kastamonu Valiliği 75. Yıl Kutlama Komitesince özel mülkiyetten satın alınmış ve aynı komite tarafından bakım ve onarımı yaptırılarak 29 Ekim 1998 günü hizmete açılmıştır.

İlin tanıtım hizmetlerinde kullanılmak üzere Turizm Bakanlığına tahsisi yapılmıştır. Bina içi mahalli malzemeler ile döşenmiş, bağışı yapılan etnografik malzemeler teşhire konulmuştur. İl hakkındaki genel ve turizm kaynaklı yayınlar ile iller turizm yayınlarını ihtiva eden ihtisas kitaplığı teşkil edilmiştir. Ayrıca Atatürk ün Kastamonu Gezisi, Şapka ve Kıyafet İnkılabı’ na ait fotoğraflar ile objeler sergilenmektedir.
 
 
Liva Paşa Konağı Etnografya Müzesi
1879 – 1881 yıllarında Mirliva Sadık Paşa tarafından özel malikâne olarak yaptırılmıştır. 1978 yılında Kültür Bakanlığınca özel mülkiyetten kamulaştırılmış, onarım ve restorasyonu yapılarak, 1997 yılında hizmete açılmıştır. Haremlikli – selamlıklı iki girişi olan, mahalli mimari özellikleri taşıyan konak bodrum + 3 katlı olup, birinci katında ayrı seksiyonlarda Kastamonu el sanatı ürünleri, ikinci katında Kastamonu Konağı bütün malzemeleri ile açık teşhiri yapılmaktadır.
 

Kent Tarihi Müzesi
İlin Tarihi, Kültürü ve çeşitli yayınları ile kıymeti haiz malzemeleri Hükümet Konağı alt katında açılan mekânda sergilenmektedir. Valilikçe düzenlenen merkez Cumhuriyet Bayramının 79.yılı kutlamaları çerçevesinde 29.Ekim.2002 tarihinde açılmıştır.
 

Mimar Vedat Tek Anı Sanat & Restarasyon Merkezi
Kastamonu Valiliği – Çevre Koruma Vakfı İktisadi İşletmesinin teknik büro ve iş atölyesi olarak faaliyette bulunmaktadır. Geniş alanda Nafia Vekâleti (Bayındırlık Bakanlığı) nin 1936 yılında yapılan taş hangar yapıları, toplantı salonu ve kafeye dönüştürülmüştür. İlçelerde kullanım harici kalan su değirmeni, fırın, ambar, serender, bezirhane gibi yapılar yeniden kurular fonksiyonları verilmiş ve çalışır duruma getirilmiştir. Mimar Vedat TEK anısına teşkil edilen müze bölümünde şahsiyeti tanıtılmaktadır. Ayrıca Kastamonu Valiliğince yayınlanan yayınlar ile restorasyonu tamamlanan konakların maketleri sergilenmektedir.

Halkın dinlenebileceği parkın yanında tenis kortları, sosyal tesisi yer almaktadır.
    
 
Bu sayfa Kastamonu Müzelerini tanıtmak amacıyla Numan Ayanoğlu tarafından düzenlenmiştir.

KASTAMONU KANYONLARI

Posted by Halaçlı Köyü On Nisan - 9 - 2009

Karadeniz’in incisi medeniyetin beşiği olarak kabul edilen Kastamonu ilimiz sınırları içerisinde inanılmaz doğa güzelliklerine sahiptir. Dünyaca ünlü valla kanyonu. Zümrüt yeşili uçsuz bucaksız çam ormanları. Dünyanın en uzun en temiz sahilleri. Kaya mezarları. Bir birinden ilginç mağaraları. Selçuklu döneminden kalma Camileri-Medreseleri-Türbeleri-Külliyeleri. Tarihi Hanları-Hamamları-Köprüleri-Çeşmeleri. Anadolu’nun sen yüce bir dağısın diye dillerimizden düşmeyen Ilgaz dağı ve Ilgaz dinlenme ve kayak tesisleri- Tarihi Kastamonu Konakları- Kastamonu’nun her noktasını görebileceğiniz Kalesi. Tarihi Osmanlı Sarayı (Osmanlı Palace Hotel) Her medeniyete beşiklik yapan Kastamonu yöresinde bulunan tarihi eserlerin sergilendiği muhteşem müzesi. Tarihe ayna tutan Kastamonu Hükümet konağı (Valilik binası) Yöresel el sanatları ile Kastamonu ilimizin sıcakkanlı misafirperver halkı sizleri bekliyor.

 

Valla Kanyonu
Batı Karadeniz Bölgesinde (Bartın,Kastamonu, Sinop), denize paralel olarak uzanan Küre Dağları yaklaşık 250 km uzunluğunda bir dağ sistemidir. En yüksek noktası İnebolu’nun güneydoğusundaki Yaralıgöz Dağı (2,019 m)’dır. Küre Dağları Milli Parkı (KDMP), bu dağ sisteminin batı ucunda, Karadeniz kıyısındaki Kurucaşile ve Cide ilçelerinin güneyi ile Pınarbaşı ve Ulus ilçelerinin kuzeyi arasında yer almaktadır.

valla_1KDMP’da oluşan aşınım yüzeyleri, ‘karstik’ yüzey şekillerinin olağandışı örneklerini yaratmıştır. Kanyonlar, mağaralar, dolinler, şelalelerden,vb oluşan yüzey şekilleri ile karışık ormanlardan oluşan bitki örtüsü eşsiz doğal peyzajlar ortaya koymaktadır.

Çok sayıdaki kanyonların en büyüğü olan Valla Kanyonu 12 km’lik uzunluğu ve 1,200 m’yi aşan dik duvarları ile dünyadaki en büyük örnekleri arasındadır. Ilgarini başta olmak üzere çok sayıda irili ufaklı mağara da görenleri hayrete düşürecek niteliktedir.

 Kastamonu’nun Pınarbaşı İlçesi Muratbaşı köyü sınırları içerisinde bulunan Valla Kanyonu’nun ilçeye uzaklığı 26 km’dir. Muratbaşı Valla mahallesine kadar stabilize, Kanyona kadar olan 1.5 km’lik kısmı ise orman içi patika yoldur. Valla Kanyonu, Devrekani Çayı ile Kanlıçay’ın birleştiği bölgeden başlamakta olup, Cide ilçesi istikametinde 12 km uzunluğunda, yan duvar kayaların yüksekliği yer yer 800-1200 metreye ulaşan, girişi son derece zor olan ve Muratbaşıköyü Valla mahallesinin altından orman içi 1.5 km’lik yolculuktan sonra bu iki çayın birleştiğ yerden seyredilebilmektedir. Bu Kanyonda bulunan sarp kayalıklar kartal, akbaba, atmaca, doğan ve diğer tüm yabani av hayvanlarını bünyesinde barındırmaktadır. Kanyon girişine yakın olan Bakacak kayasının üzerine çıktığınızda. Bir yanda Pınarbaşı ve Azdavay’dan gelen Devrekani çayı, bir yanda da Kanlı çay akmaktadır. Kavuştukları noktadan ise sola dönüp derin kayaların arasından kıvrılarak Cide’ye doğru yol almaktadır. Kanyonun içi profesyonel ya da yerel rehber ve uygun ekipman olmadan asla geçilemez.

VALLA KANYONU GÜNLÜĞÜ

05.08.2005 günü saat 21.00 sıralarında İstanbul’dan 4 kişilik ekibimizle yola koyuluyor.Gece yarısı 03.00 sıralarında Karabük’e ulaşıyoruz. Burada Ali İhsan’ın dağ evinde konaklayıp sabah kanyon maceramıza başlamak üzere güzel bir kahvaltının ardından Karabük’ten hareket ediyor ve Safranbolu, Eflani ve Pınarbaşı üzerinden Pazar köyüne varıyoruz. Burada aracımızı emanet edeceğimiz Mehmet Bey’le buluşup Kanlıçay girişine geliyoruz . 06.08.2005 saat 14.00 sıralarında hazırlıklarımızı yaparak Mehmet Bey’den ayrılıyor ve kanyon girişine doğru ilerliyoruz.

 valla_3Yaklaşık 500-600 metre sırt çantalarımızla kanyonun sol duvarından  yürüdükten sonra botumuzu şişirip aralıklarla 5 – 6 kez çanta aktarması yaparak Seyirtepe’ye ulaşıyoruz. Seyirtepe Kanlıçay ile Devrekane Çayı’nın birleştiği nokta.Kısa bir süre önce Seyirtepe’den bir üniversite öğrencisi arkadaşları ile fotoğraf çektirirken dengesini kaybedip düşerek hayatını kaybetti.. Akıntı nedeniyle burada sağ yamaca geçip bir süre buradan ilerleyeceğiz Yolumuzda büyük denilebilecek bir su düşüşü ve daralma var. Girişten itibaren 2 kilometreye yakın bir ilerleyişin ardından sağ tarafta konaklamaya uygun bir yer bularak burada kalmaya karar veriyoruz. Saat 17.00… Buranın biraz ilerisi daha önce ( bu maceramıza katılmayarak aynı günlerde Doğu Karadeniz turunu tercih eden ) Kemal’in ip inişi sırasında düştüğü ve bu nedenle kanyon geçişini iptal ettikleri nokta. Bu nedenle ilk konaklama alanımızın adı “KEMAL’İN YERİ “ !. Sık aralıklarla ve toplamı 25-30 metreye ulaşan su düşüşleri var. Sağ tarafımızda 30 metre yukarımızda kalan ağaçlık iki set var. Celal ve doktor burada yarınki güzergahımız için keşif yapmaya çıkıyorlar. Semra ve Ayhan da yemek yapmaya koyuluyorlar tabii. Keşif yaklaşık 1,5 saat sürüyor.Gece barmenimiz Ayhan! Celal, rakıyı unutma şakası yapınca Ayhan’ın yüreği ağzına geliyor, neredeyse geri dönmeyi bile göze alacak. Yemeklerimizi yiyerek günün kritiğini yapıp şarkılar söyleyerek geceyi geçiriyoruz. Buranın Kastamonu olduğu o kadar belli ki “ Daş düşebülür “ dedikleri kadar var, sürekli olarak yukarıdan düşen taşların sesinin duyuyoruz.

 07.08.2005

Kanyondaki ikinci.günümüz. Kahvaltımızı yaparak toparlanıyor ve saat 09.00 da harekete başlıyoruz. Solumuzdaki ağaçlık setin birinci katından yürüyerek yolun bittiği noktada kısa bir ip inişi yapıyor ve burada botu suya indiriyor ve eşyaları bota aktarıp suya atlıyoruz.  düşüşe gelmeden ) . Bir süre suda ilerledikten sonra sol tarafa geçerek eşyalarımızı sırtlanıp yukarıya tırmanıyor ve ortalama 300 metrelik bir  yürüyüşle konaklama yapmaya çok uygun bir alana geliyoruz. Ancak Meteoroloji verilerine göre bugün yağmur yağması beklendiği için biraz daha ilerlemek istiyoruz, henüz saat erken

Saat 13.00’ de sağda su seviyesinden 10 metre kadar yüksekte peşpeşe duran üç kayanın bulunduğu alana geldiğimizde yağmur bulutları yavaş yavaş kendini göstermeye başlamıştı.Zorunluluk haricinde konaklamaya uygun olmayan bu alanda ne yazık ki  konaklamak zorunda kalıyoruz. Ayhan ve Celal keşfe çıkıyor, onlar döndükten hemen sonra yağmur başlıyor. Yanımıza önceki Valla deneyimleri nedeniyle naylon branda aldığımız için

kayalardan birine çantaları yerleştirip brandayı üstlerine örterek koli bandı ile sabitliyoruz, brandanın kalan kısmı da gece yağmur yağarsa bize çadır görevi yapacak! Yemekte çorba, sucuklu kurufasulye, pilav ve soğan salatası var. Saat 21.00’de uyku moduna girmemiş olsak da yatmaya karar veriyoruz  ancak mevcut koşullarda yatağımız hiçbirimizin normal bir yatma pozisyonu almasına uygun değil, bu nedenle uyku tulumlarının üzerinden yanımızdaki çamaşır ipini kullanarak birbirimize bağlanıyoruz.  Düşmeyi göze alamayacak kadar yüksekteyiz ne de olsa. Dört kişinin birbirine çamaşır ipi ile bağlanarak mışıl mışıl uyumasını beklemek elbette bir hayalden ibaret. Eh biz de yatağımızın yarı ortopedik mi yoksa tam ortopedik mi olduğu sohbetini yaparak – ve bu tür durumlarda arkadaşlarınıza sarımsaklı gıdalar yedirmemeniz önerilir – uyumaya çalışıyoruz. Buraya  “YAĞMUR YERİ “ adını verdik.

08.08.2005 ..

valla_43. günümüz. Gece boyunca suyun akışı yoğunlaştığı için uyandığımızda ilk işimiz suyun seviyesine ve rengine bakmak oluyor : Normal !   3 çift dizlik ve bir gün önceden kalan ıslak giysilerin yağmur başlayınca acele ile tıkıştırıldığı naylon torbanın suya düşmesi ile önemli bir mühimmat kaybı yaşıyoruz.

Kayaların sağından aşağıya inerek elden ele eşya aktarması yapıp bir su düşüşüne ulaşıyoruz. Suyun ortasında iki kaya var, kontrollü bir şekilde ip vargeli ile karşı kayaya geçişten sonra   eşyaları bota aktarıp bir müddet yüzüyoruz. Birkaç su düşüşünde eşyalarımızı bottan indirip aktarmalarla yeniden bota yüklemek zorunda kalıyoruz.  Sonra büyük bir düşüş var, bu  düşüşe gelinde solda bulunan platoya geçiş yapıyoruz. 200 ya da 250 metre kadar yürüyüş yaptıktan sonra botu büyük kayaların üzerinden aktararak yeniden suya bırakıyoruz. Burada bir bolt çakılmış olduğunu görüyoruz, demek ki aynı rotayı kullanan başkaları olmuş. Suya atlayarak solda bir düşüşe kadar yüzüyoruz. Düşüşde debi oldukça yüksek. İki kaya arasında iple çanta aktarması yapıyoruz. İleride botun eninden daha dar bir boğaza geliyor ve botu yana yatırarak geçirebiliyoruz. Burada aynı zamanda akıntı da var. Boğazı geçince su genişliyor ve sığ. Suda yolumuza bir süre daha  devam ediyor ve bir düşüle daha karşılaşarak    sağa geçip yukarıya çıkıyoruz.

Saat 13.00..

Burası konaklamaya son derece uygun geniş bir alan. Dün akşam kayalıklardaki ortopedik yataklarımızda deliksiz bir uyku (!) çektiğimiz için burada konaklamaya karar veriyoruz. İleride daha uygun bir alan bulamazsak iki gece üst üste uykusuzluk bizi riske sokabilir. Sudan yukarıya doğru çıktığımız noktanın karşıt yönünden suya iniş var, duş almaya çok uygun! Doktor ve Celal keşfe gidiyor. Sağda suya inilen yerden suya inmeyip yürümeye devam ettiğinizde kanyonun duvarlarının sağa doğru kıvrıldığını ve görüş mesafesinin sıfırlandığını fark ediyorsunuz. Duvarların sıfırlandığı yerde solda dondurma külahını andıran bir kaya görünüyor. Çorba ve kahveden sonra bir müddet şekerleme yapıyoruz. Aynı kökten iki ağacın olduğu 5 yıldızlı tesisimize “ İKİZ AĞAÇ “ adını veriyoruz. Ağaçta isimlerimizi görebilirsiniz ! Gecemiz çok keyifli geçiyor, doktor ıslıkla bize çok güzel enstrümanlar yapıyor, Semra’nın muhteşem sesi ormanda bulunan bütün hayvanları kaçırtmaya yetse de başka alternatif olmadığı için herkes kendini Rumeli Konserlerinde hissetmek zorunda. En azından repertuarı durumu kurtarıyor. Gökyüzü yıldızlı.. Kayan yıldızları izleyip dilek tutuyoruz.

09.08.2005

4. günümüz. Sabah gayet keyifli olarak uyanıyoruz. Uykumuzu bir güzel almışız, hani bir Pazar sabahı evinizdesinizdir, tembellik yapmak istersiniz yatağınızda, işte aynen öyle  başlıyoruz güne. Saat 09.00. kahvaltının ardından toparlanıp ikiz ağacın yanında fotoğraf çekiyoruz ve yola koyuluyoruz. Sağ yamaçta sırt çantalarımız sırtımızda platonun sonuna gelip burada botu suya indiriyoruz. Birkaç aktarmadan sonra solda   konaklamaya son derece uygun ve ateş yakmak için malzeme sorunu olmayan bir noktaya geliyoruz ( dipnot : yürüyüş bölgesi çok dikenli bir alan bu nedenle Valla Kanyonuna gideceklerin yanına mutlaka uzun bir tayt ve hatta mümkünsen uzun kollu bir badi almasında yarar var ( tecrübelerle sabittir ).

Suyun yanına geldiğinizde muhteşem bir manzara ile karşılaşıyorsunuz: Adeta Mimar Sinan tarafından çizilmiş bir köprü ! Suyun sanatı….. Sağınızdaki kaya duvarın suyla birleştiği yerde karşılıklı iki duvarı çapraz olarak ortalamış heybetli bir köprü.. Burada bol bol fotoğraf çekiyoruz.

Yeniden toparlanıp botu suya indirerek yolumuza devam ediyoruz. Su soğuk. Sağa geçince uzun bir mola veriyoruz zira Celal’in kopan çantasını dikeceğiz.Ateş yakıp biraz ısınmak da fena olmaz.. Sağda aralıklarla iki pınar var. 1 saatlik moladan sonra yeniden yola devam ediyoruz. bu arada hava yine bulutlanmaya başladı. Yağmur mu yağacak ne ? Büyük bir su düşüşüne kadar solda ilerleyip yeniden sağa geçiyoruz.  Hava iyice bulutlanıyor ve bir süre sonra saatler sürecek yağmur başlıyor. Biraz  yukarıda mağara benzeri oyukta yağmurdan korunmaya çalışıyoruz. Bugün yemeklerimizi bile büyük bir zorlukla yiyebilecek kadar kötü koşullarda konaklayacağız. Ateş yakıp bir süre sohbet etsek de tadımız kaçıyor biraz.Bir kişini bile normal şekilde yatamayacağı bu yerde herkes kendine yatabileceği bir alan yaratmaya çalışıyor.

Sabah uyandığımızda yağmur dinmişi kayalar kurumuştu. Ama bisim herşeyimiz hala sırılsıklam.. Hazırlıklarımızı tamamlayıp yola devam edeceğiz, platonun sağ yanından rahat bir iniş yapıyoruz. Eşyalarımızı bota yükleyip 250 metre suda ilerledikten sonra sağdaki platoya çıkıyoruz. 

Eşya aktarmasından sonra 50 metre ileride yeniden eşyalarımız bota

yüklüyoruz. Burada iki su düşüşü var.

Saat 14.00’ e kadar kısa molalarla ve aktarmalarla yol alıyoruz. Yaklaşık 5-6 metrelik su düşüşüne yaklaşınca Celal beline ip bağlayarak akıntıdan

sağa geçiyor, iple  eşyaları aldıktan  sonra sırasıyla  Semra, Doktor ve

Ayhan botla Celal’in  yanına ulaşıyor.Sağda kıyıya çıkıyoruz. bulunduğumuz  yöndeki kaya duvarı bitip bir diğer duvarla arada çanak  yapıyor. Hemen sağımızda kırmızı renkte sprey boya ile “ Exıt Gültepe “ yazısını  fark ediyoruz.Biraz geride, büyükçe bir  kayada da “ depo “  yazısı, yazının hemen altında küçük bir oyuk var. İkinci duvara geçiş hiç de kolay değil.  Önce  Semra beline ipi bağlayarak tırmanmayı deniyor, ancak ayağını  koyabildiği bir küçük çatlak dışında yukarıya esneyebileceği bir destek bulamayınca ısrarcı davranmayıp iniyor, onu doktor takip ediyor ama tutunduğu küçük dal kopunca savrulup kayaya çarpıyor, ipi çekip daha fazla çarpmasını  engellemeye çalışsak da tek yönlü ip hakimiyeti  kazaya önlemeye yeterli değil, çarpmanın etkisiyle diğer kayaya savrulup  yeniden çarpıyor ve çanağın içindeki küçük oyuntuda durabiliyor. Kırık ya da risk yaratacak benzeri  yaralanma olmasa da hepimiz korkuyoruz.

 Bir müddet sonra Celal biraz daha yukarıdan tırmanmayı deniyor, bir iki kez düşme tehlikesi yaşasa da karşı duvara ulaşmayı başarıp iple doktoru ve Ayhan’ı alıyor. Burada bir süre ilerleme şansımız konusunda fikir edinmeye çalıştıktan sonra ip yardımı ile geri dönüyorlar.Döndüklerinde üçünün de yüz ifadesi sevimsiz. Durum iç açıcı değil. Birazdan yağmur da başlayacak. Ateş yakıp su kaynatıyoruz, önce çorba yapacağız, daha sonra Semra’nın pişirdiği bulgur pilavı ve makarna bu akşamki menümüzü süslüyor. Buraya  bir ad vermedik. Ama  “ YAZILI YER  “  ya da

“ DOKTORUN YERİ “ olabilir.

11.08.2005 -12.08.2005

6.günümüz- 7. günümüz…… Dünkü tatsızlıklardan sonra “ Exıt Gültepe “ yazısını ve ok işaretini takip ederek arkamızda bulunan dağ yoluna sapıyoruz. Bu sapma biraz fazla gelecek hepimize …  2,5 gün hepimizi susuz ve aç bırakan, neredeyse umutlarımızı bile yitirtecek bir sapma. Akşama kadar kanyona yeniden iniş yapabileceğimiz bir çıkış bulmak için ha bire tırmanıp tırmanıp bir sarmalın içinde dönüyoruz. Bazen 500 metre bazen 800- 900 metre

tırmanıyoruz. Tam “ buradan aşağıya geçiş bulabiliriz “ dediğimiz anda karşımıza ya kocaman bir uçurum çıkıyor ya da yol bitiyor. Üç sırt aşıyoruz bu şekilde.

İlk sırta vardığımızda ip inişi ile aşağıya geçiş bulabilmeyi umarak inceleme yaparken kenarda bulunan ağaçta eski bir ip ve yeni görünen bir perlon bağlı olduğunu  görüyoruz. Aşağıya inmek mümkün değil, 100 metreden fazla bir diklikte bir uçurum burası.  Yandaki kayanın üzerinden arka kısma geçip ikinci sırta ulaşıyoruz. Ormandaki ikinci günümüzde başka bir sırta geliyoruz., karşıdan bir köy görünüyor. Acaba ne kadar uzaklıkta, acaba bu köye ulaşır mıyız ? Burada soldan aşağı doğru ilerliyoruz.

Bir ara suya o kadar yaklaşıyoruz ki, sanki hemen yanımızdan akıp gidiyor ama biz bir türlü dokunamıyoruz. Aramızda engel var, malzememiz o uçurumdan inmeye yeterli değil. Bu kadar yaklaşıp da ulaşamamak …………….

 Orman inanılmaz derecede dikenli, her tarafımız diken yırtıkları içinde. Çıkışlar da inişler de son derece dik eğimli, tepemizde güneş, sırtımızda eşyalar, suyumuz tükenmiş, ağızlarımız kupkuru, yanımızdaki yiyeceklere kimsenin dokunası hali yok……… hepimiz bitkin düşüyoruz ve ormanda ikinci gecemiz artık. Doktorun getirdiği iki adet serumu da içerek tüketmişiz. Arada bir Tang yiyoruz, bu yüzden hepimizin dişleri kıpkırmızı, vampir gibiyiz ve leş gibi de kokuyoruz. Dilimiz sürçüp “ biraz tang içelim “ dediğimiz de oluyor.

Hepimizin gözünün önünde bir tek görüntü var : Suya inmişiz, kana kana avuç avuç su içip saatlerde suda kalıyor yüzüyor yüzüyoruz. Çölde vaha görmek bu olsa gerek !

Tükrük bezlerimiz kuruyor artık, bazen konuşmakta bile zorlanıyoruz. Yemek yemek aklımıza bile gelmiyor, artık açlık hissetmiyoruz.  Yemek yemek nasıl bir şeydi acaba ?  Ormandaki ikinci günümüzün sonuna doğru suya yaklaşıyoruz, görmesek de sesini duyuyoruz, ama mevcut malzememiz bizi suya indirmeye yetecek durumda değil. İpimiz elvermiyor. Ve biz suyun sesini duymamıza rağmen suya ulaşamadan ikinci günü de bitiriyoruz. Botumuzu attık, birkaç kişisel eşyamızı attık, yeterki yükümüz azalsın. Ama her geçen saniye eşyamız azalsa da yükümüz artıyor, çünkü gücümüz azalıyor. Her seferinde son bir gayret, tamam bu sefer başaracağız, 100 metre sonra sudayız….. En iyisi uyuyarak susuzluğumuzu unutmaya çalışalım, sabah olunca yapraklara düşen çiğler bizi biraz rahatlatır……Bir gün birisi bana “ bir an gelecek, yaprakların üzerine düşen çiğ damlaları hayatını kurtaracak “ dese acaba inanır mıydım ? Şimdi biliyorum ki su hayat ! Nimet denen şey gerçekse su nimetin ta kendisi..Vahşi hayvanlar varmış, yemek yememişsin ……. İşte insanın sınırlarının zorlanıp zorlanamayacağının en güzel kanıtı. Sinir katsayısı nereye vurursa vursun dört kişinin aklında, ruhunda ve yarım kalan bilince tek hedef : Suya ulaşmak! Siz hiç su niyetine sigara içtiniz mi ? Bütün yaprakların tadına baktık  “bu acı “, “bu kuru”, “evet evet en güzeli sarmaşık” öneririz bir gün gelir susuz kalırsanız ve eğer yakınınızda bir sarmaşık dalı bulursanız işte size en güzel su kaynağı…… İnanın, tecrübelerle sabit !. Yaşayıp da söyleyemediğiniz çok şey vardır, ama bizim burada kendimize bile ifade edemeyeceğimiz sessiz, sözsüz, hiçbir kelimenin karşılayamayacağı öyle çok şeye tanık olduk ki……Ve koca orman bize öyle tanık ki…….. İşte asıl notları tutulamayanlar bunlar.

8.gün ( 12.08.2005 )

Sabah erkenden uyanıyoruz ( uyuduk mu ? ). Yalnızca iki çanta, bir uyku tulumu, ip, 8’li karabina, kasklar, fenerlerimiz ve biraz yiyecek dışında her şeyi atıyoruz. Yanımıza alacağımız eşyaları iki çantaya koyuyoruz. Bir şokellamız var, onu yemeye çalışıyoruz ama başaramıyoruz ve onu da atıp yeniden ormandaki serüvenimize devam ediyoruz. Dikenler, şimşir ağarları, kaya duvarları, kurumuş dere yatakları arasında dün tepeden gördüğümüz köy yönüne dönmeye çalışıyoruz. Dik bir yamaca gelip burada ip inişleri ile küçük keşifler yaparak çıkış bulma savaşımızı sürdürüyoruz. Biraz yukarımızda kayalık alanın üzerinden devam eden bir yol buluyoruz. Tepeden baktığımızda kanyonun duvarlarını ve ortasından akan suyu görebiliyoruz. Sudan yüksekliğimiz 200 metre vardır herhalde. Buradan üç kez ip inişi yaparak aşağıya inmeyi hedefliyoruz. Sırf moral olsun diye 3-4 saatlik yolu yarım saat bilemedin 1 saat diye konuşmaya başlıyoruz, olsun 6 saat olsun yeter ki suyun içine atabilelim kendimizi. Hepimiz gece boyunca uyur uyanık suyu düşlemişiz.. İp inişlerini tamamlıyoruz. Son ip inişi sırasında aşağıdan insan sesleri geliyor kulağımıza..Sanki çok sevdiğiniz bir operadasınız.. İnsan sesleri, su sesi, insan, su…… Sesleniyoruz, sesimizi alıyorlar, biraz belki ürkek ama cevap vermekte gecikmiyorlar. Bize doğru ilerliyorlar. Suuuuuuu, suyunuz var mı  diye bağırıyoruz. İp inişimiz bitti. Dik bir yamaçtan aşağı inmemiz gerekiyor, Ayhan’ın başına bir taş geliyor, daha o kendini toparlayamadan bu kez Semra’nın avucunun altından toprak kayıyor ve 15-20 metre kadar yuvarlanıyor. 
Ve mutlu son : SU ! .Kanyona yeniden iniyoruz. Bizi karşılayan insanlara sonsuz teşekkürler; seslerini, yollarını, ekmeklerini bizimle paylaştıkları için. Kanyon maceramızı bu dost insanlarla sürdürüp 4 kişi girdiğimiz Valla kanyonundan 11 kişi olarak çıkıyor ve orman katkılı parkurumuzu saat 17.00’de tamamlıyoruz

Valla Kanyonu günlüğü hakkındaki resimler ve yazılar Kaymak olarak http://www.trekist.com/aktivite/valla01.htm  Adresinden alınmıştır.

Aşağıda adları geçen ve valla kanyonu hakkında bizlere böylesine güzel deneyimlerini aktaran değerli dostlarımız ORHAN – CELAL – SEMRA  - AYHAN’A TEŞEKKÜR ederiz.

 

Çatak Kanyonu

catak_kanyonu1catak_kanyonu2catak_kanyonu3

İlçenin en önemli turizm değerlerinden olan Çatak Kanyonu merkeze 7 km. uzaklıkta olup 6 km.si araç ile 1 km.si dağ içindeki yürüyüş parkurundan, 900 m. Yüksekliğe sahip gözetleme noktasına ulaşılmaktadır. Dünyanın 4. büyük kanyonu olması özelliğine sahip Çatak Kanyonu cazibesi, vahşiliği, gizemli görüşüyle içinde geçilebilir 7 km. alanı ve yüzerek veya bot ile geçilebilmektedir. Macera turizmi için elverişli bir mekan olmaktadır. Gözetleme noktasından kilometrelerce kanyon uzantısını seyretmek ayrı bir keyiftir. Kanyon, Çatak köprüsünün 1-2 Km aşağısında başlayıp Tüsköy ‘e kadar kesintisiz devam etmektedir, burada bir açıklık mevcuttur. Tüsköy ‘den kanyon tekrardan başlayıp İnönüne kadar kesintisiz devam etmektedir. İçerisinde tabiattan harika görüntüler saklamaktadır. Geçilmesi çok zor olmamakla birlikte teçhizatsız denenmemelidir.

 

Horma Kanyonu

 hormahorma_kanyonuhorma_kanyonu4
Horma KanyonuKüre Dağları Tabiat Parkı içerisinde yer alan Horma Kanyonu; Pınarbaşı İlçesi’nin Ilıca köyünde yer alıyor. Avrupa’nın en yaşlı ormanlarının arasında ve doğa harikası bir coğrafyada yer alan kanyon, akvaryumu andıran derin göllerden ve irili ufaklı şelalelerden oluşuyor. Çıkışında Ölüdeniz’i andıran doğal havuzuyla Ilıca Şelalesi’nin bulunduğu kanyon geçişi oldukça keyifli ve diğerlerine göre daha kolay. Kaya blokların izin vermediği birkaç noktada yüzerek ilerlemek gerekiyor. Metrelerce derinlikteki suyun dibini görebileceğimiz kadar temiz olan dere bazı noktalarda su kemerini andıran kaya oluşumlarının arasından geçiyor. Bu noktalarda ya tırmanmak ya da suyla birlikte dar deliklerden kendimizi bırakmamız gerekiyor.    
 
Çal Kanyonu

cal_kanyonucalkanyonu
Kastamonu Azdavay ilçesi Gültepe köyü sınırları içersinde bulunan Çal kanyonu, Azdavay’a 25 km, pınarbaşı’na 17 km’ mesafededir. Gültepe köyü geriş mahallesine kadar araçla ulaşım sağlanabilir. Çal kanyonununu turizm döneminde özellikle yabancılar ziyaret etmektedir.
Çal kanyonuna gidebilmek için değirmen başından aşağı 1,5 km yürümek suretiyle kanyon girişi olan kaya boğazına ulaşılır. Kanyon içerisinde 3-4 metre şelaleler ve 30-35 metre uzunlugunda derin göller bulunmaktadır. Kanyonun 2 inci km’sinde (Bu kısım Çatak kanyonunun devamıdır) Azdavay çayı ile bileşir. Kanyon içersinde mağaralar bulunmaktadır. 5 inci km’sinde asar kayası altından çıkan gicu suyu ile birleşir. Gicu suyu 30-35 derece sıcak havada dahi 2-3 derecedir. Gicu suyunu geçerek ada içersindeki muhteşem görünümü olan şimşir ve kavlan ağaçları arasındaki mağaraları geçerek İnönü konutlarına çıkılır.
Bu sayfa Kastamonu ilimizin doğal güzelliklerini tanıtmak amacıyla Halaçlı köyü editörü Numan Ayanoğlu tarafından tasarlanmıştır.

KASTAMONU MAĞARALARI

Posted by Halaçlı Köyü On Nisan - 9 - 2009

Kastamonu İlimizi Tanıyalım

Karadeniz’in incisi medeniyetin beşiği olarak kabul edilen Kastamonu ilimiz sınırları içerisinde inanılmaz doğa güzelliklerine sahiptir. Dünyaca ünlü valla kanyonu. Zümrüt yeşili uçsuz bucaksız çam ormanları. Dünyanın en uzun en temiz sahilleri. Kaya mezarları. Bir birinden ilginç mağaraları. Selçuklu döneminden kalma Camileri-Medreseleri-Türbeleri-Külliyeleri. Tarihi Hanları-Hamamları-Köprüleri-Çeşmeleri. Anadolu’nun sen yüce bir dağısın diye dillerimizden düşmeyen Ilgaz dağı ve Ilgaz dinlenme ve kayak tesisleri- Tarihi Kastamonu Konakları- Kastamonu’nun her noktasını görebileceğiniz Kalesi. Tarihi Osmanlı Sarayı (Osmanlı Palace Hotel) Her medeniyete beşiklik yapan Kastamonu yöresinde bulunan tarihi eserlerin sergilendiği muhteşem müzesi. Tarihe ayna tutan Kastamonu Hükümet konağı (Valilik binası) Yöresel el sanatları.
Dünyaca ünlü Sarımsağı. At yetiştirme çiftlikleri. Mesire yerleri. Manevi değerleri. En önemlisi sıcakkanlı misafirperver KASTAMONU HALKI.
Kastamonu ilimiz anlatılmaz yaşanır. Yaşamak için görmek gereklidir. İster tarihe şahitlik edin, İster zümrüt yeşili ormanlarda gezinin, İster köylerimizi dolaşıp sıcakkanlı misafirperver köylümüze misafir olun, İster Kastamonu ilimizin zümrüt yeşili ormanlarında doğa ile baş başa kalın.
Dünya’ca ünlü Valla kanyonunda biz gezinti yapın. Karadeniz’in maviliğinde tekne turlarına katılın. Dilerseniz uçsuz bucaksız sahillerimizde denizle kucaklaşın ne yapın edin ama kendinize ve ailenize bu ödülü verin ve Kastamonu ilimizi mutlaka görün. 
Yorumlayan ve Yazan /  Numan Ayanoğlu

 

Sarpunalınca Mağarası 
Yeri: Kastamonu, Küre İçesi
 

Küre yakınlarındaki Devrekani’ye bağlı Şenlik Köyü Sarpunalınca Mahallesinde yer almaktadır. Mağaraya Küre-Sarpunalınca orman yoluyla ulaşılmaktadır.
Özellikleri
Tamamen yatay ve aktif mağara tipindedir. 662 m uzunluğundaki mağara Sarpunalınca bölgesinde toplanan suları drene etmektedir.
Mağara içerisinde sular bir çatlak boyunca, kaya blokları arasından ilerlemekte, çıkıştaki 3.5 m.lik küçük bir sifonla, kaynak şeklinde boşalmaktadır. Mağara oluşum yönünden fazla zengin değildir. Giriş ağzı ve kaynak çıkış ağzı çok güzel bir doğaya sahiptir. Mağara ağzı düz çimenle kaplı olduğundan, rahatça kamp kurulabilmektedir. Kaynak çıkış ağzında bulunan ve sifona kadar uzanan nane tarlası geziye ayrı bir güzellik katar.

Ilgarini (Ilvarini) Mağarası 
Yeri: Kastamonu, Pınarbaşı İlçesi
 
Özellikleri
19Mağara iki bölümden meydana gelmiştir. Canlı bir mağara olup, sarkıt ve dikit hareketliliğinin devam ettiği görülmüş ve bu mağarada ibadethane (şapel) ve mezarlıklara rastlanılmıştır.
Orman Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve FAO tarafından Kastamonu İli Varla Kanyonu, Ilgarini Mağarası ve çevresi örnek proje alanı seçilmiştir. FAO tarafından Ilgarini Mağarası dünyanın 4. büyük mağarası ve doğa ve dünya ölçeğinde bulunmuştur.
Denizden 1250 metre yüksekliktedir. Mağaranın oluşumu 3. ve 4. zamanda 160-220 milyon yılda oluşmuştur. Ilgarini mağarası 858 metre uzunluğu ile dünyanın dördüncü büyük mağarasıdır. Mağaranın derinliği 250 metre dir. Mağara içerisindeki mevcut sarkıt ve dikitler bir milyon yıllıktır.

Mağranın içerisinde kalıntı ve buluntulardan mağaranın hem yerleşim alanı, hemde dini mekan olarak kullanıldığını, yapı tekniği, malzeme özelliği ve yapı şekilleriyle genç Roma ve erken Bizans devrine ait olduğu söylenebilir. Mağara içine girildiğinde hemen giriş bölümündeki yapı kalıntılarından bu kısmın iskan yeri olarak kullanıldığı mağaranın girişten itibaren iki kola ayrıldığı görülmekte bir bölünde sarkıt ve dikitler bulunmaktadır.
 
Diğer bölümde ise eğilimi %30 bir yoldan zigzag çizilerek kenarları kuru taş duvarlarla üçgen şeklinde örülmüş istinad duvarları ile çevrili 1 metre genişliğindeki 33 kavisten oluşan yolla yaklaşık 100 metre gidilerek ikinci bir düzlük alana inilmektedir. Bu düzlüğün sonunda istikametleri doğu-batı doğrultusunda uzanan kaya içinde iki katlı olarak oyulmuş ve içerleri sıvanmış, mağara zemininden sonra çatma dam şeklinde ardıç ağaçlarından yapılmış kat ile içindeki ardıç ağacından yapılmış lahitler bulunmaktadır.
 
Ancak lahitler açılarak dağıtılmış ve etrafta iskelet parçaları görülmektedir. Yine bu alanda mezarların önündeki düz alanda yonca planlı bir klise şapeli bulunmaktadır. Doğu girişi yıkılmıştır. Duvarları 2,5 metre yüksekliğinde olup çamur harçla örülmüştür. Mağaranın normal olarak gidilebilen uzunluğu yaklaşık 250 metre ‘dir. Mağara bu özellikleriyle yoğun ziyaretçi akınına uğramaktadır.

 Kastamonu Ilgarini Cave
03The entrance to Ilgarini Cave was rather cold and damp. Members of Atlas team experienced moments of excitement as they tried to climb the ventilation chimney 50-60m into the main gallery using ropes… Ilgarini is located in a pitted carstic plateau (Sorgun Yaylasi) near Toprakini Cave and Sorkun Düdeni whose altitude varies between 900-1,000m. The region’s interesting geomorphology and architectural value as well as its rich flora and fauna make it a prime National Park candidate. 
To reach the end of the large gallery technical
equipment was needed 400m beyound the entrance.

At the end of the gallery sits the “Chandelier Room” with its wonderful display
of stalactites and stalagmites.
04The point for technical descent… The greatest concern of a person climbing down a rope in darkness is where it will reach to. If there is a ridge or a suitable place to stop it can be a rest point on the wall.   
In the entrance section lie the remains of buildings of a 10 household village thought to have been settled in the Byzantine era. Its graves and ruined church lie deeper in the main gallery. A path leads to them, clinging to the walls as it goes.   
Signs on the gallery walls show the level to which it may formerly have been filled with water. We will leave this and other clues to the formation of the cave to be examined by speleologists. The Atlas team tried to capture the atmosphere for you by lighting and photographing the place.   
11The forest receives heavy rainfall even in summer, and camping is out of the question in the winter and spring months. In the region where even summer nights can be cold, a sheltering cave is not enough. Because of the impossible weather conditions the first thing that came to the drenched team’s mind was to make a log fire from found wood to dry themselves and their clothes.

My eyes are open but I can see nothing in the total darkness, and I have lost my sense of direction. 250m below the cave entrance, hearing is the only functioning sense. Time will show whether this is an advantage or a disadvantage…

Carbide lamps glowing like fireflies in the bottomless darkness…

12As we reached the deepest point of Ilgarini cave, our carbide ran out and we decided to rest briefly in the darkness before recharging our lamps. At first, I couldn’t get used to the sound of constantly dripping water, and then there was a new sound, a bubbling. We had been in the cave for four straight days, not knowing whether it was night or day. My thoughts turned to the journey from Istanbul under stubborn rainfall, the back seat so full of equipment that there was only room for my two teammates in the front. I couldn’t help but recall a restless night in the tent.

The next morning we climbed the mountain road overlooking Sekriban River and reached Pinarbasi via Ardaçay where we met the governor of the sub-province.

13I had decided to research and write about Ilgarini for Atlas on my first visit there last summer. Ilgarini was impressive with its great arching entrance and ancient ruins. In the right-hand gallery sits a cistern and a few ruined buildings of unknown function fractured by years of raiding by treasure hunters. Inconclusive attempts by the Forestry Commission and Ministry of Tourism officials to have the site included in the region’s National Park gave the treasure hunters the chance to plunder a priceless cultural relic in the hope of finding a few pieces of shiny metal.

A limestone plateau formed
100-150 million years ago:
Sorgun Yaylasi.

The karstic process was
accelerated by dense vegetation
cover and the wet climate…

The intensive penetration of
surface water into limestone
cracks led to the formation of
karstic hollows important from
the speleological angle…

 To progress beyond the graves and church ruins in the main gallery, the team had to use technical equipment. After the 55m technical descent among the travertines they encountered hundreds of pools of varying size. In this section, the only sign of previous visitors to the cave were giant logs that were used either to facilitate climbing down from above or dropped to give an estimate of depth. On the soft muddy surface of the travertines marks can still be seen where visitors to the cave had slid. Perhaps these prints, and those left by the Atlas team, will be preserved for many long years.
A rope was needed to descend into the main gallery along the 55m wall about 230m from the entrace. After the descent the gallery finally ended in a small lake. While Cemal Gülas was climbing he was photographed by his teammate.
Following the zig-zag descent of the way in the small gallery by the light of carbide lamps…
The formation of stalactites and stalagmites continues. Enormous ancient formations have grown from floor and ceiling to meet in ancient columns are attended by quite young formations that did not escape the attention of our friend Haluk Yildiz.
The team in the middle of the cave assembled in strong light ringed by intense darkness.
During the descent opportunities to stop and rest on the rope may arise. Haluk Yildiz here waits for a carbide lamp to be passed down to him.

Light streaming from the ventilation shaft can be seen from the mouth of the small gallery in the chandelier room looking towards the cave entrance. 
The cave’s ubiquitous small pools and dripping water present many wet surprises. Visitors may find themselves slipping into a pool at any time because of the slick ground and the lack of light. Easy drying clothes and equipment are a good idea… 
 
Going deeper into the cave in total darkness on extremely slippery ground is much too dangers, and carbide lamps are essential to maneuvering the cave. Where the ceiling is low or where stalactites hang like giant fangs the safety helmet is the most important piece of equipment. It prevents injury if by sudden reflex you straighten up and bang yourself hard or crash into the surrounding rock. Helmets come in handy not just in this section, but falling is always a possibility, and it is better to be prepared.After the natural arched entrance to Ilgarini Cave, you come to the room with the ventilation shaft. In the short gallery to the right, progressing is relatively easy over this level ground. Here there is a ruined cistern. Then the passage narrows and becomes more indented until the chandelier room is reached, named for its magnificent stalactites and stalagmites, the sight of which eases exhaustion.
Extremely long stalactites can form as a result of water streaming into a cave carrying lime deposits. The interior of caves can offer incredible sights thanks to this process lasting hundreds, millions of years. (left). In winter and even spring in a cave where stalactites are forming ice stalactites and stalagmites can readibly been seen… This broken piece is one of the sights of Toprakini Cave. It was found alongside one of the paths the team followed at a depth of 50m in Toprakini, 20 mins from Ilgarini. (right).

 Together with the governor we went down towards the main gallery to the left of the cave and followed the zig zagging route to the second level. Here too was a ruined building. From here the way wound down another 80 100m, ending in a very small ruined structure that may have been a place of worship. To its north at the base of the walls were tombs. The dead were carried to the grave in juniper sarcophagi and buried one on top of the other. The robbers had intruded here as well, forcing their way into the graves. The tremendous acoustics carried our voices away in harmonious echoes until we were hoarse. The cave didn’t end there but we didn’t have the technical equipment with us to go deeper that day. I left with the cave on my mind.
Now we had returned and set up camp beyond the temple at the head of what the villagers called the “well”. Inside, it was dry and warmer than outside. We had spent half the day ranging candles along the cave path. Illuminated, the burial chamber was magnificent, and we tried to imagine the atmosphere with hymns being sung and ceremonies being performed. The dead must have been inhabitants of the monastery or hermitage rather than villagers. Some believe these ruins to be of a late Roman monastery while others claim they are a Byzantine mountain village of 10 households. Personally I find it hard to believe that villagers would settle in such difficult terrain when there is plentiful land suitable for agriculture in the villages around Cide or in the Yamanlar region.

As we climbed lower by carbide light, the atmosphere became more damp and water was streaming from the travertine at the depths of the cave. Water was also flowing through the cave roof carrying a soft red clay-like sediment and brushwood which over time had accumulated on the side walls much like the bed of a river. The bedrock of the cave began behind these piles.

Later we reached the main gallery. Its floor was level and the cave ended a little further on in a small lake. The smoothness of walls and floor as though levelled-off with muddy water suggested that the lake had been much greater at one time.
Sitting on the cave floor and losing track of time my thoughts are interrupted by the voice of one of my companions complaining of hunger and cold. We light the carbide lamps and start to make our way back. When we climb out of the well back up to our camp site we discover that it is 2 o’clock in the morning. We emerge from the cave looking for surface air.

To some people staying underground in a cave for four days may seem incomprehensible. Think of it this way. What kind of place could have kept us amused for four days? If I hadn’t managed to think of it this way I wouldn’t have been able to experience it.
The light flat area in front of the old settlement proved to be a good base camp for resting and making preparations.
Leaving Pinarbasi, the new centre of the sub-province, one can follow the Varla Canyon, through which the Devrekani (Kocaçay) flows from Bakacak. From this point, the mouth of the canyon, where the Tor dam is to be built, cannot be seen. Facing is Varla Mahallesi… The road over Kanliçay, which flows into Devrekani Çayi from the east leads through the Kanliçay gorge to Kapanci Pazari, a village of wooden houses set in flowery meadows where regional people gather for the Monday

 

Medil Mağarası
Azdavay İlçe merkezine 8 km olup, 7 km.si araçla, 1 km.si orman içi patika yoldan yaya yürüyüşü ile ulaşılmaktadır. Karakuşlu Köyü´ne bağlı Ayvat mahallesinde medil ormanı içindedir. Pamukkale’nin gün görmemiş yüzü olarak adlandırabileceğimiz Medil mağarası, M.Ö. dönemlerde bir sığınak veya ibadethane olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. Mağaranın doğusunda bina harabeleri görülmektedir. Bu bina moloz taşlardan yapılmıştır.
 

Kuyluç Mağarası
Yeri : Kastamonu, Şenpazar İlçesi
 
Şenpazar İlçesi sınırlarındaki mağara Şehriban Çayına 3 km., Devrekani Çayına 4 km. uzaklıktadır.
Özellikleri
Dağlı Kuyluca da denilmektedir. Mağaranın ağzı Türkiye’nin en derin noktası Çukurpınar Düdeni’nin (-1190 m.) ağzından daha geniştir. Mağara girişinde iki akarsu birleşerek cadı kazanları oluşturup ilerleyen bir kol şeklinde devam etmektedir. Bu kol 40-50 metrede muhtemelen mağarayla birleşmektedir. Mağara içinde yaklaşık 100 m.de bir şelale vardır, şelale yönünde rüzgar esintisi hissedilmektedir. Hava sıcaklığı 10-20 arasında değişmektedir.
 
 

Başören- Mağarası
Yeri : Kastamonu, Devrekani İlçesi,Şenlik Kasabası Baş Ören Köyü 

ayanoglumagarasi_1ayanoglumagarasi_22ayanoglumagarasi_24

1995 yılında av sporu için gittiğim başören köyünde bu mağarayı  görmüştüm.
Fakat yanımda fotoğraf makinesi olmadığı için görüntüleyememiş arazide kar olduğu içinde aşağıya inememiştim.20/Ağustos/2008 Tarihinde bu mağaranın resimlerini çekmek için bulunduğu ormana gittiğimde Ağustos ayı olmasına rağmen mağaranın içerisinde kar olduğunu gördüm. Mağara yaklaşık 15-20 mt derinlikte iniş oldukça zor.7-8 metre dikine patika tabir edilen bir yoldan mağaranın girişine doğru iniş yapılıyor.

ayanoglumagarasiAsıl sorun bundan sonra başlıyor.-7-8 mt dikey bir inişten sonra ikinci aşama olan mağara girişine inmek için köylüler tarafından kesilip aşağıya atılmış budakları iniş ve çıkışlarda merdiven olarak kullanılan 8-10.mt uzunluğunda köknar ağacı bulunuyor.Bu ağaç sayesine aşağıya inildiğinde ürpertici bir manzara ve inanılmaz bir soğuk hava ile karşılaşıyorsunuz.İçerisinde ne olduğunu ve derinliğini bilmediğiniz karanlık bir dehliz duvarları buz tutmuş yerler diz boyu kar dolu bir mağara. Mağara kapısından yukarıya bakıldığında muhteşem bir manzara.Bina büyüklüğünde kayaların oluşturduğu mağara girişi ve onların üzerinde yükselen metrelerce köknar ve çam ağaçları..

ayanoglumagarasi_15Ağustos ayının sıcağı yukarıda ortalığı yakıp kavururken ben aşağıda soğuktan titriyordum.Mağaraya indiğimde yanıma bir aydınlatma aracı almamıştım bu yüzden mağaranın içerisinde ne olduğunu ne ile karşılaşacağımı bilmeden karanlıkta biraz ilerleyip fotoğraf makinemin düğmesine basıyor çektiğim resimleri görerek mağarada ilerliyordum. Tehlikeli birazda düşüncesiz hareket ettiğimin farkındaydım zira içeride bir yaban hayvanı  yada mağaranın içerisinde bir delik olabilirdi. Bu mağara hakkında orada yaşayan köy halkı ve akrabalarımdan edindiğim bilgiler buranın kar mağarası olduğunu ve köylüler haricinde  kimse tarafından bilinmediği yaz mevsiminde ormanda hayvan otlatan insanların buraya arasıra inip kar çıkardıkları yönünde bilgilerdi.

ayanoglumagarasi_31Kastamonu mağaraları olarak kayıtlarda bulunmaması ve bu mağara hakkında bugüne kadar bir yazı yada resim olmaması doğaldı. Ben bu mağaraya ilk inen değildim köy halkından başkaları da inmişti fakat ilk görüntüleyen ben olmuştum.

Başören mağarası hakkında ne resim nede bir bilgi yok  ilk olarak www.halaclikoyu.com web sitesinden bu mağarayı görüntüleyip mağara hakkında genel bilgi paylaşımı yapan biriyim.Bu mağara orman içerisinde olması bakımından dışarıdan görülüp kolaylıkla ziyaret edilebilecek bir mağara değil.Ayrıca iniş ve çıkışları çok tehlikeli. Bildiğimiz mağaralara hiç benzemiyor. Mutlaka bu tür mağaralar bir çok köylerimizde vardır bende memleketim Kastamonu ilinin şenlik kasabasına bağlı başören köyündeki ilginç mağarayı sitemizi ziyaret eden doğa meraklısı dostlarımızın bilgilerine sundum.

ayanoglumagarasi_4ayanoglumagarasi_33ayanoglumagarasi_2ayanoglumagarasi_23

Bu sayfa Kastamonu tabiat güzelliklerini ve Kastamonu ilimiz sınırları içindeki mağaraları tanıtmak amacıyla  Numan Ayanoğlu tarafından düzenlenmiştir.

Kastamonu Kaya Mezarları

Posted by Halaçlı Köyü On Nisan - 9 - 2009

Kastamonu İlimizi Tanıyalım
Karadeniz’in incisi medeniyetin beşiği olarak kabul edilen Kastamonu ilimiz sınırları içerisinde inanılmaz doğa güzelliklerine sahiptir. Dünyaca ünlü valla kanyonu. Zümrüt yeşili uçsuz bucaksız çam ormanları. Dünyanın en uzun en temiz sahilleri. Kaya mezarları. Bir birinden ilginç mağaraları. Selçuklu döneminden kalma Camileri-Medreseleri-Türbeleri-Külliyeleri. Tarihi Hanları-Hamamları-Köprüleri-Çeşmeleri. Anadolu’nun sen yüce bir dağısın diye dillerimizden düşmeyen Ilgaz dağı ve Ilgaz dinlenme ve kayak tesisleri- Tarihi Kastamonu Konakları- Kastamonu’nun her noktasını görebileceğiniz Kalesi. Tarihi Osmanlı Sarayı (Osmanlı Palace Hotel) Her medeniyete beşiklik yapan Kastamonu yöresinde bulunan tarihi eserlerin sergilendiği muhteşem müzesi. Tarihe ayna tutan Kastamonu Hükümet konağı (Valilik binası) Yöresel el sanatları.
Dünyaca ünlü Sarımsağı. At yetiştirme çiftlikleri. Mesire yerleri. Manevi değerleri. En önemlisi sıcakkanlı misafirperver KASTAMONU HALKI.
Kastamonu ilimiz anlatılmaz yaşanır. Yaşamak için görmek gereklidir. İster tarihe şahitlik edin, İster zümrüt yeşili ormanlarda gezinin, İster köylerimizi dolaşıp sıcakkanlı misafirperver köylümüze misafir olun, İster Kastamonu ilimizin zümrüt yeşili ormanlarında doğa ile baş başa kalın.
Dünya’ca ünlü Valla kanyonunda biz gezinti yapın. Karadeniz’in maviliğinde tekne turlarına katılın. Dilerseniz uçsuz bucaksız sahillerimizde denizle kucaklaşın ne yapın edin ama kendinize ve ailenize bu ödülü verin ve Kastamonu ilimizi mutlaka görün. 
                                                                                                                              Yorumlayan ve Yazan /  Numan Ayanoğlu

Kastamonu Kaya Mezarları:
Kastamonu Antik Çağ’ın Paphlagonia Bölgesi sınırları içerisinde bulunmaktadır. Bu bölgede Antik Çağ’dan kalmış kaya mezarları bulunmaktadır. Kastamonu Valiliği bu kaya mezarlarının turizm yönünden önem kazanabilmesi için bazılarının çevresindeki yapıları kamulaştırarak çevre düzenlemesi yapmıştır.   

 
Ev Kaya Mezarı (Merkez)

Kastamonu’nun en eski kaya mezarı olan bu yapı bugünkü Endüstri Meslek Lisesi yanındaki doğal kaya bloğu üzerinde, zeminden 8 m. yükseklikte oyulmuştur. MÖ.VII.yüzyılın başlarına tarihlendirilen bu mezar anıtı Paphlagonialılar tarafından yapılmıştır. Mezarın üç ayrı girişi olup, içerisinde de üç ayrı mezar odası bulunmaktadır.

Şehinşah Kaya Mezarı (Merkez)

Kastamonu, İsmail Bey Külliyesi’nin bulunduğu, Şeyhinşah Kayası’nın güney yüzünde üç mezar odası bulunmaktadır.

Bu mezarların MS.II.yüzyılda, Roma döneminde yapılmış oldukları sanılmaktadır. Birbirine benzeyen mezar odaları oldukça dar ve kabartmalarla süslü bir girişten sonra derinliği çok fazla olmayan mezar odasına girilmektedir. Günümüze iyi bir durumda gelebilmişlerdir. 
 
Ruşen Kayası (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesi Höyük Veren Köyü’nde, Ruşen Mahallesi’nde kayalara oyulmuş bir mezar bulunmaktadır. Bu mezarın hangi dönemde yapıldığı bilinmemektedir. Mezarın içerisi kubbe şeklinde olup, buraya bir de ölü sediri (kline) yerleştirilmiştir.

Türbe Kayası (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesi Uzla Köyü’nde, Ülde Mahallesi yakınında kayalara oyulmuş altı mezar odası bulunmaktadır. Bu mezarların yapım tarihi konusunda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Bunlar kayalara oyulmak sureti ile yapılmış olup, bezemesiz ve birer oyuk halindedirler.

Kaya Tünelleri (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesinin batısındaki Ilıca Köyü, Arma Mahallesi’nde büyükçe bir kayanın içerisinde bir tünel bulunmaktadır. Bu tünel kayanın içerisinde at nalı şeklinde uzanmaktadır. Ancak içerisi zamanla moloz ve kayalarla dolduğundan bu tünel ile ilgili yeterli bilgi edinilememektedir.

Mercimeklik Kayası (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesi Sarnıç Köyü, Sarnıç Mahallesi’nin 1 km. kadar güneyinde bulunan Mercimek Kayası’nda yapılan kazılarda Bizans dönemine ait keramik parçaları ile karşılaşılmıştır. Ayrıca kaya üzerinde yapılan araştırmalarda Bizans dönemine tarihlenen madeni bir haç ortaya çıkarılmıştır.

Tabaklı Kayası (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesi Maksut Köyü’nün tabaklı Mahallesi’nde bulunan 40 m. yüksekliğindeki kaya üzerinde, merdivenlerle çıkılan oyuklar bulunmaktadır.

Kalekapısı Kaya Mezarı (Taşköprü)

Kastamonu Taşköprü ilçesine 17 km. uzaklıkta bulunan Donalar (Süleyman) Köyü’nde bulunan kaya mezarı ilk kez Prof.R.Leonhard tarafından bulunmuştur. Daha sonra bu mezarı Kastamonu Müzesi Müdürü Ahmet Gökoğlu incelemiş ve yayınlamıştır.

Mezar anıtı Gökırmak Çayı’nın ovaya ulaştığı yerdeki yüksek bir kaya kütlesi üzerindedir. Kaya mezarı birisi yatay, diğer ikisi de meyilli olarak üç kirişin birleşmesinden meydana gelmesinden oluşan bir cephe görünümüne sahiptir. Mezar yerden 8 m. yüksekliğinde oyulmuştur. Mezarın girişi 4,5 m. uzunluğunda, 2 m. eninde ve 3.10 m. yüksekliğindedir. Girişte iki sütun bulunmakta olup bu sütunların birbirleri ile ve duvarlarla açıklıkları birbirinin eşidir. Bu sütunlar dört köşe bir kaide üzerinde yuvarlak silmelidir. Sütun gövdesi de yuvarlaktır. Bunlardan soldakinin üzerine bir haç motifi ile Tanrı yazısı Grekçe yazılmıştır. Sütun başlıkları Paphlagonia’daki diğer kaya mezarlarında olduğu gibi dikdörtgen olmayıp, kare şeklindeki tablalar üzerine çökmüş boğalardan meydana gelmiştir. Buna benzer kaya mezarlarına Boyabat’ın Direklikaya Mezarında da rastlanmaktadır. Buradaki boğaların ön yüzleri dışarıya, arkaları da mezara doğru çevrilmiştir. Giriş yerinin duvarları ve tavanı son derece muntazam oyulmuştur. Bu girişten sol taraftaki mezar odasına geçilmektedir. Bu oda 4.60×2.30 m. ölçüsünde olup, yüksekliği de 1.80 m.dir. Oda içerisinde ölü sediri (kline) bulunmaktadır. Bu odadan 1.20×0.45 m. ölçüsünde bir kapıdan sağ taraftaki odaya geçilmektedir. Bu oda da 3.80×2.70 m. ölçüsünde olup, yüksekliği 1.80 m.dir. Odanın duvarları düz, tavanı ise düzdür. Girişe bakan duvarda bir de pencere bulunmaktadır.

Bu kaya mezarının en önemli noktası da alınlığın tepesinde bulunan kartal, bunun altında iki aslan, onların altında da karşılıklı iki aslan figürüdür. Ayrıca köşelere de griffonlar (Mitolojik aslan vücutlu, kuş başlı, kanatlı yaratıklar) yerleştirilmiştir. Burada bir de hörgüçlü bir öküz kabartması bulunmaktadır. Bu kaya mezarındaki hayvan gruplarının değişik zamanlarda buraya konulduğu düşünülmektedir.

Kaya mezarının MÖ.VII.yüzyılda yapıldığı, kabarmaların ise MÖ.IV.yüzyılın başlarında buraya yerleştirildiği ileri sürülmektedir.

Sarı Yolu Kaya Mezarı (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesi Sümenler Köyü’nde Sarı Yeri veya Sarı Yolu denilen oldukça sarp bir kayalıkta mezarlar bulunmuştur. Üç küçük odadan oluşan bu mezarın ismine kaynaklarda rastlanmamış ve yapım tarihi de kesinlik kazanamamıştır.

Toprak İni Mezarları (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesi Kamana ve Hamitli köyleri arasındaki Sorkun Yaylası’nda bazı mezarları bulunmaktadır. Bu mezarlar harç ve tuğla ile yapılmıştır. Büyük olasılıkla da Roma ve Bizans dönemlerine ait oldukları sanılmaktadır.

Kız Kayası (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesi, Çengel ve Ekremli köyleri arasındaki Zarı Ovası’na hakim kayalar üzerinde bulunan bu kalıntı bazı kaynaklarda mabet olarak geçmiştir. Bu nedenle de kaynaklarda Mihrap Kayası olarak yer almıştır. Kayanın 12 m. yukarısında, 2 m. yüksekliğinde, 1 m. enindeki bu mezarın alınlığı üçgen şeklindedir. Sütun ve başlıkları ile bu alınlık taşınır olarak kayalara oyulmuştur. Alınlığın ortasında yarım metre çapında bir daire bulunmaktadır.

Delikli Kaya (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesinin doğusunda, Sabuncular Köyü Sada Mahallesi’nde küçük bir kaya mezarı bulunmaktadır. Delikli Kaya denilen bu mezar, yuvarlak kapılı tavanı kubbe şeklinde oyulmuştur. Bu mezar odasının yüksekliği 1.50 m.dir.
Hacat Kayası (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesinin batısındaki Sümenler Köyü’nde Kayadibi Mahallesi’nin yaklaşık 100 m. kuzeyindeki Hacat Kayası’nda bir kaya mezarı bulunmaktadır. Mezarın kemerli bir giriş kapısı olup, içerisinde 1.30 m. eninde ölü çukuru vardır. Bunun sol tarafında ve karşısında birer oda daha bulunmaktadır. Bu bölümlerin üzerindeki kayalar kubbe şeklinde oyulmuş ve mezar haline getirilmiştir.

Fıstık Kayası (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesinde Demirtaş Köyü altındaki Asar Kalesi ile Ören Kayası arasında kayalara oyulmuş mezarlar bulunmaktadır. Dışarıdan birer oyuk olarak görülen bu mezarlar hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır.
 

Kenthaber Kültür Kurulu kaynak olarak alınmıştır.

Urgancı Kaya Mezarı (Taşköprü)

Kastamonu Taşköprü ilçesi, Urgancı Köyü’nün yukarısındaki kayalık alanda bir kaya mezarı bulunmaktadır. Bu mezarın da Paphlagonialılar zamanında yapıldığı sanılmaktadır.

Günümüze gelememekle beraber, mezar girişinde iki sütun bulunduğu kalıntılarından anlaşılmaktadır. Sütunların üzerindeki alınlık zamanla aşınmış olup, burada herhangi bir kalıntı olup olmadığı anlaşılamamıştır.Girişin arkasındaki mezar odasında üç tane ölü sediri (kline) bulunmaktadır.
Aygır Kalesi Kaya Mezarı (Taşköprü)

Kastamonu Taşköprü ilçesi, Ağcıkişi Mahallesi’nde Aygır Kayası denilen kayalar üzerinde bulunan bu mezarın Paphlagonialılar tarafından MÖ.VI.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Kaya mezarının giriş kısmının sağ tarafı zamanla yıkılmış, sütunların bir kısmı aşağıya devrilmiştir. Sütunların taşıdığı cephedeki üçgen alınlık da zamanla yok olmuştur. Ancak buradaki silmelerden bütün mezar cephesinin çerçeve içerisine alındığı izlerden anlaşılmaktadır.

Giriş kısmının tavan ve duvarları düz olup, burada yer yer yuvarlak silmelerin izleri görülmektedir. Mezar odasında ölü sediri (kline) bulunmaktadır.

Direkli Kaya Mezarı (Taşköprü)

Kastamonu Taşköprü ilçesi Alasökü Köyü, Eşek Deresi Mevkiinde, 8 m. yüksekliğinde bir kayaya oyulmuş olan bu mezarın önünde tek sütunlu bir giriş bulunmaktadır. Dört köşe kaide üzerindeki bu sütun yukarıya doğru genişlemektedir. Mezar odası kare şeklinde olup, üzeri tonozludur. Mezar odasının girişinin sağında bir ölü sediri (kline) bulunmaktadır. Mezar odasının MS.I.yüzyılda Romalılar tarafından yapıldığı sanılmaktadır.

Bademci Kaya Mezarı (Taşköprü)

Kastamonu Taşköprü Bademci Köyü’nün üst tarafındaki kayalıklara yerden 30 m. yükseklikte bir kaya mezarı yapılmıştır. Roma döneminde yapıldığı sanılan bu mezarda, girişten sonra 1,5×1,5 m. ölçüsünde bir mezar odası bulunmaktadır.

Hobu Kayası Mezarı (Taşköprü)

Kastamonu Taşköprü ilçesi Çaycevher Köyü’nde kayalar üzerindeki bu mezarın MS.I.-II.yüzyılda, Roma döneminde yapıldığı sanılmaktadır.

Dikdörtgen şeklindeki mezarın girişi zamanla bozulmuştur. Mezar odası 1.65×1.80 m. ölçüsünde olup, yüksekliği 1.85 m.dir. Mezarın üstü beşik tonoz şeklinde kayalara oyulmuştur. İçeride ölü sediri (kline) bulunmaktadır.

Kaya Tünelleri (Taşköprü)

Kastamonu Taşköprü ilçesinde, Donalar Köyü’nde Kalekapısı denilen mevkideki kayaların üzerinde at nalı şeklinde bir tünel bulunmaktadır. Bu tünel 2.20 m. genişliğinde, 2.00 m. yüksekliğindedir. Girişten sonra kaya içerisine doğru uzanmaktadır. Üzeri tonozlu olan bu tünele çıkan merdivenler zamanla aşınmıştır.

Bu tünelin doğusundaki diğer tünelin içerisi toprak ile dolduğundan bu konuda yeterli bilgi bulunmamaktadır.

Kale Kapısı denilen kayanın karşısındaki kayalıklarda bulunan üçüncü tünel bulunmaktadır. Ayrıca Kornapa Köyü’nün kuzeyindeki kayalara da yine at nalı şeklinde girişi olan 2 m. eninde 3 m. yüksekliğinde Kılıç Kaya Tüneli vardır. Bu tünel kayaların içerisine doğru kıvrımlar yaparak uzanmaktadır.

 
Ağıl Kayası (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesi, Kayabaşı Köyü’nün güneyindeki kayalar üzerinde, önünde kapılar bulunan bir mezar ile karşılaşılmıştır. Kayaya oyulmuş dört basamakla çıkılan girişin önündeki madeni kapılar günümüze gelememiştir.
 

Sipahiler Kaya Mezarları (İhsangazi)

Kastamonu İhsangazi ilçesi Sipahiler Mahallesi Dere Sokağı’nın kenarında, yaklaşık 150 m. yüksekliğinde tepe üzerinde kaya mezarları bulunmaktadır.

Bu kaya mezarlarının MS.V.-VI.yüzyıllarda yapıldığı sanılmaktadır. Kaçak kazılar nedeni ile duvarları tahrip olan bu kaya mezarı birbirlerinden ayrı iki kat halindedir. Katlar arasında da bir bağlantı bulunmamaktadır. Buradaki mezar odasında yuvarlak bir pencere vadiye bakmaktadır. Mezarın altında ikinci bir bölüm bulunmaktadır. Bu mezarın içerisinde de duvarların oyulması ile cesetlerin konulduğu yerler açılmıştır.

İncigez Kaya Mezarı (İhsangazi)

Kastamonu İhsangazi ilçesi ile İncigez yolunun sağında, bir tarlada bulunan kaya içerisine oyulmuş bir mezar bulunmaktadır. Bu mezarın yapım tarihi tesbit edilememiştir. Tek odadan oluşan küçük bir kaya mezarıdır.
 
  
Bu sayfa Kastamonu kaya mezar ve tünellerini  tanıtmak amacıyla Numan Ayanoğlu tarafından düzenlenmiştir.