KASTAMONU HALAÇLI KÖYÜ : Kastamonu Merkez Halaçlı Köyü Kastamonu ilimize bağlı merkez köyler arasında yer almaktadır. Köyümüze ulaşım Kastamonu,Samsun devlet kara yolundan sağlanmaktadır.
70 haneden oluşan köyümüz Aşağı halaçlı, Yukarı halaçlı, Tekke, Kızboncuk(ötegeçe) köyü diye 4 ayrı parçaya ayrılmıştır.
Kastamonu ilimize 22.km mesafededir. Halaçlı köyüne en yakın ilçe Taşköprü ilçesidir.
Komşu Köyler:Kuşkara Köyü, Hacı Yusuf Köyü, Batak Köyü, Çaycafer Köyü, Kadıoğlu, köyü Çavundur köyü, Gölveren.
Kastamonu şeker fabrikasi’da köyümüze 2.km mesafede yer almaktadır.
Halaçlı köyü halkı geçimini çiftçilik ve hayvancılıktan sağlamaktadır.Kastamonu ilimizde ilçelerimizde ve şeker fabrikasında çalışan,ticaretle uğraşan,Öğretmenlik,Okul müdürlüğü yapan,devlet memuru olan vatandaşlarımızda bulunmaktadır.
Yaşamlarını İstanbul ve değişik şehirlerde sürdüren ara sıra köye gelip yerlerini eken yaz tatilinş geçiren köyle irtibatını kesmeyen vatandaşlarmızda vardır.
Halaçlı köyünde eğitim düzeyi oldukça yüksektir. Köyümüzde bir çok üniversite mezunu gençlerimiz bulunmaktadır. Halen çeşitli üniversitelerde eğitim gören gençlerimizde mevcuttur.
Asırlardır aynı köyde yaşayan halkımız genellikle bir birleri ile akrabadır. Köy yardımlaşması imece usulü yapılmaktadır.
Gelenek ve göreneklerine bağlı olan Halaçlı köyü halkı atalarından miras kalan bu kültürü yaşatmaya devam etmektedir. Halaçlı köyü halkı çok misafirperverdir. Köyümüze gelen yabancılar en iyi şekilde ağırlanır kalacak yerleri yoksa köylü kendi evlerinde ağırlar. Köyümüzde düğün,nişan,kına gibi merasimler herzaman birlik ve beraberlik içerisinde yapılır.
Halaçlı köyünde bulunan evlerin geneli kerpiç ve ahşap yapıdır.İki kattan oluşan evler giriş avlusu çardak ve odalardan oluşmaktadır. Köy evlerinin çoğu bahçe içerisinde kurulmuştur.Son yıllarda modern betonerme binalarda yapılmıştır.
Bahçe avlusunda samanlık,fırın,kuyu,kümes ve ambar bulunmaktadır. Halaçlı köyünde iki adet eski tarihi konak bulunmaktadır. Bu konakların içerisindeki bazı mobilyalar ve oyma tavan süslemeleri antik değere sahiptir (Ürşen bey konağı-Aloğlu Konağı) halaçlı köyünde bulunan konaklar arasında yer almaktadır. Köyümüzde Tarım: Sanayi bitkisi olarak sarımsak ve şeker pancarı üretilmektedir. Bakliyat ve sebze türü ürünlerde mevsimine göre üretilip Kastamonu ve ilçelerde kurulan pazarlarda satılmaktadır.
Halaçlı köyünde her türde meyve ağacı bulunur. Özel olarak tahsis edilmiş meyve bahçeleri yoktur. Ekim alanlarını çevreleyen arazi sınırlarına dikilmiş olan elma agaçlarının sayısı 300-400 dönümlük bir araziyi kaplayacak kadar çoktur. Bu ağaçlardan elde edilen elmaları köylümüz köye gelen tüccarlara satarak bütçelerine katkı sağlar. Köyümüzdeki meyve agaçlarının çoğunluğunu elma ağaçları oluşturmaktadır.Vişne-ceviz-kızılcık-armut-kiraz-şeftali-muşmula-fındık-dut-mürdüme eriği ve değişik türden bir çok erik ağaçlarıda bulunmaktadır. Köyümüzde Hayvancılık: Halaçlı köyünde hayvancılık ve besicilik ileri düzeydedir.
Çoğu ahırlar (besi yerleri) modern tarzda ve veteriner kontrolündedir.
Her köylünün kendine ait ahırları (besi yerleri) ve bu ahırlarda eti ve sütü için yetiştirdiği mantafon,holstein ve şarole gibi hayvanlar beslemektedir.
Yerli ırklarda mevcuttur fakat yerli ırkların besi kabiliyeti düşüktür.
Planı Mimar Kemalettin Bey tarafından çizilen müze binası ilkin 1910 yılında İttihad ve Terakki Klübü olarak kullanılmış, daha sonra 1921′de İstiklal Mahkemesi’nin hizmetine verilmiştir.
1940′lı yıllara kadar Türk Ocağı, Halk Fırkası, Kastamonu Gençlik Teşkilatı gibi çeşitli kurum ve derneklerce de kullanılan bina, 1945 yılında Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından alınıp müzeye dönüştürülmüştür.
Bina 1952 yılında müze müdürlüğü haline getirilmiştir. Müzede Kastamonu ve civarından bulunan Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait çeşitli cam, pişmiş toprak eserler, heykeller, mezar stelleri sergilenmektedir. Ayrıca teşhirin bir bölümü Atatürk Salonu olarak düzenlenmiş olup, Atatürk’ün 1925 yılında Kastamonu gezisinde kullandığı çeşitli eşyalar ve fotoğraflar sergilenmektedir.
Lahit - Roma lahtinin ön cephesinde iki çelenk, ortasında boğa başı, üstünde savaşçı Dioscur bulunmaktadır. Arka cephesinde iki çelenk Medusa başı, çelenk üstünde aslan ve kartal kabartmaları yer almaktadır. Satyr - Roma Devrine ait mermerden çıplak erkek heykeli olup, kaide üzerinde durmakta, sol omzundan, sağ omzuna doğru sarılı dağarcığı eliyle tutmaktadır.
Kadın Heykelciği- Helenistik Döneme ait, pişmiş toprak heykelcik tahtına oturmuş vaziyette sağ eliyle saçını tutmaktadır. Başında tacı vardır; sağ elinin altında aslan durmaktadır. Elbise kıvrımları son derece doğal şekillendirilmiştir.
Lahit - Sert beyaz mermerden, Roma Dönemine aittir, sağlam durumdadır. Kapak ve kutu demir bir mengene ile bir arada tutuluyor. Kapak yüksek bir çatı görünümünde, köşelerinde akroterler vardır. Ön cephede yarım çelenk, çelengin üzerinde bir çiçek, sağda bir yarım çelenk, üzerinde bir baş (Eros olabilir), ortada kitabe bulunmaktadır.
Dikili Taş- (Mezar Taşı) Ortadan delinmiştir. Soluk kireç taşındandır: Yukarıda kitabe; dikili taşın yüzünde, kitabenin altında objeler ve aletler, yukarı kısımda (soldan sağa) bıçak, tarak, sepet, ayaklı bir kap bulunmaktadır; aşağı kısımda vazo, asma ve üzümler, keser, kanca; en aşağıda ise pırazvana veya kesme aleti yer almaktadır.
Cumhuriyet Caddesi
Tel : (0366) 214 10 70
Faks : (0366) 214 54 56
Pazartesi dışında her gün 08.30-16.30 saatlerinde ziyarete açıktır.
Minüre Medresesi El Sanatları Çarşısı Nasrullah Camii’nîn kıble tarafında 1746 yılında Reis-ül Kuttab Hacı Mustafa Efendi tarafından yaptırılan yapı, kesme ve moloz taşlardan inşa edilmiştir.
Uzun yıllar Vakıflar öğrenci Yurdu olarak kullanılan bina, 1999 yılında boşaltılması sonucu İl Özel İdare Müdürlüğü’ne tahsis edilmiştir. 25 oda ve odalar önündeki revaklar restore edilerek, Kastamonu Valiliği’nce turizm amaçlı el sanatları çarşısına dönüştürülmüştür. Her odada, mahalli el sanatı ustaları ürünlerini yapmakta ve satışa sunmaktadır. El Sanatları Tesfir Merkezi Kastamonu Valiliği İl Özel İdare Müdürlüğü’nün verdiği 65 milyar ve DPT’nin verdiği 12 milyar ödenekle, 3 Haziran 2000 tarihinde temeli atılmış 12 Mayıs 2001tarihinde hizmete açılmışıtır..Ahşap iþçiliği El Sanatları Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü tarafından yapılmıştır.
Kastamonu Valiliği El Sanatları Satış ve Teşhir Merkezi olarak kullanılmaktadır.
Yeni yapılan betonarme bir binada Geleneksel Kastamonu evlerinin canlandırılması açısından yapılan ilk uygulama olması sebebiyle de ayrı bir önemi vardır.
75. Cumhuriyet Evi
Cumhuriyetin 75. Yılı Kutlama faaliyeti kapsamında Kastamonu Valiliği 75. Yıl Kutlama Komitesince özel mülkiyetten satın alınmış ve aynı komite tarafından bakım ve onarımı yaptırılarak 29 Ekim 1998 günü hizmete açılmıştır.
İlin tanıtım hizmetlerinde kullanılmak üzere Turizm Bakanlığına tahsisi yapılmıştır. Bina içi mahalli malzemeler ile döşenmiş, bağışı yapılan etnografik malzemeler teşhire konulmuştur. İl hakkındaki genel ve turizm kaynaklı yayınlar ile iller turizm yayınlarını ihtiva eden ihtisas kitaplığı teşkil edilmiştir. Ayrıca Atatürk ün Kastamonu Gezisi, Şapka ve Kıyafet İnkılabı’ na ait fotoğraflar ile objeler sergilenmektedir.
Liva Paşa Konağı Etnografya Müzesi 1879 – 1881 yıllarında Mirliva Sadık Paşa tarafından özel malikâne olarak yaptırılmıştır. 1978 yılında Kültür Bakanlığınca özel mülkiyetten kamulaştırılmış, onarım ve restorasyonu yapılarak, 1997 yılında hizmete açılmıştır. Haremlikli – selamlıklı iki girişi olan, mahalli mimari özellikleri taşıyan konak bodrum + 3 katlı olup, birinci katında ayrı seksiyonlarda Kastamonu el sanatı ürünleri, ikinci katında Kastamonu Konağı bütün malzemeleri ile açık teşhiri yapılmaktadır.
Kent Tarihi Müzesi
İlin Tarihi, Kültürü ve çeşitli yayınları ile kıymeti haiz malzemeleri Hükümet Konağı alt katında açılan mekânda sergilenmektedir. Valilikçe düzenlenen merkez Cumhuriyet Bayramının 79.yılı kutlamaları çerçevesinde 29.Ekim.2002 tarihinde açılmıştır.
Mimar Vedat Tek Anı Sanat & Restarasyon Merkezi
Kastamonu Valiliği – Çevre Koruma Vakfı İktisadi İşletmesinin teknik büro ve iş atölyesi olarak faaliyette bulunmaktadır. Geniş alanda Nafia Vekâleti (Bayındırlık Bakanlığı) nin 1936 yılında yapılan taş hangar yapıları, toplantı salonu ve kafeye dönüştürülmüştür. İlçelerde kullanım harici kalan su değirmeni, fırın, ambar, serender, bezirhane gibi yapılar yeniden kurular fonksiyonları verilmiş ve çalışır duruma getirilmiştir. Mimar Vedat TEK anısına teşkil edilen müze bölümünde şahsiyeti tanıtılmaktadır. Ayrıca Kastamonu Valiliğince yayınlanan yayınlar ile restorasyonu tamamlanan konakların maketleri sergilenmektedir.
Halkın dinlenebileceği parkın yanında tenis kortları, sosyal tesisi yer almaktadır.
Bu sayfa Kastamonu Müzelerini tanıtmak amacıyla Numan Ayanoğlu tarafından düzenlenmiştir.
Karadeniz’in incisi medeniyetin beşiği olarak kabul edilen Kastamonu ilimiz sınırları içerisinde inanılmaz doğa güzelliklerine sahiptir. Dünyaca ünlü valla kanyonu. Zümrüt yeşili uçsuz bucaksız çam ormanları. Dünyanın en uzun en temiz sahilleri. Kaya mezarları. Bir birinden ilginç mağaraları. Selçuklu döneminden kalma Camileri-Medreseleri-Türbeleri-Külliyeleri. Tarihi Hanları-Hamamları-Köprüleri-Çeşmeleri. Anadolu’nun sen yüce bir dağısın diye dillerimizden düşmeyen Ilgaz dağı ve Ilgaz dinlenme ve kayak tesisleri- Tarihi Kastamonu Konakları- Kastamonu’nun her noktasını görebileceğiniz Kalesi. Tarihi Osmanlı Sarayı (Osmanlı Palace Hotel) Her medeniyete beşiklik yapan Kastamonu yöresinde bulunan tarihi eserlerin sergilendiği muhteşem müzesi. Tarihe ayna tutan Kastamonu Hükümet konağı (Valilik binası) Yöresel el sanatları ile Kastamonu ilimizin sıcakkanlı misafirperver halkı sizleri bekliyor.
Valla Kanyonu
Batı Karadeniz Bölgesinde (Bartın,Kastamonu, Sinop), denize paralel olarak uzanan Küre Dağları yaklaşık 250 km uzunluğunda bir dağ sistemidir. En yüksek noktası İnebolu’nun güneydoğusundaki Yaralıgöz Dağı (2,019 m)’dır. Küre Dağları Milli Parkı (KDMP), bu dağ sisteminin batı ucunda, Karadeniz kıyısındaki Kurucaşile ve Cide ilçelerinin güneyi ile Pınarbaşı ve Ulus ilçelerinin kuzeyi arasında yer almaktadır.
KDMP’da oluşan aşınım yüzeyleri, ‘karstik’ yüzey şekillerinin olağandışı örneklerini yaratmıştır. Kanyonlar, mağaralar, dolinler, şelalelerden,vb oluşan yüzey şekilleri ile karışık ormanlardan oluşan bitki örtüsü eşsiz doğal peyzajlar ortaya koymaktadır.
Çok sayıdaki kanyonların en büyüğü olan Valla Kanyonu 12 km’lik uzunluğu ve 1,200 m’yi aşan dik duvarları ile dünyadaki en büyük örnekleri arasındadır. Ilgarini başta olmak üzere çok sayıda irili ufaklı mağara da görenleri hayrete düşürecek niteliktedir.
Kastamonu’nun Pınarbaşı İlçesi Muratbaşı köyü sınırları içerisinde bulunan Valla Kanyonu’nun ilçeye uzaklığı 26 km’dir. Muratbaşı Valla mahallesine kadar stabilize, Kanyona kadar olan 1.5 km’lik kısmı ise orman içi patika yoldur. Valla Kanyonu, Devrekani Çayı ile Kanlıçay’ın birleştiği bölgeden başlamakta olup, Cide ilçesi istikametinde 12 km uzunluğunda, yan duvar kayaların yüksekliği yer yer 800-1200 metreye ulaşan, girişi son derece zor olan ve Muratbaşıköyü Valla mahallesinin altından orman içi 1.5 km’lik yolculuktan sonra bu iki çayın birleştiğ yerden seyredilebilmektedir. Bu Kanyonda bulunan sarp kayalıklar kartal, akbaba, atmaca, doğan ve diğer tüm yabani av hayvanlarını bünyesinde barındırmaktadır. Kanyon girişine yakın olan Bakacak kayasının üzerine çıktığınızda. Bir yanda Pınarbaşı ve Azdavay’dan gelen Devrekani çayı, bir yanda da Kanlı çay akmaktadır. Kavuştukları noktadan ise sola dönüp derin kayaların arasından kıvrılarak Cide’ye doğru yol almaktadır. Kanyonun içi profesyonel ya da yerel rehber ve uygun ekipman olmadan asla geçilemez.
VALLA KANYONU GÜNLÜĞÜ
05.08.2005 günü saat 21.00 sıralarında İstanbul’dan 4 kişilik ekibimizle yola koyuluyor.Gece yarısı 03.00 sıralarında Karabük’e ulaşıyoruz. Burada Ali İhsan’ın dağ evinde konaklayıp sabah kanyon maceramıza başlamak üzere güzel bir kahvaltının ardından Karabük’ten hareket ediyor ve Safranbolu, Eflani ve Pınarbaşı üzerinden Pazar köyüne varıyoruz. Burada aracımızı emanet edeceğimiz Mehmet Bey’le buluşup Kanlıçay girişine geliyoruz . 06.08.2005 saat 14.00 sıralarında hazırlıklarımızı yaparak Mehmet Bey’den ayrılıyor ve kanyon girişine doğru ilerliyoruz.
Yaklaşık 500-600 metre sırt çantalarımızla kanyonun sol duvarından yürüdükten sonra botumuzu şişirip aralıklarla 5 – 6 kez çanta aktarması yaparak Seyirtepe’ye ulaşıyoruz. Seyirtepe Kanlıçay ile Devrekane Çayı’nın birleştiği nokta.Kısa bir süre önce Seyirtepe’den bir üniversite öğrencisi arkadaşları ile fotoğraf çektirirken dengesini kaybedip düşerek hayatını kaybetti.. Akıntı nedeniyle burada sağ yamaca geçip bir süre buradan ilerleyeceğiz Yolumuzda büyük denilebilecek bir su düşüşü ve daralma var. Girişten itibaren 2 kilometreye yakın bir ilerleyişin ardından sağ tarafta konaklamaya uygun bir yer bularak burada kalmaya karar veriyoruz. Saat 17.00… Buranın biraz ilerisi daha önce ( bu maceramıza katılmayarak aynı günlerde Doğu Karadeniz turunu tercih eden ) Kemal’in ip inişi sırasında düştüğü ve bu nedenle kanyon geçişini iptal ettikleri nokta. Bu nedenle ilk konaklama alanımızın adı “KEMAL’İN YERİ “ !. Sık aralıklarla ve toplamı 25-30 metreye ulaşan su düşüşleri var. Sağ tarafımızda 30 metre yukarımızda kalan ağaçlık iki set var. Celal ve doktor burada yarınki güzergahımız için keşif yapmaya çıkıyorlar. Semra ve Ayhan da yemek yapmaya koyuluyorlar tabii. Keşif yaklaşık 1,5 saat sürüyor.Gece barmenimiz Ayhan! Celal, rakıyı unutma şakası yapınca Ayhan’ın yüreği ağzına geliyor, neredeyse geri dönmeyi bile göze alacak. Yemeklerimizi yiyerek günün kritiğini yapıp şarkılar söyleyerek geceyi geçiriyoruz. Buranın Kastamonu olduğu o kadar belli ki “ Daş düşebülür “ dedikleri kadar var, sürekli olarak yukarıdan düşen taşların sesinin duyuyoruz.
07.08.2005
Kanyondaki ikinci.günümüz. Kahvaltımızı yaparak toparlanıyor ve saat 09.00 da harekete başlıyoruz. Solumuzdaki ağaçlık setin birinci katından yürüyerek yolun bittiği noktada kısa bir ip inişi yapıyor ve burada botu suya indiriyor ve eşyaları bota aktarıp suya atlıyoruz. düşüşe gelmeden ) . Bir süre suda ilerledikten sonra sol tarafa geçerek eşyalarımızı sırtlanıp yukarıya tırmanıyor ve ortalama 300 metrelik bir yürüyüşle konaklama yapmaya çok uygun bir alana geliyoruz. Ancak Meteoroloji verilerine göre bugün yağmur yağması beklendiği için biraz daha ilerlemek istiyoruz, henüz saat erken
Saat 13.00’ de sağda su seviyesinden 10 metre kadar yüksekte peşpeşe duran üç kayanın bulunduğu alana geldiğimizde yağmur bulutları yavaş yavaş kendini göstermeye başlamıştı.Zorunluluk haricinde konaklamaya uygun olmayan bu alanda ne yazık ki konaklamak zorunda kalıyoruz. Ayhan ve Celal keşfe çıkıyor, onlar döndükten hemen sonra yağmur başlıyor. Yanımıza önceki Valla deneyimleri nedeniyle naylon branda aldığımız için
kayalardan birine çantaları yerleştirip brandayı üstlerine örterek koli bandı ile sabitliyoruz, brandanın kalan kısmı da gece yağmur yağarsa bize çadır görevi yapacak! Yemekte çorba, sucuklu kurufasulye, pilav ve soğan salatası var. Saat 21.00’de uyku moduna girmemiş olsak da yatmaya karar veriyoruz ancak mevcut koşullarda yatağımız hiçbirimizin normal bir yatma pozisyonu almasına uygun değil, bu nedenle uyku tulumlarının üzerinden yanımızdaki çamaşır ipini kullanarak birbirimize bağlanıyoruz. Düşmeyi göze alamayacak kadar yüksekteyiz ne de olsa. Dört kişinin birbirine çamaşır ipi ile bağlanarak mışıl mışıl uyumasını beklemek elbette bir hayalden ibaret. Eh biz de yatağımızın yarı ortopedik mi yoksa tam ortopedik mi olduğu sohbetini yaparak – ve bu tür durumlarda arkadaşlarınıza sarımsaklı gıdalar yedirmemeniz önerilir – uyumaya çalışıyoruz. Buraya “YAĞMUR YERİ “ adını verdik.
08.08.2005 ..
3. günümüz. Gece boyunca suyun akışı yoğunlaştığı için uyandığımızda ilk işimiz suyun seviyesine ve rengine bakmak oluyor : Normal ! 3 çift dizlik ve bir gün önceden kalan ıslak giysilerin yağmur başlayınca acele ile tıkıştırıldığı naylon torbanın suya düşmesi ile önemli bir mühimmat kaybı yaşıyoruz.
Kayaların sağından aşağıya inerek elden ele eşya aktarması yapıp bir su düşüşüne ulaşıyoruz. Suyun ortasında iki kaya var, kontrollü bir şekilde ip vargeli ile karşı kayaya geçişten sonra eşyaları bota aktarıp bir müddet yüzüyoruz. Birkaç su düşüşünde eşyalarımızı bottan indirip aktarmalarla yeniden bota yüklemek zorunda kalıyoruz. Sonra büyük bir düşüş var, bu düşüşe gelinde solda bulunan platoya geçiş yapıyoruz. 200 ya da 250 metre kadar yürüyüş yaptıktan sonra botu büyük kayaların üzerinden aktararak yeniden suya bırakıyoruz. Burada bir bolt çakılmış olduğunu görüyoruz, demek ki aynı rotayı kullanan başkaları olmuş. Suya atlayarak solda bir düşüşe kadar yüzüyoruz. Düşüşde debi oldukça yüksek. İki kaya arasında iple çanta aktarması yapıyoruz. İleride botun eninden daha dar bir boğaza geliyor ve botu yana yatırarak geçirebiliyoruz. Burada aynı zamanda akıntı da var. Boğazı geçince su genişliyor ve sığ. Suda yolumuza bir süre daha devam ediyor ve bir düşüle daha karşılaşarak sağa geçip yukarıya çıkıyoruz.
Saat 13.00..
Burası konaklamaya son derece uygun geniş bir alan. Dün akşam kayalıklardaki ortopedik yataklarımızda deliksiz bir uyku (!) çektiğimiz için burada konaklamaya karar veriyoruz. İleride daha uygun bir alan bulamazsak iki gece üst üste uykusuzluk bizi riske sokabilir. Sudan yukarıya doğru çıktığımız noktanın karşıt yönünden suya iniş var, duş almaya çok uygun! Doktor ve Celal keşfe gidiyor. Sağda suya inilen yerden suya inmeyip yürümeye devam ettiğinizde kanyonun duvarlarının sağa doğru kıvrıldığını ve görüş mesafesinin sıfırlandığını fark ediyorsunuz. Duvarların sıfırlandığı yerde solda dondurma külahını andıran bir kaya görünüyor. Çorba ve kahveden sonra bir müddet şekerleme yapıyoruz. Aynı kökten iki ağacın olduğu 5 yıldızlı tesisimize “ İKİZ AĞAÇ “ adını veriyoruz. Ağaçta isimlerimizi görebilirsiniz ! Gecemiz çok keyifli geçiyor, doktor ıslıkla bize çok güzel enstrümanlar yapıyor, Semra’nın muhteşem sesi ormanda bulunan bütün hayvanları kaçırtmaya yetse de başka alternatif olmadığı için herkes kendini Rumeli Konserlerinde hissetmek zorunda. En azından repertuarı durumu kurtarıyor. Gökyüzü yıldızlı.. Kayan yıldızları izleyip dilek tutuyoruz.
09.08.2005
4. günümüz. Sabah gayet keyifli olarak uyanıyoruz. Uykumuzu bir güzel almışız, hani bir Pazar sabahı evinizdesinizdir, tembellik yapmak istersiniz yatağınızda, işte aynen öyle başlıyoruz güne. Saat 09.00. kahvaltının ardından toparlanıp ikiz ağacın yanında fotoğraf çekiyoruz ve yola koyuluyoruz. Sağ yamaçta sırt çantalarımız sırtımızda platonun sonuna gelip burada botu suya indiriyoruz. Birkaç aktarmadan sonra solda konaklamaya son derece uygun ve ateş yakmak için malzeme sorunu olmayan bir noktaya geliyoruz ( dipnot : yürüyüş bölgesi çok dikenli bir alan bu nedenle Valla Kanyonuna gideceklerin yanına mutlaka uzun bir tayt ve hatta mümkünsen uzun kollu bir badi almasında yarar var ( tecrübelerle sabittir ).
Suyun yanına geldiğinizde muhteşem bir manzara ile karşılaşıyorsunuz: Adeta Mimar Sinan tarafından çizilmiş bir köprü ! Suyun sanatı….. Sağınızdaki kaya duvarın suyla birleştiği yerde karşılıklı iki duvarı çapraz olarak ortalamış heybetli bir köprü.. Burada bol bol fotoğraf çekiyoruz.
Yeniden toparlanıp botu suya indirerek yolumuza devam ediyoruz. Su soğuk. Sağa geçince uzun bir mola veriyoruz zira Celal’in kopan çantasını dikeceğiz.Ateş yakıp biraz ısınmak da fena olmaz.. Sağda aralıklarla iki pınar var. 1 saatlik moladan sonra yeniden yola devam ediyoruz. bu arada hava yine bulutlanmaya başladı. Yağmur mu yağacak ne ? Büyük bir su düşüşüne kadar solda ilerleyip yeniden sağa geçiyoruz. Hava iyice bulutlanıyor ve bir süre sonra saatler sürecek yağmur başlıyor. Biraz yukarıda mağara benzeri oyukta yağmurdan korunmaya çalışıyoruz. Bugün yemeklerimizi bile büyük bir zorlukla yiyebilecek kadar kötü koşullarda konaklayacağız. Ateş yakıp bir süre sohbet etsek de tadımız kaçıyor biraz.Bir kişini bile normal şekilde yatamayacağı bu yerde herkes kendine yatabileceği bir alan yaratmaya çalışıyor.
Sabah uyandığımızda yağmur dinmişi kayalar kurumuştu. Ama bisim herşeyimiz hala sırılsıklam.. Hazırlıklarımızı tamamlayıp yola devam edeceğiz, platonun sağ yanından rahat bir iniş yapıyoruz. Eşyalarımızı bota yükleyip 250 metre suda ilerledikten sonra sağdaki platoya çıkıyoruz.
Eşya aktarmasından sonra 50 metre ileride yeniden eşyalarımız bota
yüklüyoruz. Burada iki su düşüşü var.
Saat 14.00’ e kadar kısa molalarla ve aktarmalarla yol alıyoruz. Yaklaşık 5-6 metrelik su düşüşüne yaklaşınca Celal beline ip bağlayarak akıntıdan
sağa geçiyor, iple eşyaları aldıktan sonra sırasıyla Semra, Doktor ve
Ayhan botla Celal’in yanına ulaşıyor.Sağda kıyıya çıkıyoruz. bulunduğumuz yöndeki kaya duvarı bitip bir diğer duvarla arada çanak yapıyor. Hemen sağımızda kırmızı renkte sprey boya ile “ Exıt Gültepe “ yazısını fark ediyoruz.Biraz geride, büyükçe bir kayada da “ depo “ yazısı, yazının hemen altında küçük bir oyuk var. İkinci duvara geçiş hiç de kolay değil. Önce Semra beline ipi bağlayarak tırmanmayı deniyor, ancak ayağını koyabildiği bir küçük çatlak dışında yukarıya esneyebileceği bir destek bulamayınca ısrarcı davranmayıp iniyor, onu doktor takip ediyor ama tutunduğu küçük dal kopunca savrulup kayaya çarpıyor, ipi çekip daha fazla çarpmasını engellemeye çalışsak da tek yönlü ip hakimiyeti kazaya önlemeye yeterli değil, çarpmanın etkisiyle diğer kayaya savrulup yeniden çarpıyor ve çanağın içindeki küçük oyuntuda durabiliyor. Kırık ya da risk yaratacak benzeri yaralanma olmasa da hepimiz korkuyoruz.
Bir müddet sonra Celal biraz daha yukarıdan tırmanmayı deniyor, bir iki kez düşme tehlikesi yaşasa da karşı duvara ulaşmayı başarıp iple doktoru ve Ayhan’ı alıyor. Burada bir süre ilerleme şansımız konusunda fikir edinmeye çalıştıktan sonra ip yardımı ile geri dönüyorlar.Döndüklerinde üçünün de yüz ifadesi sevimsiz. Durum iç açıcı değil. Birazdan yağmur da başlayacak. Ateş yakıp su kaynatıyoruz, önce çorba yapacağız, daha sonra Semra’nın pişirdiği bulgur pilavı ve makarna bu akşamki menümüzü süslüyor. Buraya bir ad vermedik. Ama “ YAZILI YER “ ya da
“ DOKTORUN YERİ “ olabilir.
11.08.2005 -12.08.2005
6.günümüz- 7. günümüz…… Dünkü tatsızlıklardan sonra “ Exıt Gültepe “ yazısını ve ok işaretini takip ederek arkamızda bulunan dağ yoluna sapıyoruz. Bu sapma biraz fazla gelecek hepimize … 2,5 gün hepimizi susuz ve aç bırakan, neredeyse umutlarımızı bile yitirtecek bir sapma. Akşama kadar kanyona yeniden iniş yapabileceğimiz bir çıkış bulmak için ha bire tırmanıp tırmanıp bir sarmalın içinde dönüyoruz. Bazen 500 metre bazen 800- 900 metre
tırmanıyoruz. Tam “ buradan aşağıya geçiş bulabiliriz “ dediğimiz anda karşımıza ya kocaman bir uçurum çıkıyor ya da yol bitiyor. Üç sırt aşıyoruz bu şekilde.
İlk sırta vardığımızda ip inişi ile aşağıya geçiş bulabilmeyi umarak inceleme yaparken kenarda bulunan ağaçta eski bir ip ve yeni görünen bir perlon bağlı olduğunu görüyoruz. Aşağıya inmek mümkün değil, 100 metreden fazla bir diklikte bir uçurum burası. Yandaki kayanın üzerinden arka kısma geçip ikinci sırta ulaşıyoruz. Ormandaki ikinci günümüzde başka bir sırta geliyoruz., karşıdan bir köy görünüyor. Acaba ne kadar uzaklıkta, acaba bu köye ulaşır mıyız ? Burada soldan aşağı doğru ilerliyoruz.
Bir ara suya o kadar yaklaşıyoruz ki, sanki hemen yanımızdan akıp gidiyor ama biz bir türlü dokunamıyoruz. Aramızda engel var, malzememiz o uçurumdan inmeye yeterli değil. Bu kadar yaklaşıp da ulaşamamak …………….
Orman inanılmaz derecede dikenli, her tarafımız diken yırtıkları içinde. Çıkışlar da inişler de son derece dik eğimli, tepemizde güneş, sırtımızda eşyalar, suyumuz tükenmiş, ağızlarımız kupkuru, yanımızdaki yiyeceklere kimsenin dokunası hali yok……… hepimiz bitkin düşüyoruz ve ormanda ikinci gecemiz artık. Doktorun getirdiği iki adet serumu da içerek tüketmişiz. Arada bir Tang yiyoruz, bu yüzden hepimizin dişleri kıpkırmızı, vampir gibiyiz ve leş gibi de kokuyoruz. Dilimiz sürçüp “ biraz tang içelim “ dediğimiz de oluyor.
Hepimizin gözünün önünde bir tek görüntü var : Suya inmişiz, kana kana avuç avuç su içip saatlerde suda kalıyor yüzüyor yüzüyoruz. Çölde vaha görmek bu olsa gerek !
Tükrük bezlerimiz kuruyor artık, bazen konuşmakta bile zorlanıyoruz. Yemek yemek aklımıza bile gelmiyor, artık açlık hissetmiyoruz. Yemek yemek nasıl bir şeydi acaba ? Ormandaki ikinci günümüzün sonuna doğru suya yaklaşıyoruz, görmesek de sesini duyuyoruz, ama mevcut malzememiz bizi suya indirmeye yetecek durumda değil. İpimiz elvermiyor. Ve biz suyun sesini duymamıza rağmen suya ulaşamadan ikinci günü de bitiriyoruz. Botumuzu attık, birkaç kişisel eşyamızı attık, yeterki yükümüz azalsın. Ama her geçen saniye eşyamız azalsa da yükümüz artıyor, çünkü gücümüz azalıyor. Her seferinde son bir gayret, tamam bu sefer başaracağız, 100 metre sonra sudayız….. En iyisi uyuyarak susuzluğumuzu unutmaya çalışalım, sabah olunca yapraklara düşen çiğler bizi biraz rahatlatır……Bir gün birisi bana “ bir an gelecek, yaprakların üzerine düşen çiğ damlaları hayatını kurtaracak “ dese acaba inanır mıydım ? Şimdi biliyorum ki su hayat ! Nimet denen şey gerçekse su nimetin ta kendisi..Vahşi hayvanlar varmış, yemek yememişsin ……. İşte insanın sınırlarının zorlanıp zorlanamayacağının en güzel kanıtı. Sinir katsayısı nereye vurursa vursun dört kişinin aklında, ruhunda ve yarım kalan bilince tek hedef : Suya ulaşmak! Siz hiç su niyetine sigara içtiniz mi ? Bütün yaprakların tadına baktık “bu acı “, “bu kuru”, “evet evet en güzeli sarmaşık” öneririz bir gün gelir susuz kalırsanız ve eğer yakınınızda bir sarmaşık dalı bulursanız işte size en güzel su kaynağı…… İnanın, tecrübelerle sabit !. Yaşayıp da söyleyemediğiniz çok şey vardır, ama bizim burada kendimize bile ifade edemeyeceğimiz sessiz, sözsüz, hiçbir kelimenin karşılayamayacağı öyle çok şeye tanık olduk ki……Ve koca orman bize öyle tanık ki…….. İşte asıl notları tutulamayanlar bunlar.
8.gün ( 12.08.2005 )
Sabah erkenden uyanıyoruz ( uyuduk mu ? ). Yalnızca iki çanta, bir uyku tulumu, ip, 8’li karabina, kasklar, fenerlerimiz ve biraz yiyecek dışında her şeyi atıyoruz. Yanımıza alacağımız eşyaları iki çantaya koyuyoruz. Bir şokellamız var, onu yemeye çalışıyoruz ama başaramıyoruz ve onu da atıp yeniden ormandaki serüvenimize devam ediyoruz. Dikenler, şimşir ağarları, kaya duvarları, kurumuş dere yatakları arasında dün tepeden gördüğümüz köy yönüne dönmeye çalışıyoruz. Dik bir yamaca gelip burada ip inişleri ile küçük keşifler yaparak çıkış bulma savaşımızı sürdürüyoruz. Biraz yukarımızda kayalık alanın üzerinden devam eden bir yol buluyoruz. Tepeden baktığımızda kanyonun duvarlarını ve ortasından akan suyu görebiliyoruz. Sudan yüksekliğimiz 200 metre vardır herhalde. Buradan üç kez ip inişi yaparak aşağıya inmeyi hedefliyoruz. Sırf moral olsun diye 3-4 saatlik yolu yarım saat bilemedin 1 saat diye konuşmaya başlıyoruz, olsun 6 saat olsun yeter ki suyun içine atabilelim kendimizi. Hepimiz gece boyunca uyur uyanık suyu düşlemişiz.. İp inişlerini tamamlıyoruz. Son ip inişi sırasında aşağıdan insan sesleri geliyor kulağımıza..Sanki çok sevdiğiniz bir operadasınız.. İnsan sesleri, su sesi, insan, su…… Sesleniyoruz, sesimizi alıyorlar, biraz belki ürkek ama cevap vermekte gecikmiyorlar. Bize doğru ilerliyorlar. Suuuuuuu, suyunuz var mı diye bağırıyoruz. İp inişimiz bitti. Dik bir yamaçtan aşağı inmemiz gerekiyor, Ayhan’ın başına bir taş geliyor, daha o kendini toparlayamadan bu kez Semra’nın avucunun altından toprak kayıyor ve 15-20 metre kadar yuvarlanıyor.
Ve mutlu son : SU ! .Kanyona yeniden iniyoruz. Bizi karşılayan insanlara sonsuz teşekkürler; seslerini, yollarını, ekmeklerini bizimle paylaştıkları için. Kanyon maceramızı bu dost insanlarla sürdürüp 4 kişi girdiğimiz Valla kanyonundan 11 kişi olarak çıkıyor ve orman katkılı parkurumuzu saat 17.00’de tamamlıyoruz
Aşağıda adları geçen ve valla kanyonu hakkında bizlere böylesine güzel deneyimlerini aktaran değerli dostlarımız ORHAN – CELAL – SEMRA - AYHAN’A TEŞEKKÜR ederiz.
Çatak Kanyonu
İlçenin en önemli turizm değerlerinden olan Çatak Kanyonu merkeze 7 km. uzaklıkta olup 6 km.si araç ile 1 km.si dağ içindeki yürüyüş parkurundan, 900 m. Yüksekliğe sahip gözetleme noktasına ulaşılmaktadır. Dünyanın 4. büyük kanyonu olması özelliğine sahip Çatak Kanyonu cazibesi, vahşiliği, gizemli görüşüyle içinde geçilebilir 7 km. alanı ve yüzerek veya bot ile geçilebilmektedir. Macera turizmi için elverişli bir mekan olmaktadır. Gözetleme noktasından kilometrelerce kanyon uzantısını seyretmek ayrı bir keyiftir. Kanyon, Çatak köprüsünün 1-2 Km aşağısında başlayıp Tüsköy ‘e kadar kesintisiz devam etmektedir, burada bir açıklık mevcuttur. Tüsköy ‘den kanyon tekrardan başlayıp İnönüne kadar kesintisiz devam etmektedir. İçerisinde tabiattan harika görüntüler saklamaktadır. Geçilmesi çok zor olmamakla birlikte teçhizatsız denenmemelidir.
Horma Kanyonu
Horma KanyonuKüre Dağları Tabiat Parkı içerisinde yer alan Horma Kanyonu; Pınarbaşı İlçesi’nin Ilıca köyünde yer alıyor. Avrupa’nın en yaşlı ormanlarının arasında ve doğa harikası bir coğrafyada yer alan kanyon, akvaryumu andıran derin göllerden ve irili ufaklı şelalelerden oluşuyor. Çıkışında Ölüdeniz’i andıran doğal havuzuyla Ilıca Şelalesi’nin bulunduğu kanyon geçişi oldukça keyifli ve diğerlerine göre daha kolay. Kaya blokların izin vermediği birkaç noktada yüzerek ilerlemek gerekiyor. Metrelerce derinlikteki suyun dibini görebileceğimiz kadar temiz olan dere bazı noktalarda su kemerini andıran kaya oluşumlarının arasından geçiyor. Bu noktalarda ya tırmanmak ya da suyla birlikte dar deliklerden kendimizi bırakmamız gerekiyor.
Çal Kanyonu
Kastamonu Azdavay ilçesi Gültepe köyü sınırları içersinde bulunan Çal kanyonu, Azdavay’a 25 km, pınarbaşı’na 17 km’ mesafededir. Gültepe köyü geriş mahallesine kadar araçla ulaşım sağlanabilir. Çal kanyonununu turizm döneminde özellikle yabancılar ziyaret etmektedir.
Çal kanyonuna gidebilmek için değirmen başından aşağı 1,5 km yürümek suretiyle kanyon girişi olan kaya boğazına ulaşılır. Kanyon içerisinde 3-4 metre şelaleler ve 30-35 metre uzunlugunda derin göller bulunmaktadır. Kanyonun 2 inci km’sinde (Bu kısım Çatak kanyonunun devamıdır) Azdavay çayı ile bileşir. Kanyon içersinde mağaralar bulunmaktadır. 5 inci km’sinde asar kayası altından çıkan gicu suyu ile birleşir. Gicu suyu 30-35 derece sıcak havada dahi 2-3 derecedir. Gicu suyunu geçerek ada içersindeki muhteşem görünümü olan şimşir ve kavlan ağaçları arasındaki mağaraları geçerek İnönü konutlarına çıkılır.
Bu sayfa Kastamonu ilimizin doğal güzelliklerini tanıtmak amacıyla Halaçlı köyü editörü Numan Ayanoğlu tarafından tasarlanmıştır.
Karadeniz’in incisi medeniyetin beşiği olarak kabul edilen Kastamonu ilimiz sınırları içerisinde inanılmaz doğa güzelliklerine sahiptir. Dünyaca ünlü valla kanyonu. Zümrüt yeşili uçsuz bucaksız çam ormanları. Dünyanın en uzun en temiz sahilleri. Kaya mezarları. Bir birinden ilginç mağaraları. Selçuklu döneminden kalma Camileri-Medreseleri-Türbeleri-Külliyeleri. Tarihi Hanları-Hamamları-Köprüleri-Çeşmeleri. Anadolu’nun sen yüce bir dağısın diye dillerimizden düşmeyen Ilgaz dağı ve Ilgaz dinlenme ve kayak tesisleri- Tarihi Kastamonu Konakları- Kastamonu’nun her noktasını görebileceğiniz Kalesi. Tarihi Osmanlı Sarayı (Osmanlı Palace Hotel) Her medeniyete beşiklik yapan Kastamonu yöresinde bulunan tarihi eserlerin sergilendiği muhteşem müzesi. Tarihe ayna tutan Kastamonu Hükümet konağı (Valilik binası) Yöresel el sanatları.
Dünyaca ünlü Sarımsağı. At yetiştirme çiftlikleri. Mesire yerleri. Manevi değerleri. En önemlisi sıcakkanlı misafirperver KASTAMONU HALKI.
Kastamonu ilimiz anlatılmaz yaşanır. Yaşamak için görmek gereklidir. İster tarihe şahitlik edin, İster zümrüt yeşili ormanlarda gezinin, İster köylerimizi dolaşıp sıcakkanlı misafirperver köylümüze misafir olun, İster Kastamonu ilimizin zümrüt yeşili ormanlarında doğa ile baş başa kalın.
Dünya’ca ünlü Valla kanyonunda biz gezinti yapın. Karadeniz’in maviliğinde tekne turlarına katılın. Dilerseniz uçsuz bucaksız sahillerimizde denizle kucaklaşın ne yapın edin ama kendinize ve ailenize bu ödülü verin ve Kastamonu ilimizi mutlaka görün.
Yorumlayan ve Yazan / Numan Ayanoğlu
Sarpunalınca Mağarası Yeri: Kastamonu, Küre İçesi
Küre yakınlarındaki Devrekani’ye bağlı Şenlik Köyü Sarpunalınca Mahallesinde yer almaktadır. Mağaraya Küre-Sarpunalınca orman yoluyla ulaşılmaktadır.
Özellikleri
Tamamen yatay ve aktif mağara tipindedir. 662 m uzunluğundaki mağara Sarpunalınca bölgesinde toplanan suları drene etmektedir.
Mağara içerisinde sular bir çatlak boyunca, kaya blokları arasından ilerlemekte, çıkıştaki 3.5 m.lik küçük bir sifonla, kaynak şeklinde boşalmaktadır. Mağara oluşum yönünden fazla zengin değildir. Giriş ağzı ve kaynak çıkış ağzı çok güzel bir doğaya sahiptir. Mağara ağzı düz çimenle kaplı olduğundan, rahatça kamp kurulabilmektedir. Kaynak çıkış ağzında bulunan ve sifona kadar uzanan nane tarlası geziye ayrı bir güzellik katar.
Özellikleri Mağara iki bölümden meydana gelmiştir. Canlı bir mağara olup, sarkıt ve dikit hareketliliğinin devam ettiği görülmüş ve bu mağarada ibadethane (şapel) ve mezarlıklara rastlanılmıştır.
Orman Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve FAO tarafından Kastamonu İli Varla Kanyonu, Ilgarini Mağarası ve çevresi örnek proje alanı seçilmiştir. FAO tarafından Ilgarini Mağarası dünyanın 4. büyük mağarası ve doğa ve dünya ölçeğinde bulunmuştur.
Denizden 1250 metre yüksekliktedir. Mağaranın oluşumu 3. ve 4. zamanda 160-220 milyon yılda oluşmuştur. Ilgarini mağarası 858 metre uzunluğu ile dünyanın dördüncü büyük mağarasıdır. Mağaranın derinliği 250 metre dir. Mağara içerisindeki mevcut sarkıt ve dikitler bir milyon yıllıktır.
Mağranın içerisinde kalıntı ve buluntulardan mağaranın hem yerleşim alanı, hemde dini mekan olarak kullanıldığını, yapı tekniği, malzeme özelliği ve yapı şekilleriyle genç Roma ve erken Bizans devrine ait olduğu söylenebilir. Mağara içine girildiğinde hemen giriş bölümündeki yapı kalıntılarından bu kısmın iskan yeri olarak kullanıldığı mağaranın girişten itibaren iki kola ayrıldığı görülmekte bir bölünde sarkıt ve dikitler bulunmaktadır.
Diğer bölümde ise eğilimi %30 bir yoldan zigzag çizilerek kenarları kuru taş duvarlarla üçgen şeklinde örülmüş istinad duvarları ile çevrili 1 metre genişliğindeki 33 kavisten oluşan yolla yaklaşık 100 metre gidilerek ikinci bir düzlük alana inilmektedir. Bu düzlüğün sonunda istikametleri doğu-batı doğrultusunda uzanan kaya içinde iki katlı olarak oyulmuş ve içerleri sıvanmış, mağara zemininden sonra çatma dam şeklinde ardıç ağaçlarından yapılmış kat ile içindeki ardıç ağacından yapılmış lahitler bulunmaktadır.
Ancak lahitler açılarak dağıtılmış ve etrafta iskelet parçaları görülmektedir. Yine bu alanda mezarların önündeki düz alanda yonca planlı bir klise şapeli bulunmaktadır. Doğu girişi yıkılmıştır. Duvarları 2,5 metre yüksekliğinde olup çamur harçla örülmüştür. Mağaranın normal olarak gidilebilen uzunluğu yaklaşık 250 metre ‘dir. Mağara bu özellikleriyle yoğun ziyaretçi akınına uğramaktadır.
Kastamonu Ilgarini Cave The entrance to Ilgarini Cave was rather cold and damp. Members of Atlas team experienced moments of excitement as they tried to climb the ventilation chimney 50-60m into the main gallery using ropes… Ilgarini is located in a pitted carstic plateau (Sorgun Yaylasi) near Toprakini Cave and Sorkun Düdeni whose altitude varies between 900-1,000m. The region’s interesting geomorphology and architectural value as well as its rich flora and fauna make it a prime National Park candidate.
To reach the end of the large gallery technical
equipment was needed 400m beyound the entrance.
At the end of the gallery sits the “Chandelier Room” with its wonderful display
of stalactites and stalagmites. The point for technical descent… The greatest concern of a person climbing down a rope in darkness is where it will reach to. If there is a ridge or a suitable place to stop it can be a rest point on the wall.
In the entrance section lie the remains of buildings of a 10 household village thought to have been settled in the Byzantine era. Its graves and ruined church lie deeper in the main gallery. A path leads to them, clinging to the walls as it goes.
Signs on the gallery walls show the level to which it may formerly have been filled with water. We will leave this and other clues to the formation of the cave to be examined by speleologists. The Atlas team tried to capture the atmosphere for you by lighting and photographing the place. The forest receives heavy rainfall even in summer, and camping is out of the question in the winter and spring months. In the region where even summer nights can be cold, a sheltering cave is not enough. Because of the impossible weather conditions the first thing that came to the drenched team’s mind was to make a log fire from found wood to dry themselves and their clothes.
My eyes are open but I can see nothing in the total darkness, and I have lost my sense of direction. 250m below the cave entrance, hearing is the only functioning sense. Time will show whether this is an advantage or a disadvantage…
Carbide lamps glowing like fireflies in the bottomless darkness…
As we reached the deepest point of Ilgarini cave, our carbide ran out and we decided to rest briefly in the darkness before recharging our lamps. At first, I couldn’t get used to the sound of constantly dripping water, and then there was a new sound, a bubbling. We had been in the cave for four straight days, not knowing whether it was night or day. My thoughts turned to the journey from Istanbul under stubborn rainfall, the back seat so full of equipment that there was only room for my two teammates in the front. I couldn’t help but recall a restless night in the tent.
The next morning we climbed the mountain road overlooking Sekriban River and reached Pinarbasi via Ardaçay where we met the governor of the sub-province.
I had decided to research and write about Ilgarini for Atlas on my first visit there last summer. Ilgarini was impressive with its great arching entrance and ancient ruins. In the right-hand gallery sits a cistern and a few ruined buildings of unknown function fractured by years of raiding by treasure hunters. Inconclusive attempts by the Forestry Commission and Ministry of Tourism officials to have the site included in the region’s National Park gave the treasure hunters the chance to plunder a priceless cultural relic in the hope of finding a few pieces of shiny metal.
A limestone plateau formed
100-150 million years ago:
Sorgun Yaylasi.
The karstic process was
accelerated by dense vegetation
cover and the wet climate…
The intensive penetration of
surface water into limestone
cracks led to the formation of
karstic hollows important from
the speleological angle…
To progress beyond the graves and church ruins in the main gallery, the team had to use technical equipment. After the 55m technical descent among the travertines they encountered hundreds of pools of varying size. In this section, the only sign of previous visitors to the cave were giant logs that were used either to facilitate climbing down from above or dropped to give an estimate of depth. On the soft muddy surface of the travertines marks can still be seen where visitors to the cave had slid. Perhaps these prints, and those left by the Atlas team, will be preserved for many long years.
A rope was needed to descend into the main gallery along the 55m wall about 230m from the entrace. After the descent the gallery finally ended in a small lake. While Cemal Gülas was climbing he was photographed by his teammate.
Following the zig-zag descent of the way in the small gallery by the light of carbide lamps…
The formation of stalactites and stalagmites continues. Enormous ancient formations have grown from floor and ceiling to meet in ancient columns are attended by quite young formations that did not escape the attention of our friend Haluk Yildiz.
The team in the middle of the cave assembled in strong light ringed by intense darkness.
During the descent opportunities to stop and rest on the rope may arise. Haluk Yildiz here waits for a carbide lamp to be passed down to him.
Light streaming from the ventilation shaft can be seen from the mouth of the small gallery in the chandelier room looking towards the cave entrance.
The cave’s ubiquitous small pools and dripping water present many wet surprises. Visitors may find themselves slipping into a pool at any time because of the slick ground and the lack of light. Easy drying clothes and equipment are a good idea…
Going deeper into the cave in total darkness on extremely slippery ground is much too dangers, and carbide lamps are essential to maneuvering the cave. Where the ceiling is low or where stalactites hang like giant fangs the safety helmet is the most important piece of equipment. It prevents injury if by sudden reflex you straighten up and bang yourself hard or crash into the surrounding rock. Helmets come in handy not just in this section, but falling is always a possibility, and it is better to be prepared.After the natural arched entrance to Ilgarini Cave, you come to the room with the ventilation shaft. In the short gallery to the right, progressing is relatively easy over this level ground. Here there is a ruined cistern. Then the passage narrows and becomes more indented until the chandelier room is reached, named for its magnificent stalactites and stalagmites, the sight of which eases exhaustion.
Extremely long stalactites can form as a result of water streaming into a cave carrying lime deposits. The interior of caves can offer incredible sights thanks to this process lasting hundreds, millions of years. (left). In winter and even spring in a cave where stalactites are forming ice stalactites and stalagmites can readibly been seen… This broken piece is one of the sights of Toprakini Cave. It was found alongside one of the paths the team followed at a depth of 50m in Toprakini, 20 mins from Ilgarini. (right).
Together with the governor we went down towards the main gallery to the left of the cave and followed the zig zagging route to the second level. Here too was a ruined building. From here the way wound down another 80 100m, ending in a very small ruined structure that may have been a place of worship. To its north at the base of the walls were tombs. The dead were carried to the grave in juniper sarcophagi and buried one on top of the other. The robbers had intruded here as well, forcing their way into the graves. The tremendous acoustics carried our voices away in harmonious echoes until we were hoarse. The cave didn’t end there but we didn’t have the technical equipment with us to go deeper that day. I left with the cave on my mind.
Now we had returned and set up camp beyond the temple at the head of what the villagers called the “well”. Inside, it was dry and warmer than outside. We had spent half the day ranging candles along the cave path. Illuminated, the burial chamber was magnificent, and we tried to imagine the atmosphere with hymns being sung and ceremonies being performed. The dead must have been inhabitants of the monastery or hermitage rather than villagers. Some believe these ruins to be of a late Roman monastery while others claim they are a Byzantine mountain village of 10 households. Personally I find it hard to believe that villagers would settle in such difficult terrain when there is plentiful land suitable for agriculture in the villages around Cide or in the Yamanlar region.
As we climbed lower by carbide light, the atmosphere became more damp and water was streaming from the travertine at the depths of the cave. Water was also flowing through the cave roof carrying a soft red clay-like sediment and brushwood which over time had accumulated on the side walls much like the bed of a river. The bedrock of the cave began behind these piles.
Later we reached the main gallery. Its floor was level and the cave ended a little further on in a small lake. The smoothness of walls and floor as though levelled-off with muddy water suggested that the lake had been much greater at one time.
Sitting on the cave floor and losing track of time my thoughts are interrupted by the voice of one of my companions complaining of hunger and cold. We light the carbide lamps and start to make our way back. When we climb out of the well back up to our camp site we discover that it is 2 o’clock in the morning. We emerge from the cave looking for surface air.
To some people staying underground in a cave for four days may seem incomprehensible. Think of it this way. What kind of place could have kept us amused for four days? If I hadn’t managed to think of it this way I wouldn’t have been able to experience it.
The light flat area in front of the old settlement proved to be a good base camp for resting and making preparations.
Leaving Pinarbasi, the new centre of the sub-province, one can follow the Varla Canyon, through which the Devrekani (Kocaçay) flows from Bakacak. From this point, the mouth of the canyon, where the Tor dam is to be built, cannot be seen. Facing is Varla Mahallesi… The road over Kanliçay, which flows into Devrekani Çayi from the east leads through the Kanliçay gorge to Kapanci Pazari, a village of wooden houses set in flowery meadows where regional people gather for the Monday
Medil Mağarası
Azdavay İlçe merkezine 8 km olup, 7 km.si araçla, 1 km.si orman içi patika yoldan yaya yürüyüşü ile ulaşılmaktadır. Karakuşlu Köyü´ne bağlı Ayvat mahallesinde medil ormanı içindedir. Pamukkale’nin gün görmemiş yüzü olarak adlandırabileceğimiz Medil mağarası, M.Ö. dönemlerde bir sığınak veya ibadethane olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. Mağaranın doğusunda bina harabeleri görülmektedir. Bu bina moloz taşlardan yapılmıştır.
Kuyluç Mağarası Yeri : Kastamonu, Şenpazar İlçesi
Şenpazar İlçesi sınırlarındaki mağara Şehriban Çayına 3 km., Devrekani Çayına 4 km. uzaklıktadır.
Özellikleri
Dağlı Kuyluca da denilmektedir. Mağaranın ağzı Türkiye’nin en derin noktası Çukurpınar Düdeni’nin (-1190 m.) ağzından daha geniştir. Mağara girişinde iki akarsu birleşerek cadı kazanları oluşturup ilerleyen bir kol şeklinde devam etmektedir. Bu kol 40-50 metrede muhtemelen mağarayla birleşmektedir. Mağara içinde yaklaşık 100 m.de bir şelale vardır, şelale yönünde rüzgar esintisi hissedilmektedir. Hava sıcaklığı 10-20 arasında değişmektedir.
Başören- Mağarası Yeri : Kastamonu, Devrekani İlçesi,Şenlik Kasabası Baş Ören Köyü
1995 yılında av sporu için gittiğim başören köyünde bu mağarayı görmüştüm.
Fakat yanımda fotoğraf makinesi olmadığı için görüntüleyememiş arazide kar olduğu içinde aşağıya inememiştim.20/Ağustos/2008 Tarihinde bu mağaranın resimlerini çekmek için bulunduğu ormana gittiğimde Ağustos ayı olmasına rağmen mağaranın içerisinde kar olduğunu gördüm. Mağara yaklaşık 15-20 mt derinlikte iniş oldukça zor.7-8 metre dikine patika tabir edilen bir yoldan mağaranın girişine doğru iniş yapılıyor.
Asıl sorun bundan sonra başlıyor.-7-8 mt dikey bir inişten sonra ikinci aşama olan mağara girişine inmek için köylüler tarafından kesilip aşağıya atılmış budakları iniş ve çıkışlarda merdiven olarak kullanılan 8-10.mt uzunluğunda köknar ağacı bulunuyor.Bu ağaç sayesine aşağıya inildiğinde ürpertici bir manzara ve inanılmaz bir soğuk hava ile karşılaşıyorsunuz.İçerisinde ne olduğunu ve derinliğini bilmediğiniz karanlık bir dehliz duvarları buz tutmuş yerler diz boyu kar dolu bir mağara. Mağara kapısından yukarıya bakıldığında muhteşem bir manzara.Bina büyüklüğünde kayaların oluşturduğu mağara girişi ve onların üzerinde yükselen metrelerce köknar ve çam ağaçları..
Ağustos ayının sıcağı yukarıda ortalığı yakıp kavururken ben aşağıda soğuktan titriyordum.Mağaraya indiğimde yanıma bir aydınlatma aracı almamıştım bu yüzden mağaranın içerisinde ne olduğunu ne ile karşılaşacağımı bilmeden karanlıkta biraz ilerleyip fotoğraf makinemin düğmesine basıyor çektiğim resimleri görerek mağarada ilerliyordum. Tehlikeli birazda düşüncesiz hareket ettiğimin farkındaydım zira içeride bir yaban hayvanı yada mağaranın içerisinde bir delik olabilirdi. Bu mağara hakkında orada yaşayan köy halkı ve akrabalarımdan edindiğim bilgiler buranın kar mağarası olduğunu ve köylüler haricinde kimse tarafından bilinmediği yaz mevsiminde ormanda hayvan otlatan insanların buraya arasıra inip kar çıkardıkları yönünde bilgilerdi.
Kastamonu mağaraları olarak kayıtlarda bulunmaması ve bu mağara hakkında bugüne kadar bir yazı yada resim olmaması doğaldı. Ben bu mağaraya ilk inen değildim köy halkından başkaları da inmişti fakat ilk görüntüleyen ben olmuştum.
Başören mağarası hakkında ne resim nede bir bilgi yok ilk olarak www.halaclikoyu.com web sitesinden bu mağarayı görüntüleyip mağara hakkında genel bilgi paylaşımı yapan biriyim.Bu mağara orman içerisinde olması bakımından dışarıdan görülüp kolaylıkla ziyaret edilebilecek bir mağara değil.Ayrıca iniş ve çıkışları çok tehlikeli. Bildiğimiz mağaralara hiç benzemiyor. Mutlaka bu tür mağaralar bir çok köylerimizde vardır bende memleketim Kastamonu ilinin şenlik kasabasına bağlı başören köyündeki ilginç mağarayı sitemizi ziyaret eden doğa meraklısı dostlarımızın bilgilerine sundum.
Bu sayfa Kastamonu tabiat güzelliklerini ve Kastamonu ilimiz sınırları içindeki mağaraları tanıtmak amacıyla Numan Ayanoğlu tarafından düzenlenmiştir.
Kastamonu İlimizi Tanıyalım
Karadeniz’in incisi medeniyetin beşiği olarak kabul edilen Kastamonu ilimiz sınırları içerisinde inanılmaz doğa güzelliklerine sahiptir. Dünyaca ünlü valla kanyonu. Zümrüt yeşili uçsuz bucaksız çam ormanları. Dünyanın en uzun en temiz sahilleri. Kaya mezarları. Bir birinden ilginç mağaraları. Selçuklu döneminden kalma Camileri-Medreseleri-Türbeleri-Külliyeleri. Tarihi Hanları-Hamamları-Köprüleri-Çeşmeleri. Anadolu’nun sen yüce bir dağısın diye dillerimizden düşmeyen Ilgaz dağı ve Ilgaz dinlenme ve kayak tesisleri- Tarihi Kastamonu Konakları- Kastamonu’nun her noktasını görebileceğiniz Kalesi. Tarihi Osmanlı Sarayı (Osmanlı Palace Hotel) Her medeniyete beşiklik yapan Kastamonu yöresinde bulunan tarihi eserlerin sergilendiği muhteşem müzesi. Tarihe ayna tutan Kastamonu Hükümet konağı (Valilik binası) Yöresel el sanatları.
Dünyaca ünlü Sarımsağı. At yetiştirme çiftlikleri. Mesire yerleri. Manevi değerleri. En önemlisi sıcakkanlı misafirperver KASTAMONU HALKI.
Kastamonu ilimiz anlatılmaz yaşanır. Yaşamak için görmek gereklidir. İster tarihe şahitlik edin, İster zümrüt yeşili ormanlarda gezinin, İster köylerimizi dolaşıp sıcakkanlı misafirperver köylümüze misafir olun, İster Kastamonu ilimizin zümrüt yeşili ormanlarında doğa ile baş başa kalın.
Dünya’ca ünlü Valla kanyonunda biz gezinti yapın. Karadeniz’in maviliğinde tekne turlarına katılın. Dilerseniz uçsuz bucaksız sahillerimizde denizle kucaklaşın ne yapın edin ama kendinize ve ailenize bu ödülü verin ve Kastamonu ilimizi mutlaka görün.
Yorumlayan ve Yazan / Numan Ayanoğlu
Kastamonu Kaya Mezarları:
Kastamonu Antik Çağ’ın Paphlagonia Bölgesi sınırları içerisinde bulunmaktadır. Bu bölgede Antik Çağ’dan kalmış kaya mezarları bulunmaktadır. Kastamonu Valiliği bu kaya mezarlarının turizm yönünden önem kazanabilmesi için bazılarının çevresindeki yapıları kamulaştırarak çevre düzenlemesi yapmıştır.
Ev Kaya Mezarı (Merkez)
Kastamonu’nun en eski kaya mezarı olan bu yapı bugünkü Endüstri Meslek Lisesi yanındaki doğal kaya bloğu üzerinde, zeminden 8 m. yükseklikte oyulmuştur. MÖ.VII.yüzyılın başlarına tarihlendirilen bu mezar anıtı Paphlagonialılar tarafından yapılmıştır. Mezarın üç ayrı girişi olup, içerisinde de üç ayrı mezar odası bulunmaktadır.
Şehinşah Kaya Mezarı (Merkez)
Kastamonu, İsmail Bey Külliyesi’nin bulunduğu, Şeyhinşah Kayası’nın güney yüzünde üç mezar odası bulunmaktadır.
Bu mezarların MS.II.yüzyılda, Roma döneminde yapılmış oldukları sanılmaktadır. Birbirine benzeyen mezar odaları oldukça dar ve kabartmalarla süslü bir girişten sonra derinliği çok fazla olmayan mezar odasına girilmektedir. Günümüze iyi bir durumda gelebilmişlerdir.
Ruşen Kayası (Azdavay)
Kastamonu Azdavay ilçesi Höyük Veren Köyü’nde, Ruşen Mahallesi’nde kayalara oyulmuş bir mezar bulunmaktadır. Bu mezarın hangi dönemde yapıldığı bilinmemektedir. Mezarın içerisi kubbe şeklinde olup, buraya bir de ölü sediri (kline) yerleştirilmiştir.
Türbe Kayası (Azdavay)
Kastamonu Azdavay ilçesi Uzla Köyü’nde, Ülde Mahallesi yakınında kayalara oyulmuş altı mezar odası bulunmaktadır. Bu mezarların yapım tarihi konusunda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Bunlar kayalara oyulmak sureti ile yapılmış olup, bezemesiz ve birer oyuk halindedirler.
Kaya Tünelleri (Azdavay)
Kastamonu Azdavay ilçesinin batısındaki Ilıca Köyü, Arma Mahallesi’nde büyükçe bir kayanın içerisinde bir tünel bulunmaktadır. Bu tünel kayanın içerisinde at nalı şeklinde uzanmaktadır. Ancak içerisi zamanla moloz ve kayalarla dolduğundan bu tünel ile ilgili yeterli bilgi edinilememektedir.
Mercimeklik Kayası (Azdavay)
Kastamonu Azdavay ilçesi Sarnıç Köyü, Sarnıç Mahallesi’nin 1 km. kadar güneyinde bulunan Mercimek Kayası’nda yapılan kazılarda Bizans dönemine ait keramik parçaları ile karşılaşılmıştır. Ayrıca kaya üzerinde yapılan araştırmalarda Bizans dönemine tarihlenen madeni bir haç ortaya çıkarılmıştır.
Tabaklı Kayası (Azdavay)
Kastamonu Azdavay ilçesi Maksut Köyü’nün tabaklı Mahallesi’nde bulunan 40 m. yüksekliğindeki kaya üzerinde, merdivenlerle çıkılan oyuklar bulunmaktadır.
Kalekapısı Kaya Mezarı (Taşköprü)
Kastamonu Taşköprü ilçesine 17 km. uzaklıkta bulunan Donalar (Süleyman) Köyü’nde bulunan kaya mezarı ilk kez Prof.R.Leonhard tarafından bulunmuştur. Daha sonra bu mezarı Kastamonu Müzesi Müdürü Ahmet Gökoğlu incelemiş ve yayınlamıştır.
Mezar anıtı Gökırmak Çayı’nın ovaya ulaştığı yerdeki yüksek bir kaya kütlesi üzerindedir. Kaya mezarı birisi yatay, diğer ikisi de meyilli olarak üç kirişin birleşmesinden meydana gelmesinden oluşan bir cephe görünümüne sahiptir. Mezar yerden 8 m. yüksekliğinde oyulmuştur. Mezarın girişi 4,5 m. uzunluğunda, 2 m. eninde ve 3.10 m. yüksekliğindedir. Girişte iki sütun bulunmakta olup bu sütunların birbirleri ile ve duvarlarla açıklıkları birbirinin eşidir. Bu sütunlar dört köşe bir kaide üzerinde yuvarlak silmelidir. Sütun gövdesi de yuvarlaktır. Bunlardan soldakinin üzerine bir haç motifi ile Tanrı yazısı Grekçe yazılmıştır. Sütun başlıkları Paphlagonia’daki diğer kaya mezarlarında olduğu gibi dikdörtgen olmayıp, kare şeklindeki tablalar üzerine çökmüş boğalardan meydana gelmiştir. Buna benzer kaya mezarlarına Boyabat’ın Direklikaya Mezarında da rastlanmaktadır. Buradaki boğaların ön yüzleri dışarıya, arkaları da mezara doğru çevrilmiştir. Giriş yerinin duvarları ve tavanı son derece muntazam oyulmuştur. Bu girişten sol taraftaki mezar odasına geçilmektedir. Bu oda 4.60×2.30 m. ölçüsünde olup, yüksekliği de 1.80 m.dir. Oda içerisinde ölü sediri (kline) bulunmaktadır. Bu odadan 1.20×0.45 m. ölçüsünde bir kapıdan sağ taraftaki odaya geçilmektedir. Bu oda da 3.80×2.70 m. ölçüsünde olup, yüksekliği 1.80 m.dir. Odanın duvarları düz, tavanı ise düzdür. Girişe bakan duvarda bir de pencere bulunmaktadır.
Bu kaya mezarının en önemli noktası da alınlığın tepesinde bulunan kartal, bunun altında iki aslan, onların altında da karşılıklı iki aslan figürüdür. Ayrıca köşelere de griffonlar (Mitolojik aslan vücutlu, kuş başlı, kanatlı yaratıklar) yerleştirilmiştir. Burada bir de hörgüçlü bir öküz kabartması bulunmaktadır. Bu kaya mezarındaki hayvan gruplarının değişik zamanlarda buraya konulduğu düşünülmektedir.
Kaya mezarının MÖ.VII.yüzyılda yapıldığı, kabarmaların ise MÖ.IV.yüzyılın başlarında buraya yerleştirildiği ileri sürülmektedir.
Sarı Yolu Kaya Mezarı (Azdavay)
Kastamonu Azdavay ilçesi Sümenler Köyü’nde Sarı Yeri veya Sarı Yolu denilen oldukça sarp bir kayalıkta mezarlar bulunmuştur. Üç küçük odadan oluşan bu mezarın ismine kaynaklarda rastlanmamış ve yapım tarihi de kesinlik kazanamamıştır.
Toprak İni Mezarları (Azdavay)
Kastamonu Azdavay ilçesi Kamana ve Hamitli köyleri arasındaki Sorkun Yaylası’nda bazı mezarları bulunmaktadır. Bu mezarlar harç ve tuğla ile yapılmıştır. Büyük olasılıkla da Roma ve Bizans dönemlerine ait oldukları sanılmaktadır.
Kız Kayası (Azdavay)
Kastamonu Azdavay ilçesi, Çengel ve Ekremli köyleri arasındaki Zarı Ovası’na hakim kayalar üzerinde bulunan bu kalıntı bazı kaynaklarda mabet olarak geçmiştir. Bu nedenle de kaynaklarda Mihrap Kayası olarak yer almıştır. Kayanın 12 m. yukarısında, 2 m. yüksekliğinde, 1 m. enindeki bu mezarın alınlığı üçgen şeklindedir. Sütun ve başlıkları ile bu alınlık taşınır olarak kayalara oyulmuştur. Alınlığın ortasında yarım metre çapında bir daire bulunmaktadır.
Delikli Kaya (Azdavay)
Kastamonu Azdavay ilçesinin doğusunda, Sabuncular Köyü Sada Mahallesi’nde küçük bir kaya mezarı bulunmaktadır. Delikli Kaya denilen bu mezar, yuvarlak kapılı tavanı kubbe şeklinde oyulmuştur. Bu mezar odasının yüksekliği 1.50 m.dir. Hacat Kayası (Azdavay)
Kastamonu Azdavay ilçesinin batısındaki Sümenler Köyü’nde Kayadibi Mahallesi’nin yaklaşık 100 m. kuzeyindeki Hacat Kayası’nda bir kaya mezarı bulunmaktadır. Mezarın kemerli bir giriş kapısı olup, içerisinde 1.30 m. eninde ölü çukuru vardır. Bunun sol tarafında ve karşısında birer oda daha bulunmaktadır. Bu bölümlerin üzerindeki kayalar kubbe şeklinde oyulmuş ve mezar haline getirilmiştir.
Fıstık Kayası (Azdavay)
Kastamonu Azdavay ilçesinde Demirtaş Köyü altındaki Asar Kalesi ile Ören Kayası arasında kayalara oyulmuş mezarlar bulunmaktadır. Dışarıdan birer oyuk olarak görülen bu mezarlar hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır.
Kenthaber Kültür Kurulu kaynak olarak alınmıştır.
Urgancı Kaya Mezarı (Taşköprü)
Kastamonu Taşköprü ilçesi, Urgancı Köyü’nün yukarısındaki kayalık alanda bir kaya mezarı bulunmaktadır. Bu mezarın da Paphlagonialılar zamanında yapıldığı sanılmaktadır.
Günümüze gelememekle beraber, mezar girişinde iki sütun bulunduğu kalıntılarından anlaşılmaktadır. Sütunların üzerindeki alınlık zamanla aşınmış olup, burada herhangi bir kalıntı olup olmadığı anlaşılamamıştır.Girişin arkasındaki mezar odasında üç tane ölü sediri (kline) bulunmaktadır. Aygır Kalesi Kaya Mezarı (Taşköprü)
Kastamonu Taşköprü ilçesi, Ağcıkişi Mahallesi’nde Aygır Kayası denilen kayalar üzerinde bulunan bu mezarın Paphlagonialılar tarafından MÖ.VI.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.
Kaya mezarının giriş kısmının sağ tarafı zamanla yıkılmış, sütunların bir kısmı aşağıya devrilmiştir. Sütunların taşıdığı cephedeki üçgen alınlık da zamanla yok olmuştur. Ancak buradaki silmelerden bütün mezar cephesinin çerçeve içerisine alındığı izlerden anlaşılmaktadır.
Giriş kısmının tavan ve duvarları düz olup, burada yer yer yuvarlak silmelerin izleri görülmektedir. Mezar odasında ölü sediri (kline) bulunmaktadır.
Direkli Kaya Mezarı (Taşköprü)
Kastamonu Taşköprü ilçesi Alasökü Köyü, Eşek Deresi Mevkiinde, 8 m. yüksekliğinde bir kayaya oyulmuş olan bu mezarın önünde tek sütunlu bir giriş bulunmaktadır. Dört köşe kaide üzerindeki bu sütun yukarıya doğru genişlemektedir. Mezar odası kare şeklinde olup, üzeri tonozludur. Mezar odasının girişinin sağında bir ölü sediri (kline) bulunmaktadır. Mezar odasının MS.I.yüzyılda Romalılar tarafından yapıldığı sanılmaktadır.
Bademci Kaya Mezarı (Taşköprü)
Kastamonu Taşköprü Bademci Köyü’nün üst tarafındaki kayalıklara yerden 30 m. yükseklikte bir kaya mezarı yapılmıştır. Roma döneminde yapıldığı sanılan bu mezarda, girişten sonra 1,5×1,5 m. ölçüsünde bir mezar odası bulunmaktadır.
Hobu Kayası Mezarı (Taşköprü)
Kastamonu Taşköprü ilçesi Çaycevher Köyü’nde kayalar üzerindeki bu mezarın MS.I.-II.yüzyılda, Roma döneminde yapıldığı sanılmaktadır.
Dikdörtgen şeklindeki mezarın girişi zamanla bozulmuştur. Mezar odası 1.65×1.80 m. ölçüsünde olup, yüksekliği 1.85 m.dir. Mezarın üstü beşik tonoz şeklinde kayalara oyulmuştur. İçeride ölü sediri (kline) bulunmaktadır.
Kaya Tünelleri (Taşköprü)
Kastamonu Taşköprü ilçesinde, Donalar Köyü’nde Kalekapısı denilen mevkideki kayaların üzerinde at nalı şeklinde bir tünel bulunmaktadır. Bu tünel 2.20 m. genişliğinde, 2.00 m. yüksekliğindedir. Girişten sonra kaya içerisine doğru uzanmaktadır. Üzeri tonozlu olan bu tünele çıkan merdivenler zamanla aşınmıştır.
Bu tünelin doğusundaki diğer tünelin içerisi toprak ile dolduğundan bu konuda yeterli bilgi bulunmamaktadır.
Kale Kapısı denilen kayanın karşısındaki kayalıklarda bulunan üçüncü tünel bulunmaktadır. Ayrıca Kornapa Köyü’nün kuzeyindeki kayalara da yine at nalı şeklinde girişi olan 2 m. eninde 3 m. yüksekliğinde Kılıç Kaya Tüneli vardır. Bu tünel kayaların içerisine doğru kıvrımlar yaparak uzanmaktadır.
Ağıl Kayası (Azdavay)
Kastamonu Azdavay ilçesi, Kayabaşı Köyü’nün güneyindeki kayalar üzerinde, önünde kapılar bulunan bir mezar ile karşılaşılmıştır. Kayaya oyulmuş dört basamakla çıkılan girişin önündeki madeni kapılar günümüze gelememiştir.
Sipahiler Kaya Mezarları (İhsangazi)
Kastamonu İhsangazi ilçesi Sipahiler Mahallesi Dere Sokağı’nın kenarında, yaklaşık 150 m. yüksekliğinde tepe üzerinde kaya mezarları bulunmaktadır.
Bu kaya mezarlarının MS.V.-VI.yüzyıllarda yapıldığı sanılmaktadır. Kaçak kazılar nedeni ile duvarları tahrip olan bu kaya mezarı birbirlerinden ayrı iki kat halindedir. Katlar arasında da bir bağlantı bulunmamaktadır. Buradaki mezar odasında yuvarlak bir pencere vadiye bakmaktadır. Mezarın altında ikinci bir bölüm bulunmaktadır. Bu mezarın içerisinde de duvarların oyulması ile cesetlerin konulduğu yerler açılmıştır.
İncigez Kaya Mezarı (İhsangazi)
Kastamonu İhsangazi ilçesi ile İncigez yolunun sağında, bir tarlada bulunan kaya içerisine oyulmuş bir mezar bulunmaktadır. Bu mezarın yapım tarihi tesbit edilememiştir. Tek odadan oluşan küçük bir kaya mezarıdır.
Bu sayfa Kastamonu kaya mezar ve tünellerini tanıtmak amacıyla Numan Ayanoğlu tarafından düzenlenmiştir.
Her Köşesi buram buram tarih kokan Kastamonu ilimiz hakkında bilmedikleriniz.
-Kastamonu’nun 50.000 yıllık bir tarihi olduğunu.
-Sahabe-i kiram’ dan Kays-ül Hanedanı Asgar ( R.A) hazretlerinin ve Piri Türkistan Hoca Ahmet Yasevi’nin talebelerinden olan Yusuf Horasani diğer ismiyle Deveci Sultan’ın Kastamonu’da yattığını.
Sepetçioğlu türküsü bir hikâyeyle başlar: “Sepetçioğlu, bir ananın kuzusu…” Fakirdi, ama çok yakışıklıydı. Osman Efe! Sepet örerdi. Zile’den zengin bir ağa geldi, Sepetçioğlu’na sataştı. Bir gün kapıştılar. Zilelinin elinde bir gümüş kalkan, Osman Efe’nin elinde de bir sepet vardı. Sepetçioğlu, Zileliyi öldürüp dağa çıktı. “Eğil dağlar eğil, Osman Efem geliyor…” Osman Efe, bu oyunu ilk defa Hükümet kuvvetleri tarafından kuşatılınca oynamış!
Isparta yöresinde bile gün gören Sepetçioğlu Oyunu tartım (ritim) ve tavırlar bakımından, hem de havasının çığırı itibariyle zeybek oyununun Kastamonu yukarılarında merkezleşmiş bir çeşididir, türkülüdür.
Sepetçioğlu, iki asra yakın m’zisiyle asıl Kastamonu havalisinde oynanır. Çankırı, Çorum, Sinop, Bolu, Zonguldak, Kırşehir gibi Kastamonu’yla hududu bulunan veya yakın illerin nice yerlerinde de yürütülmüş olmakla beraber, oyunun esas şeklinin Kastamonu’da kaldığı kabul ediliyor. Figür ve tavırları orada aslına uygun kalabilmiştir. Ora efeliğinde meşhur “perde” denilen eğlencelerde avratlarla (kadınlarla) oynanıldığı için aydın zümrenin iltifatını kazanamamıştı. Otuz yıl kadar oluyor. Bazı muallimler (öğretmenler) onu, aydınların müsamerelerine de alarak Zeybek ile eşit haklara sahip kılmaya çalışmışlardı. Bunların başında öğretmen Tal’t Mümtaz’ın (Yaman) adı gelir ki, bizzat başarıyla oynuyordu. Esas tipini aynen yaşatmaya çalışıyordu. Kastamonu ve İstanbul’un Türk Ocaklarında keza tanıtmaya gayret etmişti. O yıllarda müheykel (heykel gibi) bir genç ve henüz talebeydi (öğrenciydi).
Sepetçioğlu, çevik bir oyundur. Her türlü sazla oynanır. Biri kadın diğeri erkek çiftlerden karşılıklı 4 veya 6 kişilik beraberliklerce yürütülür. İki kişi oynarken çiftler hiç değişmezler. Oyunu erkek idare eder. Dönme, yürüme ve diz çökmelerde kadın icabına göre yüksek veya alçak sesle erkeğin vereceği komutlarla davranmak zorundadır.
Erkek ve kadının oyundaki yürüyüş, dönüş ve diz çöküş hareketlerinin yönleri aksi taraflaradır. Biri sağa yürürken, öbürü sol yana gider. Biri sağ yanda sağ ayağıyla diz çökerken, öteki solda ve sol ayağı üzerine çöker. Oyuna başlanırken sözlerin şu ilk mısraları söylenir:
Sepetçioğlu bir ananın, bir babanın kuzusu, Hiç gitmeyor yüreğimden efem de sızısı, yandım!
İlk mısra uzunca sürdüğünden, erkek kollarını göğüsleri hiz’sına kaldırıp ellerini birbiri arasından geçirerek döndürür. O sırada kadın hem sözleri terennüm eder (söyler), hem de bütün vücuduyla titrer. Bu bittikten sonra saz, ara nağmeye geçer. Çok kıvrak bir nakarattır. Oyun asıl kuvvetini bunlardan almaktadır.
İlk figür her iki tarafın oldukları yerde bazı vücut hareketleri göstermeleriyle geçer.
İkinci figür hem sağa, hem sola yürüyüştür.
Halk Kültürü
HALK MÜZİĞİ VE HALK OYUNLARI
İle göç olmadığından halk müziği ve geleneksel oyunlar yöre özelliklerini yansıtır. Oyunlar zeybek türündedir. Seyirlik oyunlar, çocuk oyunlarında da öbür illere göre çeşitlilik görülmez.
HALK MÜZİĞİ: Köklü bir müzik kültürü olan Kastamonu uzun havaların kuzeydeki son durağıdır.
İlde iki resmi derleme yapılmıştır. 1928′de İstanbul Belediye Konservatuvarı adına yapılan ilk derlemeyi Yusuf Ziya, Ekrem Besim, Muhittin Sadak ve Ferruh Arsunar gerçekleştirmiştir. 1948′de Ankara Devlet Konservatuvan’nca yapılan ikinci derlemede Muzaffer Sarısözen, Halil Bedii Yönetken ve teknisyen Rıza Yetişen yer almıştır.
Derlenen ezgiler üzerinde yapılan araştırma, yörede köklü bir müzik geleneği yaşandığını göstermektedir. İnsanî, Âşık Kemâli, Âşık Meydânı, Feyzi Berkıya, Kırnaoğlu, Âşık Hasan, Ozanoğlu, Yorgansız Hakkı gibi âşıkların yetişmiş olması da âşıklık geleneğinin sürdüğünü göstermektedir. Sazın, koşma, divan, satranç, kalenderi, semai, müstezat, destan gibi nazım türlerine eşlik etmesi şiire ayrı bir hava kazandırmaktadır.
Sözlü halk ezgilerinin konulan çeşitlidir. Bunlar arasında yiğitlemeler, koçaklamalar, gemici havaları, elpük koşması, yelpük koşma, topal koşma, zil havası, aşağı imaret, çırdak, yarım çırdak, dokumacı türküleri, düğün havaları, güzellemeler, esnaf türküleri, Çanakkale türküsü, kınalı keklik, kına havaları, meydan havaları vb sayılabilir. Bu türküler. Kerem, Kandilli Kerem, Kalenderi, Garip, Bozlak, Tatyan Kerem, Misket, Yahyalı Kerem ayaklarında çalınıp söylenmiştir.
Halk oyunları, zeybek ve kaşık oyunları türündedir. Davulla oynananlar da vardır. Karayılan bunların en bilinenidir. İnebolu dolayları gemici türküsünün özel bir oyunu da vardır. Tekneleri sahile çekme gösterisi olarak nitelendirilen bu oyunda küreğin suya değişi, suda devinimi ve kürek sesleri ritim ve ezgiyle verilir. Geleneksel el sanatlarından dokumacılık ve bakırcılık da türkü tere yansımıştır. Halı dokuma türküsünde tezgâh; demirci-bakırcı-kalaycı türküsünde ise çekiç sesleri ritmi oluşturur.
Kastamonu’da uzun havaların çoğu ritmik ezgiye bağlanır. Sepetçioğlu ve Yıldız bunlardandır.
Yörede en yaygın usuller 2 zamanlıdan başlar. 4-5 zamanlı ezgiler ve 9 zamanlı ezgilerin değişik tipleri görülür.
Yörenin Ünlü Türküleri: İndim Dereye Beklerim, Evlerinin Önü Meşedir, Evlerinin Önü Tozluk, Evlerinin önü Nane, Kahvenin Önünde Beyler Bahçesi, Sepetçioğlu, Üç Kız İdik, Toprak Köprü, Şu Dere Aşmak İster, Turna, Çıkabilsem Şu Yokuşun Başına, Köprünün Altı Diken, Geyik, Sabahın Seher Vakti, Yüksek Minare, Çayır Çıktı, Çırdak, Konaklar Yaptırdım, İlgaz’ın Altı, Yeni Kapı, Mehmedim, Kara Koyun, Ayşe, Ocak
Başında Mana, Yel Eser, Hürmüz Gelin, Ördek İsen Göle Gel, Köroğlu, Aşağı İmaret, Topal Koşma, Elpük Yelpük Koşması, Yaş Nane, Varın Bakın, Bismillahi Başlayalım, Sisli Kaya, Çanakkale İçinde Vurdular Beni, Ziller Kismen Kızı, Tiridine, Gıydevanın Kızları, Demirciler, Üç Güzel Oturmuş, Beyler Bahçesi, Kınalı Keklik, Kara Koyun Yayılır, Gökçeoğlu yöreden derlenmiş türkülere, Yıldız, Bülbül, Dağlar da uzun havalara örnektir.
Halk Müziği Araçtan: Tezeneli sazlardan meydan sazı. bağlama, cura yaygındır. Son zamanlarda tambura yanında “bulgari” denilen saz da çalınmaya başlamıştır. Türkiye Radyoları’nda divan sazını ilk çalan Kastamonulu sanatçı Âşık Mümin Meydani’dir. Yurttan Sesler Korosu’nun ilk bağlama sanatçısı İnebolulu Sarı Recep de yine bu yöredendir. Yaygın yaylı sazlar, kemane, kemence ve tırnak kemanesidir. Tırnak kemanesi Türk sanat müziğinde kullanılır. Üflemeli sazların başında zurna gelir. Dilli büyük kavallar, çoban düdükleri de yaygındır. Davul, tef, zil ve kaşık gibi vurmalı sazlar çalınır.
Bir Halk oyunu ekibi, yoresel kiyafetleri ile.
Üçüncü figür; yerinde hafif sıçramalar dönmeler ve nihayet diz çökmeler halinde geçip, bunları ayak değiştirmeler takip eder. Sonra da yeniden öbür mısraların oyunları başlar ki, öncekilerin aynıdır ve oyun böylelikle son bulmuş olur.
Dört kişiyle oynanılışında bir kadın – bir erkek ve bir kadın – bir erkek karşılıklı geçerler. Oyunun komutacısı yine içlerinden bir erkek olur. Oyuncuların çöker ve dönerken ayak ve ellerinden çıkardıkları sesler pek hoş olur.
Sepetçioğlu, Kastamonu’nun iki asır kadar evvelki giyimiyle oynanılmaktadır. Erkek kıyafeti şudur: Ceket, yerine çuhadan bir “marka” veya “cepken” giyilir. Marka, kalça hiz’sına kadar iner, ön tarafı açıktır. Ayrıca yelesi yoktur. Kolları dirseğe gelen kısmı, yenler, yan taraflar, etek güzel ve gir’nbah’ (değerli, pahalı) kaytanlarla işlidir. Pantolon yerine “zıbka” vardır ve dar bacaklıdır. Kürek hiz’larına gelen kısım fazlasıyla bol, fakat ön ve arka tarafa toplanık bulunduğundan yanları da o nispette vücuda yapışıktır. Ön ve arkada toplu kalan kısım yine güzel kaytanlarla çizgilendirilmiştir. Pantolonların ön ve arka taraflarındaki örtü yerlerinde de paçalara kadar inen kaytanlar vardır. Zıbkanın üst kısmında bele Tosya işi büyük ve kalın kuşaklar sarılır. Onun üstünde, para cüzdanı gibi meşinden sekiz on gözlü bir silâhlık ve bunun arasında bir saldırma (bıçak çeşidi) olur. Başta, o zamana göre sivri bir al börk, üstünde “çökü” bulunur. Mintanın yakası dik olup, kolları markanın kolundan sarkar, bileklere yapışıktır. Bu da (mintan) Kastamonu alacasından yapılmadır. Ayakta “harpuç” yemeni bulunur.
Kadın giyimi erkekten farklıdır. Kastamonu kadınlarında şalvar giyilmesi âdet değildir. “Uzun Etek” ve “Üç Saçaklı” t’bir edilen ağır Halep kumaşlarından yapılma ipek elbise giyerler. Başta, dört santim eninde ve üzeri altınlarla kaplı bir kızıl börk (fes), onunda arkasında 30 cm. uzunluğunda ve kutru (çapı) 5 cm. kalınlığında püskül vardır. Onun üstünde zülüfleri (saçları) kapatacak surette ve çevresi ipek oyalarla işli “mücessem” vardır. Ayakta “yuvalı kundura” tabir edilen ayakkabının uzun topuklu ve sivri burunlu (bota benzeyen) etrafı l’stikli mest vardır. Birlikte zıplanmalarda bu ayakkabı büyük rol oynar.
GELENEKSEL OYUNLAR:
Kastamonu halk oyunları yalın görünümlüdür. Bunda kentin göç almaması ve çevre illerle ilişkisinin zayıf olması etkendir. Seyirlik oyunlar ve çocuk oyunları ise öbür illerdeki oyunlara benzer.
Geleneksel Halk Oyunları: Kastamonu ve yöresi zeybek bölgesidir. Kıyı kasabalarındaki oyunlar ise horon et kisindedir. Çevre köylerde davulla oynanan köçek havalarına merkezde rastlanmaz.
Zeybek: Kastamonu’da zeybek, düğün nişan törenlerinde, ulusal bayramlarda, eğlence günlerinde oynanır. Genellikle erkeklerin oyunlarına davul-zurna eşlik eder. Kıyı kasabalarında denize, donanmaya ilişkin sözlerle, devinimlerle oynanan oyunlar da vardır. Kastamonu ve çevresinde zeybeklerin sözlü bölümlerinde oynanmaz. Oyun aralarında davulcular ortaya çıkarak beceri gerektiren değişik devinimlerle tek kişilik gösteriler yaparlar. Bu gösteri oyuncuların dinlenmesine olanak sağlar. Davulcu yerini alırken oyuncular da yeni bir zeybeğe geçer.
Yöre zeybeklerinin en bilinenleri şunlardır: Aşağı tmaret. Ben Tefimi, Beyler Bahçesi, Bütün Çırdak (Çıtırdak, Çığır-dak). Yarım Çırdak, Çeliktendir, Qçekdağ, Dere Bekleyen, Erencik, Genç Osman, Hendek, Heyamola, Kara Kuzu Havası, Karanfil Oyunu, Kınalı Keklik, Mendan, Oturak Havası, Rakı İçtim, Sepetçioğlu, Topal Koşma, Kolbastı, vb.
Bunlardan bir bölümü şöyle oynanır:
Sepetçioğlu Zeybeği: Yörenin en yaygın zeybeğidir. 4-6 kişiyle oynanır. Tüm devinimler yiğitlik gösterisi biçimindedir. Birde öyküsü vardır:
Sepetçioğlu Osman Efe, Araç llçesi’nin Boyalı Bucağı’nda doğmuş, sepetçilikle geçinen bir Yörük gencidir. Bir anlatıya göre, Isfendiyaroğulları soyundan Hamza Bey, başka bir anlatıya göre Rüstem ya da Ali Bey, ağır vergilerle halkı ezmekte, haraca kesmektedir. Bir gün beyin adamları Sepetçioğlu Osman’dan bir haftada 100 sepet yapmasını isterler. Osman, bunun olanaksızlığını anlatırsa da dinletemez. Buyruğa karşı gelmiş sayılarak beye götürülür. Osman koltuğunun altına sakladığı saldırmayla (hançer) beyi öldürür. Yakalanıp zindana atılır. Bir yolunu bulup kaçar. Arac’ın Gülpü Dağı’na çıkar, beyin adamlarıyla tek başına savaşır. Beyin yerine geçen oğlu da halkı ezmektedir. Osman, köydeki sözlüsüyle evlenmiştir. Kastamonu Beyi, Osman’ın yaşlı anasını, karısını yakalatır. Osman gelip teslim olmazsa onları öldüreceğini duyurur. Gizlice beyin odasına giren Osman, anasını, karısını kurtarıp dağa götürür. Beyin adamları ardındadır. Kuşatılan Sepetçioğlu, yiğitçe savaşırsa da anası ve karısıyla birlikte öldürülür.
Bir anlatıya göre ise, beyin kızını kaçırdığı için sarılıp, yaralanmıştır. Kız da isyancı sayılıp hapse atılmıştır. Osman yakalanarak, İstanbul’da yargılanmış ve idam edilmiştir. Başka bir anlatıdaysa Padişah’ın Sepetçioğlu’nu bağışladığı söylenir.
Oyunun tüm devinimleri, Kastamonu uşağının ağırbaşlılığını, uysallığını, yürek bütünlüğünü, kötülerle savaşımını, haksızlıklara karşı çıkarak ölümü bile göze almasını simgeler.
Oyun üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde türkü söylenerek yürünür. Sonra ağır, zaman zaman karşılıklı oyunlar oynanır. İkinci bölümde türkü sürerken oyun durur, sonra yeniden başlar. Bu bölümde diz kırmalar, sekmeler, el vuruşlar çoktur. Üçüncü bölüm yine türküyle başlar, karşılıklı el vurmalar, sekmeler, yerde yapılan devinimlerle sürer. Oyunun türküsü şöyledir:
Sepetçioğlu bir ananın kuzusu
Hiç gitmiyor yüreğimden efem de sızusu vay vay
Böyleymiş alnımızın yazısu
Yassıl dağlar yassıl aslan efem de geliyo haydah
Gidelim Kışla önüne aşağı
Salıvermiş ince belden kuşağı
Yaman olur Kastamonu uşşağı
Yol verin efem dumanlı dağlar oy
Yaslan Sepetçioğlu dağlara yaslan
Laleli çimenli dağlara yaslan
Analar doğurmaz sen gibi aslan
Eğil dağlar eğil efem de geliyor haydah
Seslen Sepetçioğlu efece seslen
Laleli çimenli dağlara yaslan
Analar doğurmaz sen gibi aslan
Yassıl dağlar yassıl Osman efem de geliyor
vay vay (…)
Çırdak (Çıtırdak, Çığırdak): Erkek oyunudur. Devinimler Sepetçioğlu Zeybeği’ne benzer. Türküsü de vardır. Küre ilçesinin Çırdak Köyü’ne yapılan bir baskın olayı üstüne yakılmıştır. Üç bölümden oluşan oyunun bolüm başlangıçları türkülüdür. Zeybeklere özgü sekmeler, el vurmalar, diz vurmalar, ortaya geliş gidişler biçiminde oynanır. Türküsü şöyledir:
Şu Çırdaktan da baskun geliyor
Aman baskun da değil dostun geliyor
Kaygusuz avrat, hepdeyive kaygusuz avrat
Şu çırdaktan da gece meçe geçtim
Aman garlı buzlu sular mular içtim
Saygusuz yarim,hop deyiveıkaygusuz yarim
Nazlı yardan aman tez mi geçtin
Yuvarlağım toparlağım da kak gidiverdim
Cıvarayı feneri de yak gidiverelim
Kaygusuz yarim
Şu çardağın ekinleri
Aman top top olmuş da kakülleri
Saygusuz yarim hop deyive kaygusuz
… yarim
SEYİRLİK OYUNLAR, ORTAOYUNLARI
Kastamonu’da seyirlik oyunlar ve ortaoyunları kına gecelerinde, asker uğurlama törenlerinde oynanır. Hayvanları, meslekleri simgeleyen oyunlar halkı güldürüp eğlendirmeyi amaçlar. Kumar, Arap, Leylek, Bahar Çalgısı, Ramazan Hocası, Tütün Kıyma, Duvar örme. Kolan Dokuma gibi oyunlar aynı zamanda halkın yaşama biçimini yansıtır. Köçek ve Heyamola da müzikli seyirlik oyunlara örnek gösterilebilir.
Köçek:İki kişinin karşılıklı oynadığı bu oyunda, erkek oyunculardan biri kadın kılığına girer, yüzünü boyayarak bir peşkir takar, eteklik giyer. Kadınca davranışlarla seyredenleri güldürür.
Heyamola: İnebolu ve çevresinde Deniz Bayramı eğlencelerinde erkeklerin oynadığı oyunlardandır. Bir grup, yerde halka oluşturur, öbürleri onların omzuna çıkarak kule yaparlar. Kule kimi kez üç kata yükseltilebilir. Beceri isteyen oyunda oyuncular kuleyi kurduktan sonra müzikle sağa sola sallanarak oynarlar. Oyunun sözleri şöyledir:
Solo: Bismillahi başlayalım Koro: Helessahelessa
Solo: Ayva turunç taşlayalım Koro: Helessa yelessa Solo: Biz bu işi nişleydim
Koro: Helessa yelessa Solo: Bu yıl burda gışlayalım
Koro: Helessa yelessa
Heyamola yessa yessa
Mola heyamo
Ya mo heyamo
Mola heyamo
Helessa sellim yessa yessa yessa
Şeytan Çık: Oyunda bir hoca, yardımcısı, şeytan ve üç köylü vardır. Geniş bir alanda ya da köy odasında oynanır. Hocaya sakal takılmış, sırtı yastıkla kamburlaştı-rılmıştır. Yardımcısı güçlüdür, önünde su dolu bir kova vardır. Şeytan daha çok oyunu bilmeyenlerden seçilir. Hoca ortaya gelerek, daha önce oyunlar oynamış seyircilere “Hemşehriler, bir oynadınız, iki oynadınız, üç oynadınız. Bakıyorum oyunlarınız oyun değil! Hele bana bunun nedenini sorun söyleyeyim. Arkadaşlar vakit geçti, sebebini anlatayım. Darılmayın ama içinizde bir şeytan var” der. Köylüler bakınırlar. Biri bağırır: “Hoca öyleyse bu şeytanı sen ortaya çıkar”, öbürleri de ona katılır, şeytanı bulmasını isterler. Hoca, seyirciler arasında gezinir, birkaç kişinin sırtını yoklar. Sonunda birini kolundan tutup alanın ortasına çeker, oturtur. Ceketini çıkararak, bir kolunu başına geçirir. Seyirciler gülüşürken, kulağına “Anaların doğuramadığı, babaların besleyemediği, ninelerin beleyemediği benim kulunum, tayım. Ben sana ‘Şeytan çık’ dediğimde ‘Çıkmam’ diye bağır” der. Şeytan bunu kabul eder. Hoca sağını solunu göremeyen şeytana bağırır: “Şeytan Çık”, şeytan, “Çıkmam” der. Bu birkaç kez yinelenir. Bunun üzerine hoca üç kez ıslık çalar. Elinde su dolu kovayla bekleyen adam, ceketin kolundan suyu döker. Şeytan yerinden fırlar, kendiliğinden ortaya çıkmış olur. Seyirciler gülüşür.
Çocuk Oyunları: Kastamonu ve çevresindeki oyunlar öbür illerdeki oyunlara benzer. Erkek çocukların oynadığı cin kuyusu, ellebaş, geldi göçen, minder, çiydem, ateş oyunları, avcılık, askerlik, bezirgan başı, köse, esnaf, düğün, tuz yükü; kız çocukların oynadığı elhop kayası, çevirmeli elhop, bilye, dana, kuyu kayası, üç ve dokuz taş, takt ak, sobe takt ak. gibi oyunlar kimi ayrılıklarla öbür illerde de görülür. Bunlardan biri de Kastamonu’da “Köylen” denilen değnek oyunudur.
Köylen:5-6 kişiyle oynanır. Oyunda herkesin bir sopası vardır. Bir de ağaçtan bir top kullanılır. Her oyuncu için topun sığabileceği büyüklükte çukurlar açılır. Biri ebe seçilir. Ebe, topu çukurlardan birine sokmaya, öbürleri de ellerinden geldiğince uzaklaştırmaya çalışırlar. Top kimin çukuruna girerse o ebe olur. Oyun böylece sürdü
Bu sayfa Kastamonu Halk oyunlarını tanıtmak amacıyla Numan Ayanoğlu tarafından düzenlenmiştir
Kastamonu İlimizi Tanıyalım
Karadeniz’in incisi medeniyetin beşiği olarak kabul edilen Kastamonu ilimiz sınırları içerisinde inanılmaz doğa güzelliklerine sahiptir. Dünyaca ünlü valla kanyonu. Zümrüt yeşili uçsuz bucaksız çam ormanları. Dünyanın en uzun en temiz sahilleri. Kaya mezarları. Bir birinden ilginç mağaraları. Selçuklu döneminden kalma Camileri-Medreseleri-Türbeleri-Külliyeleri. Tarihi Hanları-Hamamları-Köprüleri-Çeşmeleri. Anadolu’nun sen yüce bir dağısın diye dillerimizden düşmeyen Ilgaz dağı ve Ilgaz dinlenme ve kayak tesisleri- Tarihi Kastamonu Konakları- Kastamonu’nun her noktasını görebileceğiniz Kalesi. Tarihi Osmanlı Sarayı (Osmanlı Palace Hotel) Her medeniyete beşiklik yapan Kastamonu yöresinde bulunan tarihi eserlerin sergilendiği muhteşem müzesi. Tarihe ayna tutan Kastamonu Hükümet konağı (Valilik binası) Yöresel el sanatları.
Dünyaca ünlü Sarımsağı. At yetiştirme çiftlikleri. Mesire yerleri. Manevi değerleri. En önemlisi sıcakkanlı misafirperver KASTAMONU HALKI.
Kastamonu ilimiz anlatılmaz yaşanır. Yaşamak için görmek gereklidir. İster tarihe şahitlik edin, İster zümrüt yeşili ormanlarda gezinin, İster köylerimizi dolaşıp sıcakkanlı misafirperver köylümüze misafir olun, İster Kastamonu ilimizin zümrüt yeşili ormanlarında doğa ile baş başa kalın.
Dünya’ca ünlü Valla kanyonunda biz gezinti yapın. Karadeniz’in maviliğinde tekne turlarına katılın. Dilerseniz uçsuz bucaksız sahillerimizde denizle kucaklaşın ne yapın edin ama kendinize ve ailenize bu ödülü verin ve Kastamonu ilimizi mutlaka görün.
Yorumlayan ve Yazan / Numan Ayanoğlu
KASTAMONU YEMEKLERİ KASTAMONU YEMEK KÜLTÜRÜ 812 ÇEŞİT YEMEK
Kaynaklara bakılırsa Kastamonu ve çevresinde tamı tamına 812 çeşit yemek tespit edilmişti. Mantar yemekleri bile başlı başına bir konuydu. Yeri gelmişken Türkiye’de en zengin mantar çeşidinin Kastamonu’da bulunduğunu belirtmek isterim: Kuzu kulağı, kanlıca, ayı mıcığı, tavuk ayağı, saçak, içi kızıl, cincile, kavak, meşe, kömüş memesi, söbelek, gelincik, teltelli, kırağı, mıkcık, kum mantarı… Dönüş yolunda arabamın bagajı tıka basa dolmuştu: Yarım çuval Osmancık’ın pirinci, kutu kutu çekme helva, kızılcık tarhanası, çemensiz pastırma, bol bol sarmısak, tirit için çıplak simit, çeşit çeşit mantar, kilolarca üryani eriği, kızılcık ekşisi, pestil, siyez bulguru… Sözün özü; Kastamonu tarihiyle, doğasıyla ve lezzetleriyle mutlaka gidilmesi ve görülmesi gereken bir yöredir.
Banduma
35 cm çapında 4 ev yufkası,2 tavuk göğüs eti,1 kâse tavuk suyu,Dövülmüş ceviz içi
Hazırlanışı:
Tavuk etini haşlayıp suyunu ayırın. Tavuk etlerini ufak parçalara ayırın. Yufkaları sekiz parçaya kesin. Uzun kenarlarına tavuk etinden yerleştirip sigara böreği gibi sarın. Malzeme bitinceye kadar işlemi sürdürün.
* Tereyağını eritin. Tavuk suyunu kaynatın. Yufkaları tavuk suyuna batırıp birbirinin üzerine gelecek şekilde servis tabaklarına dizin. Üzerlerine tereyağı gezdirip dövülmüş ceviz içi serpin. İkinci sırayı da aynı şekilde hazırlayın. En üste gelen yufkaları taç şeklinde yerleştirip haşlama suyundan 1 kepçe gezdirin. Kalan tavuk etlerini üzerlerine yerleştirin. Ceviz içi serpip sıcak servis yapın.
MANCA
Manca, bir Kastamonu yemeği. Bu yemek aynı zamanda meze olarak da sunulabiliyor. Manca, karalahana’dan yapılıyor…
Malzemeler:
1 demet karalahana,200 gram bulgur ,100 gram pirinç,1 demet nane ,
1/2 demet maydanoz ,biber unu ,1 adet soğan ,1 demet taze soğan,35 ml. sıvıyağ ,1 adet kırmızı soğan, 3 diş sarmısak,
1 tatlı kaşığı tereyağı veya margarin,tuz,karabiber
Hazırlanışı:
Kırmızı soğanı ayıklayıp çok ince kıyın. Pirinci ayıklayıp yıkayın. Genişce bir tencereye sıvı yağı koyun, soğanı ve pirinci ekleyin. Soğanlar pembeleşinceye kadar çevirin. Bulguru ayıklayıp yıkayın. Üstünü kapatacak kadar sıcak su koyun ve şişene kadar bırakın. Nane, maydanoz ve taze soğanları ayıkayıp yıkayın, ince kıyın, şişmiş bulgurla soğanlı pirince katın. Tuzlayın, biberleyin. Karalahana yapraklarını saplarından ayırın. Sıcak suda 2 – 3 dakika bekletin ve süzün. Hazırladığınız içle yaprakları sarın, tencereye dizin. Üstüne bir tabak kapatıp pişmeye bırakın. Kırmızı soğanı salata soğanı şeklinde kıyın. Sarmısakları ayıklayın, küçük doğrayın. Tavaya tereyağı koyun, kırmızı soğan ve sarmısakları pembeleşinceye kadar kavurun. Biber ununu ilave edin. Hazırladığınız karışımı Mancaya ekleyip, sıcak olarak servis yapın.
Etli Ekmek
Kastamonu’nun yurt içinde en çok ün yapmış yiyeceği «Etli Ekmek» tir. Bu etli ekmeğin Konya’nın etli ekmeğiyle uzaktan, yakından ilgisi yoktur. Fırında ve saç üstünde iki şekilde pişirilmektedir. Önce evlerde saç üzerinde pişirilen şeklini tarif edeceğiz.
Malzeme (8 kişilik):
1 kg. orta yağlı iki defa makinede çekilmiş dana kıyması
2 kg. un
İki büyük baş soğan
Yarım demet maydanoz
Karabiber
Kimyon
Tuz
2 yumurta
1 çay bardağı sıvı yağ
Haluçka
Haluçkamızın iç malzemeleri kıyma,soğan ve ince kıyılmış maydanoz iyice karıştırılır.Diğer tarafta
hamur malzemeleri yoğrulur.Ne çok cıvık nede çok katı bir hamur olmamamsına dikkat edilir. Yoğurduğumuz hamur dörde bölünür.Her bir parça un serpilerek açılır.Küçük kareler halinde kesilir.
(5×5 cm gibi) Ortasına hazırlanan iç malzemeden konulup,kenarlarına parmakla hafif bastırılarık kapatılıp üçgen şekli verilir.Hazırlanan haluçkalarımız birbirine yapışmaması için azcık un serptiğimiz tepsiye tek tek dizilir.
Büyük bir tencerede bol su içine bir miktar tuz ve iki yemek kaşığı zeytinyağı katılır.Suyumuz kaynadıktan sonra haluçkalarımız tek tek seri bir şekilde kaynar suya atılır.Yaklaşık 3,5 dk pişirilir.
(Annem piştiğini anlamanın en güzel yolunun bir tanesinin tadına bakmak olduğunu söyledi)
Diğer tarafta yarım paket tereyağı eritilir.3 yemek kaşığı salça ilave edilip,karıştırılır.Tenceredeki haşlama suyundan 1-2 kepçe katılarak karıştırılır.
Borcamımıza bir sıra haluçka üzerine sos,tekrar haluçka tekrar sos olarak dizilir ve sıcak servis yapılır.Yanında bol köpüklü ayranla afiyetle yenir.
KASTAMONU MUTFAĞINDAN…
Taşköprü’nün sarımsağının ve kuyu kebabının yanı sıra keşkeğinin, atarısının, terekmeğinin, ekşili bulgurun tadına doyulamayacağını dilden dile anlatılır
Taşköprülüler sarımsağın tatlısını yaptılar:
Sarımsak, yüzyıllardır doğadan gelen en büyük şifa kaynağı olarak biliniyor. Kastamonu’nun şirin ilçesi Taşköprü’de mikrop öldürücü özelliği de olan sarımsağın dünyada ilk kez tatlısı da yapıldı.
Taşköprü, kalitesi ve ismiyle dünyaya duyurduğu beyaz altını sarımsaktan sonra ülkemizin en kaliteli salebi ile de ünlendi
Kastamonu’nun oldukça özellikli yöresel bir mutfağı ve meraklısına sunabileceği çok farklı tadlar var. ‘Denemeden ayrılmayın’ listesi oldukça kabarık. Etli ya da pastırmalı ekmek (sacda yapılıyor, görüntüsü gözlemeye benziyor), kuyu kebabı, hafif olduğu için çokça yenen çekme helva, Taşköprü sarımsağı, banduma, burmalı çörek, ekşili pilav… Kastamonu’nun simidi ünlü. Daha çok kışın kahvaltılarda yapılan, simitten tirit denemeye değer…
Kastamonu yiyecek-içecek hususunda zengin bir mutfağa sahiptir. Bu zenginliğin başlıca sebebi; bitki örtüsündeki çeşitli ve tabiata dayalı yetiştirilen hayvan varlığıdır. Yiyecek olarak kullanılan yabani otlar, bitkiler, mantarlar, dağ çileği yanında her türlü sebze ile birçok meyve Kastamonu topraklarında yetişmektedir. Türkiye’nin en güzel ve kaliteli sarımsakları bu İl’de yetişmekte ve ihraç edilmektedir.
Üryani eriğini sadece bu İlde yemek mümkündür. Kastamonu bölgesine ait 812 çeşit yiyecek derlemesi yapılmıştır. Bunlardan 38 çeşit çorba ve 5l çeşit ekmek tarifi görülmektedir. Kastamonu mutfağının ünlü yiyeceği sac üzerinde pişirilen” etli ekmek”tir.
Bu etli ekmeği bir bardak yayık ayranı, “ekşi-eşi” yada ” pelverde ezmesi” eşliğinde yiyen artık Kastamonu’nun adını unutamaz. İl’ de hazırlanan, kışlık yiyecek “tarhana” nın çorbası en besleyici çorbadır. Hazırlanmasında kullanılan un-yoğurt hamuru içindeki çok çeşitli bitki özleri, tadı-lezzetini farklı hale getirmektedir. Ayrıca besin değerini artırmaktadır.Her mevsim yerli halkın ve ziyarete gelenlerin yemekten vazgeçemediği “döner” in kömür ateşinde pişenin tadı doyumsuzdur. Kış mevsiminde, yöreye has olarak yapılan “pastırmalı ekmek” bir başka lezzettedir. Özel olarak hazırlanan çimensiz pastırma ince dilimler halinde doğranıp, soğan piyazı ile karıştırılıp, içine yeteri kadar baharatta karıştırıldıktan sonra, fırınlarda açılan hamur içine kapalı olarak konup, pişirildikten sonra, üzeri zevke göre az veya çok tereyağ ile yağlandıktan sonra afiyetle yenir.
Baharın gelmesi ile, kuzuların büyümesi bir diğer yöresel yiyecek olan “biran-kuyu kebabı” nın ortaya çıkması görülür. Kastamonu merkez ve bilhassa Taşköprü İlçesinde pişirilen bir’an meşhur et yiyeceği’dir.
Tatlılar içinde, asırlardır süregelen “çekme helva” gerek elde özel olarak hazırlanışı, gerek ince ince tat telleri ile bölgeye hastır. İl dışına her gidenin mutlaka dostlarına aldıkları makbûl hediye’dir.
Kış günlerinin bir diğer yöresel yiyeceği, Kastamonu simitinden yapılan “simit tiridi” dir. Simit tiridini yiyemeyenler, İl dışına giderken dost ve arkadaşlarına mutlaka bir dizin Kastamonu Simiti alıp, getirirler.
BÖREKLER
Çullu Börek (Çullama Börek)
Açılan yufkalar hafif pişirilir. Bir bütün yufka tepsi altına, biri.de üstüne konulmak üzere ayrılır. Diğer yufkalar parçalanarak ufak parçalar haline getirilir. Tencerede eritilen yağa yumurta kırılıp tuz ve biber ilave edilir. Doğranan sermeler atılarak karıştırılır. Yağlanan tepsiye bütün serme konulur. Ufalanan yumurtalı parçalar tepsiye konulur. Diğer bütün serme üsle konularak kızartılır.
Delioğlan Sarığı
Burmak çörekte olduğu gibi yapılır. Ancak delioğlan sarığı sadece yağlı olarak yapılır. Bazen yufka içine ceviz içi veya fındık içi konulduğu görülür.
Küre Böreği
Börek için kıyma ve soğandan iç hazırlanır. Yufkalar açılıp sacda hafifçe pişirilir. Bir yufka ortaya konur. Yufkanın ortasına iç konur. Yufka dört taraftan ortaya doğru birer defa katlanır. Katmer yapılmasında olduğu gibi içine yağ konulmuş tavada katlanan içli yufkalar kızartılarak yenecek hale getirilir.
Lahana Böreği
Hazır yufka veya evde açılan yufkalar (sermeler) yağlanan tepsiye konur. Konulan her serme yağlanır. 4-5 sermeden sonra haşlanarak ince doğranmış olan lahana içi dökülür. Üzerine sermeler yine yağlanarak konulur. Fırında veya alt ve üstüne ateş yakılarak ocakta kızartılır.
Mantar Böreği
Haşlanan mantar ince kıyılır. Yağ, yumurta, tuz ve biber, domates, yeşil biberle hazırlanan piyazla mantar karıştırılır. Lahana böreği gibi bu içle börek yapılır. Aynı biçimde ıspanaklı, patatesli börek de yapılmaktadır.
Sarımburma (Burmalı Çörek)
Açılan yufka (serme) içine hazırlanan iç konulur. İç olarak kıyma, patates, ıspanak kullanılır. Serme kendine sarılır. Yapılan sarma hafifçe burulur. Yağlanan tepsinin ortasına bir ucu yerleştirilerek sarık biçiminde sarılır. Diğer sermelerde aynı şekilde yapılarak helezon genişletilir. Tepsi dolunca kızartılır.
DOLMALAR
Dolma yapılmasında ilk iş “için” hazırlanmasıdır. Dolma veya sarma içlerinin hazırlanması veya malzemeleri de farklı olur. Pirinçli, bulgurlu, kıymalı (etli yapılacaksa kıyma) veya bulgur (bunun içine de kıyma ilave edilir.) ilavesi karıştırılarak ocaktan indirilir. Kıymasız olanlara nane, maydanoz da ilave edilerek doldurma veya sarma işlemine geçilir. Çiçek Dolması
Kabakların çiçek açtığı mevsimde dölsüz çiçekler alınarak, bunların içi malzemeyle doldurulup tencereye dizilir. Ispıt Sarması
Ormanlık alanlarda yabani olarak yetişen iri yapraklı yıllık bir bitkidir. Toplanan yapraklar taze olarak kullanıldığı gibi, kurutularak veya salamur yapılarak kışın da kullanılır. Üzüm yaprağının kıymalı tipi gibi sarılır. Kalem (Lahana) Sarması
Dolmalık lahananın yaprak kısımları haşlandıktan sonra el büyüklüğünde parçalara hazırlanan malzeme konularak sarılır. Pancar (Kuyruklu) Dolma
Mancar da denilen pancar yapraklarının yeşilleri toplanarak haşlanır. Daha sonra malzeme ile sarılır. Cide-Şenpazar yöresinde çok bilinir, Soğan-Pırasa Dolması
Pırasanın katı açılarak boru halinde soğanın da katmanı ayrılarak hazırlanan malzeme ile içi doldurulur. Araç, Azdavay, Pınarbaşı çevresinde çok yapılır. Şapla Sarması
Ispıt gibi ormanda yetişir. Onun gibi kullanılır.
Yaprak (Üzüm Yaprağı) Sarması: Taze ve salamur olarak kullanılır. Zeytinyağlı, yalancı dolma veya etli olarak sarılır. Zeytinyağlı olanlar ince uzun kalem gibi, etli olanlar ise tombul olarak sarılır. Az su ile pişirilen dolmanın üzerine salça kızartılmış yağ dökülür. Kıymasız olanlara sirke veya limon, etli olanlara yoğurt isteğe göre sarımsaklı yoğurt ilave edilerek yenir.
ÇORBALAR Arpa çorbası
Arpa Yarması, göçe çorbası ya da akdene çorbası isimleri ile de söylenen çorba, daha çok Araç ilçesi köylerinde bilinen çorbanın arpa yarması, yoğurt veya ayran asıl malzemesidir. Arpa yarması caba (toprak kap) veya tencerede iyice pişirilir, içine yağ, yoğurt (yoksa ayran) katılır. Üzerine nane de katılarak yemeye hazır çorba haline getirilmiş olur.
Arpa yarmasının yapılışı: Arpa kalburda çevrilerek temizlenir yıkanır, güneşte kurutulan arpa değirmene götürülerek bulgur gibi yardırılır. Aşure Çorbası
Keşkek, beyaz fasulye, nohut, bakla, üzüm, incit, şekerden oluşan malzemenin keşkeğinden başlanır. Keşkeğin üzerine ılık su konularak haşlanır. Suyu çekince ocaktan indirilir. Şişmeye bırakılır. Beyaz fasulye nohut, bakla ayrı kaplarda pişirilir. Üzüm incir haşlanır, şişmeye bırakılan, keşkek ocağa konularak diğer malzemeler içine konur. Gülsuyu da konularak hazırlanmış olan tabaklara alınır. Üzerine ceviz içi veya fındık içi katılarak süslenir. Bu yemek türünü tatlı listesine de almak mümkündür. Baş Çorbası Pişmiş koyun başı, un, limon ve yoğurt çorbanın malzemesidir. Pişmiş koyun başının etleri ayıklanır, su da yeniden kaynatılır. Yapılan un bulamacı içine salınır. Yumurta terbiyesi, istenirse limon ilave edilerek hazırlanır. BULAMAÇ ÇORBALARI
Un bulamacı, şaştım çorbası, yumuşak çorba gibi isimlerle de bilinir. Un, tuz, su yağ, soğan ve salçanın malzeme olarak kullanıldığı bu çorba Küre ve Bozkurt çevresinde daha çok yapılmaktadır. Çırpacak (Küre’de pırpır denir) adı verilen dört-beş çatallı ağacın da araç olarak kullanıldığı, çorba tencerede kaynayan suya önce tuzu, daha sonrada bir tasta ezilen buğday unu ovalanır. Pişdikten sonra yağla soğan kavrularak içine katılır. Bazen yağda ekmek iyice kızartıldıktan sonra çorba üzerine döküldüğü de olur. Buna kıtır çorba da denir. Pirinçli bulamaçta pirinç yukarda ki malzemeye ilave olarak katılır. Önce suyla pirinç hazırlanarak sade bulamaç gibi yapılır. Mercimekli bulamaç ya da boyalı çorbada ise pirinç yerine mercimek kullanılması ile yapılan çorba çeşididir. Ekşili bulamaç çorbasında pirinçli bulamaca ayran da ilave edilmesi en önemli farklılıktır. Bu çorbanın Küre ve Bozkurt yöresinde yapıldığını su yerine unun ayranla karıldığını (ezildiğini) hatırlatalım. Mısır bulamacının en önemli özelliği de buğday unu yerine mısır ununun kullanılmasıdır. Tuz, su ve yağ diğer malzemesidir. Cide, Şenpazar, Merkez ve Küre- ilçesi çevresinde bu çorba türü daha çok bilinmektedir. Şenpazar çevresinde yoğurt, merkez ilçede pirinç, Cide de pekmez katılmaktadır.
Nişasta bulamacı veya nişasta çorbası olarak bilinen çorbanın malzemesi, nişasta, su ve tereyağdır. Su yerine süt kullanıldığı görülmektedir. Azdavay, Daday ve Araç çevresinde sevilen çorba çeşididir.
BULGUR ÇORBALARI
Bulgur siyez veya gernik adı verilen tahıldan yapılır. Buğday ile mısırdan da bulgur yapıldığını görüyoruz. Bulgur yapımı dört safhada gerçekleşir.
1) Çevirme
2) Kaynatma
3) Güneşte Kurutma Evseme (Rüzgarda kepekten ayırma)
4) Yarma (Değirmende yardırılır) Yaptığımız bulgurdan yapabileceğimiz çorbalara bakalım.
Sade bulgur çorbasının malzemesi: Bulgur, yoğurt, nane, soğan, yağ ve sudan oluşur. Süzülerek ayrılan bulgur tencereye veya cabaya konularak kaynamaya bırakılır. Pisince tuzu katılıp üstüne yağın içinde kızartılan soğan piyaz olarak katılır. Yoğurt ve nanesi ilave edilir. Taşköprü ve Merkez ilçede, pişen bulgurun içine ayranla ezilen un karıştırılarak üzerine piyaz dökülür. Sütlü bulgur çorbasının bulgur, süt, tuz ve biber genel malzemesidir. Süt yerine ayran (veya) yoğurt kullanılır. Bulgur,ocağa suyunun içine biraz süt İlave edilerek Konur. Mercimekli bulgurda, bulgur yanında mercimekte kullanılır. Bu çorbaya anakız çorbası adı verilir. Daha çok Daday, Şeydiler ve Merkez ilçede bilinen çorba için önce mercimek tencereye konur, birkaç kaynatımdan sonra bulguru ilave edilir. Tuzu pişdikten sonra da yağ, yoğurt ve nanesi ilave edilir. Daday’ in selalmaz tarafında çakır çorba da denmektedir.
Mısır bulguru çorbasına, mısır yarması da denir. İnebolu yöresinde yapılan bu çorbada mısır bulguru yanında yoğurt ve yağ kullanılır. İnebolu çevresinde çorba içine kestane, fasulye ve nohut da katılır. Tosya’da yarmaaşı, Cide ‘de iri çorba adı ile bilinir.
Çarpan (Balık) Çorbası
Bozkurt, Abana çevresinde çarpan balığı, yumurta ve limon malzemesinden yapılmaktadır. Balık temizlenip yıkanır. Tuzsuz olarak haşlanıp, kemikleri ayrılır, etler parçalanır. Suda kaynatılırken tuzu, limonu, çarpılmış yumurtası ilave edilerek karıştırılır. Düğün Çorbası
Düğün çorbası ilde değişik yapılır. Merkez ve Taşköprü’nün bazı köylerinde yayık ayranı kaynayıncaya kadar karıştırılır. Kaynayınca içine ayıklanarak yıkanmış pirinç atılır. Pirinç pişince ocaktan indirilen yemeğin üzerine kızdırılmış tereyağ dökülür. Cide çevresinde un, tuz, varsa et, “yumurta, limon soğan ve tereyağdan oluşan malzeme ile düğün çorbası yapılır. Üzerine kızgın tereyağ ilave edilir, Ekmek Çorbası
Yağ, soğan, yumurta, tuz, karabiber ve ekmekle Devrekani ve Kastamonu köylerinde yapılır. Tencereye doğranan soğan yağla öldürülür. Ayrı yere kınlan yumurta, tuzu, biberi katılarak pişirilir. Soğanın üzerine ilave edilerek su katılır. Kaynayan bu suya doğranmış ekmek basılır, bir taşım kaynatılır. Devrekani çevresinde bunun üzerine torba yoğurdu katılmaktadır. Ekşi Çorba
Azdavay ve Pınarbaşı çevresinde kara “çorba olarak da bilmen çorbanın malzemesi un, kızılcık (kirenekşisi) ve tereyağdır. Un.kızılcıkla karıştırılır. Kaynayan suya salınır, pişince tuzu yağı katılır. Fasulye Çorbası
Yarılmış fasulye, tuz, biber ve yağdan oluşan malzeme ile yapılan çorba siyez karıştırılarak da yapılmaktadır. Yarılmış bulgur halindeki fasulye iyice pişirilir. Yağ soğan, tuz ve biberi katılarak yenir. Güllü Çorbası (Gutu Çorbası)
Bozkurt çevresinde bilinen çorbanın malzemesi karapancar kökü mısır unu ve tuzdur. Rendeden geçirilmiş pancar kökü.mısır unu su ilave edilerek pişirilir. Yağ katılmadan da yenebilir, Haşul Çorbası
Araç civarında yapılan çorbanın buğday, domates, biber, ayran ve tuz malzemeleridir. Islanmış buğday, ayran, domates, tuz kaynatılarak yuğurulur. Ekşiyîp kabarıncaya kadar mayalanmaya bırakılır. Pişirilerek üzerine yağı ilave edilir. İrmik Çorbası
İrmik, etsuyu, yumurta, limon ve tuzdan oluşan çorba malzemesidir. Kaynayan et suyuna azar azar irmik ilave edilir. Peşinden yumurta limonla çarpılıp ilave edilir. Et suyunun piştikten sonra ilave edildiği de görülür, İşkembe Çorbası
İşkembe, yağ, yoğurt, yumurta, sarımsak, limon tuzu (limon) biber malzemeleri ile yapılan işkembe çorbasının ilk aşaması işkembenin hazırlanmasıdır. Kolay temizlemek için bir gece bekletilir. İçi temizlenerek yıkanır, kaynar suda haşlanır, tekrar bıçakla kazınır. Ilık suya sokup çıkartılır. Kuvvetli ateşte pişirilir, ufak parçalar haline getirilir. Yağla öldürülen soğanlı suya salınır, pişeceğe yakın tuzu katılır. Yağda kavrulan domates veya salça, yoğurt, bir yumurta bir diş sarımsak, yarım limon suyu bir miktar sirke çarpılarak kaynayan çorbaya ilave edilir. Yağı ve biberi de katıldığımla yenmeye hazırdır. Karatabana Çorbası
Tencereye pirinç veya bulgur konularak hazırlanır. İrice doğranan kara-lahana yapraklan tencereye ilave edilir, haşlanır ocaktan indirilirken tencereye yağı ilave edilir. Yenirken içine yoğurt, bazen ayran katılarak da yenir.
Kestane Çorbası
Cide, Şenpazar, İnebolu ve Bozkurt ormanlarında çok miktarda yetişen dağ kestanesi, çorbalara da malzeme olmuştur. Özellikle Bozkurt çevresinde çok bilinen çorba pişirilmiş kuru kestane, un, tuz ve su ile yapılır. Bu çorbaya ,tuz yerine bir miktar şeker ilave edilerek de çorba yapılır. Kurutulmuş kestane haşlanır, tuz katılır, su ile ezilen un ilave edilerek pişirilir. Buna kestane bulamacı da denir. Keşkek
Keşkekten yapılan çorbayı tanımadan önce kısaca keşkeğin nasıl yapıldığına bakalım. Temizlenmiş buğday taş dibeklerde salgı veya salma tokrnaklarla doğulur, kabuğu soyulan buğday keşkek olmuştur, içine kuru fasulye katılarak saklamaya alınır. Çömleğe (caba) su, et, yağ, salça tuz ve keşkek konur. Uzun süre pişirilir, Tosya çevresinde malzeme konulan çömleğin kapağı Örtülüp hamurla ağzı sıvanıp fırına sürülür. Değişik yapma biçimi olan çorbaya bazı yerlerde de buğday aşı adı verilir.
Keşkeğin bir başka yapılışı da şöyledir;
Keşkek için dövülmüş arpa kuru fasulye buğday, yağ, tuz, kırmızı biber. Soğan, ayrı bir kaba doğranır, kırmızı biber ve tuz ilavesiyle yağ içinde kavrulup hazırlanmış ıtlak üzerine dökülür. Bozkurt çevresinde buna benzer çorba
yapılır. Keşkek Tosya, Bozkurt Merkez, Taşköprü ve Cide ilçelerinde daha çok bilinir. Mantar Çorbası
Ormanlık Kastamonu ve ilçelerinde çok çeşitli mantar türleri yetişir. Doğu Karadenizin hamsisi gibi mantar da değişik yemeklere malzeme olur. Mantar böreği, mantar közlemesi, haşlaması, mıklaması meşhurdur. Inebolu yöresinde doğranan mantar su İle kaynatılır, süt ve un ilavesiyle yapılan çorba umaç çorbalarına da bir örnektir. Mercimek Çorbası
Mercimeğin ayıklanıp, yıkandıktan sonra yumuşayıncaya kadar kaynatılması, üzerine tuz, tereyağ da kavrulmuş soğan ve salça ilavesi ile hazırlanır.Servis esnasında yoğurt ve nane ilave edilerek yenir. Mercimeğin üzerine
bulgur ve pirinç katılarak ala çorba adı verildiği de dikkati çeker. Kastamonu köylerinde limon veya sirkede katıldığı olur. Tosya çevresinde piyaza kaynar suda haşlanmış mercimek salınır. Devrekani çevresinde çorbaya kıyma da
ilave edilir. Daday-Taşköprü de un salınır. Bozkurt’da şeker ilave edildiği söylenmektedir. Miyane Çorbası
Seydiler de kavurma, Küre’de un kavurması, Tosya da un kızartması olarak da bilinen çorba Taşköprü, Hanönü, Bozkurt ve Daday çevresinde de bilinmektedir. Unun yağda san renk olmasına kadar kızartılması daha sonra bulamaç çorbasında olduğu gibi pişirilmesi ile olur. Tuz ve karabiber ilave edilir. Yağ katmaya ihtiyaç duyulmaz Kavrulmuş unun, soğuk su ile eritilmesi ile elde edilen malzeme kaynar su ile pişirilir. Tuzu pişdikten sonra katılır.
Bozkurt çevresinde ün ayranla ezilmekte, Tosya çevresinde mısır unu “kavrulmaktadır. Omaç Çorbası
Kastamonu’nun değişik yerlerinde omaç, oğmaç ve Daday çevresinde uğmaç çorbası olarak bilinen çorba sade ve pirinçli olmak üzere iki şekilde yapılır. Un, su, yoğurt (ayran) ve tereyağı malzemesidir. Una az az katılan su ile un, ufak taneler haline getirilir. Bulgur gibi olan malzeme kaynar suya azar azar salınarak kaynatılır. Yoğurt ve kızarmış yağ katılır. Diğer bir yapılışı.da şöyledir. Pirinç suya konarak haşlanır, ayrı kapta un, yumurta İlavesiyle bulgur tanesi veya biraz daha iri hale gelinceye kadar ovulur. Kaynar pirinçli suya salınır. Pişince sarımsaklı yoğurt yağ ve nanesi ilave edilir. Bozkurt çevresinde süt katıldığı da görülmektedir. Gökçeağaçta un çorbası, Daday çevresinde uğmaç, Araçta ovmaç isimleri ile hatırlanır. Bozkurt, İnebolu, Daday, Araç, Kastamonu, Devrekani ve Taşköprü çorbanın çok yapıldığı yörelerdir. Patates Çorbası
Azdavay çevresi yemeklerindendir. Patates (mahalli isimle huzmur) yağ, tuz, soğan ve biber malzemeleridir. Patates haşlanır, kabuğu soyulur, sıkılarak kaynayan suya atılır. Biraz kaynadıktan sonra yağı katılır.
PİRİNÇ ÇORBALARI
Sade Pirinç Çorbası
Pirinç, yağ, domates veya salça, tuz, yoğurt limon yumurta, pirinç çorbası malzemeleridir. Haşlanmış pirince sadece süt katılarak sütlü pirinç çorbası yapılır. Ecevit Çorbası
Kastamonu, İnebolu güzergahında Küre ilçesi yakınında bulunan Ecevit Geçidimden ve burada bir zamanların 3 katlı muhteşem oteli, Ecevit Han’ında yapılan meşhur çorba. Pirinç, yumurta bazen tavuk suyu da ilave edilir. Pirinç haşlanır, süzme yoğurtla malzeme hazırlanır. 1318 yıllarından beri yapıldığı bilmen çorba 1925′dc Atatürk’e de ikram edilmiştir.
Bir başka yapıldığında ise;
Tavuk suyunda pirinç haşlanır. Ayrı kapta çarpılan yumurta buna karıştırılarak pişirilir. Yağ ve yoğurt katılır. Terbiyeli Çorba .
Pirinç, yoğurt, un, tuz ve salça ile yapılır. Önce pirinç pişirilir. Ayrı kapta yumurta, un yoğurt ve su karıştırılarak kaynamakta olan pirincin içine karıştırılarak ilave edilir. Pişince yağ ve salçası katılır. Bu türü Cide köylerinde yapılmaktadır. Toyga Çorbası
Pirinç, yoğurt, yumurta, et suyu veya et, nane, yağ ve un malzemelerinden yapılır. Pişirilmiş tavuk eti ince didilir. Diğer malzemelerle karıştırılarak yeniden pişirilir. Yağı dökülünce yemeğe hazırdır. Mercimekli Pirinç Çorbası
Ana kız çorbası da denilen çorba pirinç, mercimek, tuz, domates, tereyağı, yoğurt ve nane ile yapılır. Beraberce pişirilerek üzerine yağı, yoğurdu, nanesi ilave edilir. Yayla Çorbası
Pirinç, etsuyu, yumurta, limon, un ve maydanoz malzemeleri çorbada kullanılmaktadır. Et suyundan hazırlanan pirinç üzerine un, limon, yumurta terbiyesi İlave edilir. Araç köylerinde yapılan bu çorbaya maydanoz da ilave edilir.
Pirinçli, bulgurla, mercimekli çorbada da; Pirinç bulgur ve mercimek beraberce pişirilir. Üzerine diğer malzemesi de katılarak ikram edilir. Pirinç çorbası has yemek sayılır. “Hasta oldum ki pirinç çorbası yiyeyim” bunun için söylenmiştir, Tarhana Çorbaları
Tarhana çorbasını bilmeyenimiz yoktur. Ya tozu ya hamurunu mutlaka yemişizdir. Ama burada tarhananın yapılışı ve kullanılan malzemelerin çeşitliliğini görünce halkımızın becerisini daha iyi göreceğiz.
Tarhana nedir?
Genel yapısı nedir? Özelliği nedir? Besin değeri üzerinde hiç konuşmaya gerek yok, zira içinde her türlü besin malzemesi var.
Kaymaklı yoğurt bir kapta biriktirilir. Bu yoğurdun içine dereotu (Buna Daday çevresinde darakdalı, Tosya yöresinde dorak denir) batırılır. Bir miktar olgun domates, kuru soğan, (irice doğranır) yeşil biber (acı-tatlı) konulur, isteğe göre fesliken, nane konulabilir. Daday’ın bazı köylerinde rnaydonoz Kastamonu’da hamur mayası, Tosya’da ayva, Bozkurt’da süt de katıldığı görülmektedir. 10-15 gün bekletilen bu karışım kevgirden geçirilerek tortu ve artıklar ayaklanıp elenmiş unla yoğurularak hamur haline getirilir.
Hazırlanan tarhana hamur halinde kullanıldığı gibi kurutulup, kevgirden geçirilerek toz halinde de kullanılabilir. Hamurun kullanma süresi kısadır. . Zira mayalanarak ekşime oluşur.
Bozkurt’ta kızılcık, kiren, katılarak ekşi tarhana kuru olarak, Araç Boyalı çevresinde iri tarhana yoğurt yerine ayranla yapılarak yine kuru olarak kullanılmaktadır. Yine Bozkurt çevresinde mısır unu ve sütle yapılan süt tarhana, yoğunla yapılan aktarhana, İnebolu çevresinde pancar katılarak pancar tarhana, Bozkurt’da da mısır unu, tuz, su ve tereyağla su tarhanası artık tarih sayfalarına karışmaktadır.
Tarhana çorbası için su tencerede kaynatılıp Hamur ya da toz tarhana bir kap içinde ılık su ile ezilir- Tuz ve biber katılır, su konmadan önce kıyma, sucuk veya yumurta yağla kızartılabileceği gibi varsa et suyu, tavuk suyu da ilave edilebilir. Kaynar suya salınan ezilmiş tarhana kaynatılarak pişirilir. Tarhana ile ilgili olarak “tarhana tartar, boğazımı yırtar” tekerlemesi meşhurdur.
Tarhana için ayrılan kaymaklı yoğurda Kastamonu çevresinde tarhana yoğurdu veya tarhanalık, Tosya köylerinde aygut denir. İlçelerin değişik yerlerinde kullanılan malzemeler ile yapılış da farklıdır. Bozkurt çevresinde yoğurda hiç un katılmadan ekşimeye bırakılır. Un ilavesi ile karıştırılarak pişirilir. Kurutularak kullanılır. Tosya, Devrekani, Kastamonu çevresinde maya ilave edilir. Daday’da yoğurda maydonoz ilave edilir. Tosya’da ayva, Bozkurt’da süt ilave edilir. Bazı köylerde tarhana ayranla karılır. Kızılcık Tarhana
Kızılcık, un, domates, soğan, yeşil biberle İnebolu, ve Bozkurt çevresinde yapılır. Ekşi Tarhana Kızılcık ve unla yapılır. Bozkurt çevresinde bilinir. İri Tarhana
Buğday, ayran, nane .malzemelerinden buğday kırılarak yapılır. Araç’ın Boyalı ilçesinde yapılır. , Süt Tarhana
Süt ve mısır unu ile yapılır. Bozkurt çevresinde yapılan bir çorbadır. Azdavay çevresinde de buna benzer bir sistemle bilinmektedir. Ak Tarhana
Yoğurt ve ayranın unla karıştırılması ile yapılır. Bu kuru tarhana da Bozkurt çevresinin ürünüdür. TATAR ÇORBALARI Hamur işlerinin Kastamonu ve yöresinde yemek çeşitlerinin ağırlığı çorbalarda da kendini gösterir. Çorbalık hamurları, tatar, erişte, tutmaç ve yaygı olarak gösterebiliriz.
Tatar Çorbası: 1×1 cinlik hamurların kaynar suda pişirilmesi esasına dayanan çorbanın kıyma, sarımsak ve yağ diğer malzemeleridir. Şenpazar ve Azdavay çevresinde bilinen çorba sarımsaklı çorba olarak da tanınır Çorba Ağlı’da kesme çorba, Araç’ta hamur çorbası adı ile söylenir Mercimek katarak mercimekli hamur (mercimekli tatar) çorbası yapılırken İnebolu çevresinde bu çorbanın adı mankır çorbasıdır.
Erişte ise yine l veya 1,5 cm uzunlukta ince hamur dilimleridir. Pirinç katılarak ya da sade olarak pişirilip tereyağı dökülür. Tosyalın bazı bölümlerinde kıyma. Daday çevresinde süt katılarak değişik özellik verilmektedir. Buna sütlü erişte denir. Nuska biçiminde üçgen kesilen hamurlara erişte, bazı yerlerde ise tatar denir.
Tutmaç çorbasının tatar çorbasından pek farkı yoktur. Araç ve Tosya Çevresinde bilinir. Kıyma katılmaz malzeme tutmacın yanında sarımsaklı yoğurt ve yağdır. Mercimek ve pirinç katıldığı çevresinde görülmektedir.. (Tosya ve Devrekani) Yayım Çorbası
Açılan yufkaların bir süre tepsertilmesinden sonra avuçlanarak uvalanır. Bozkurt’ta bu çorbaya da pirinç katılırken Şeydiler de süt katılarak sütlü yayım denilmektedir. Tepsi Çorbası Devrekani çevresinin bu yemek cinsi için fırınlanmış mısır unu et, tuz, biber ve yağa ihtiyacımız var. Et ayrı bir yerde pişirilir. Kaynayan suya ezilen mısır unu karıştırılarak pişirilir. Tepsiye konulan et üzerine konulan bulamaç üzerine biber ve yağı ilave edilir.
Bu sayfa Kastamonu yemek kültürünü tanıtmak amacıyla Numan Ayanoğlu tarafından hazırlanmıştır.
Hayvancılık: Halaçlı köyünde hayvancılık ve besicilik ileri düzeydedir.
Çoğu ahırlar (besi yerleri) modern tarzda ve veteriner kontrolündedir.
Her köylünün kendine ait ahırları (besi yerleri) ve bu ahırlarda eti ve sütü için yetiştirdiği Mantafon,Holstein ve Şarole gibi hayvanlar beslemektedir.
Yerli ırklarda mevcuttur fakat yerli ırkların besi kabiliyeti düşüktür.
Kastamonu Tarım İl Müdürlüğü Hayvan Sağlığı Şube Müdürü Orhan Hasköse Kastamonu’da 40 bin 328 büyük baş hayvancılık işletmesinin olduğunu ve bu işletmelerde toplam 290 bin 668 hayvan bulunduğunu belirtti.
2007 yılında 34 bin 100 sığır, 6 bin 792 koyun, 351 keçi, 58 tek tırnaklı, 7 bin 500 kanatlı hayvanın il dışına sevk edildiğini vurgulayan Hasköse, “145 bin 216 kilo sığır, 15 bin 200 kilo da kuzu eti sevkıyatı yapıldığını belirtti.
Köyümüzde genellikle büyükbaş hayvan besiciliği yapılmaktadır. Küçük baş hayvan besiciliği yapan bir hane bulunmaktadır.
Yerli ırk hayvanlar köy alanı içerisinde bulunan arazilerde otlatılır. Yabancı ırktan olan Mantafon,Holstein ve Şarole gibi hayvanlar genellikle ahırlarda beslenir.Bu tip hayvanları beslemek oldukça zahmetli ve ilgi gerektiren bir iştir.Sürekli olarak ahırların temizlenmesi sık sık ahırların havalandırılması hayvanların yemlenmesi ve sulanması gibi ilgi gerektirir.
Kümes hayvan besiciliği yoktur.Köylümüz eti ve yumurtası için tavuk,kaz,hindi türünde kanatlı hayvan beslemektedir.
Besi hayvanları için yonca,yulaf,arpa,siyez hayvan yemi olarak ekilmektedir.
Köylümüz yaz sonunda tarlasından çıkartıp şeker fabrikasına teslim ettiği şeker pancarının pozasını(küspe) hayvan yemi olarak da kullanmaktadır.Ayrıca yem fabrikalarından hayvan yemi satın alınarak samanla karıştırılıp besi hayvanlarına verilmektedir.
Süt sağımı modern yöntemlerle yapılmaktadır.
Köylümüz hayvanlarından elde ettiği sütü süt fabrikaları tarafından her sabah köyümüze gelen süt toplama araçlarına satmakta bir miktarından tereyağı,lor,yoğurt,peynir gibi süt ürünleri yaparak Kastamonu ilimiz ve ilçelerimizde kurulan pazarlarda satmaktadır.
Halaçlı köyünde hemen hemen her türden sebze ve meyve yetişmektedir.Köyümüzde meyve bahçeleri yoktur. Ovalık alanlarda arazi kenarlarında elma,erik,ceviz,armut,kiraz,vişne,kızılcık,muşmula,ayva, ağaçları bulunur.Erik ve elma çeşitleri oldukça fazladır. Sulak alanlarda bulunan ekilebilir arazilerde şeker pancarı,patates,sarımsak,mısır,fasulye,nohut,mercimek,bezelye,kabak,patlıcan, domates,biber,lahana,salatalık yetiştirilmektedir.
Kır diye tabir edilen ve genellikle hemen hemen her bölgesi sulanabilir ekim alanlarında buğday,arpa,mercimek,nohut,sarımsak,şeker pancarı,mısır,ekimi yapılmaktadır.
Çiftçimiz yetiştirmiş olduğu sarımsağı Taşköprü ve Germeç kasabası sarımsak pazarında satmaktadır.Buğdayı Arpa gibi hububat ürünlerini civar ilçelerde ve kasabalarda bulunan un fabrikalarına TMO ve yem fabrikalarına vermektedir Kastamonu Sarımsağı: Sarımsak yetiştirmek çok zahmetli bir iştir. Ekim zamanı geldiğinde imece usulü veya günlük işçi tutularak yapılan sarımsak dikimi günlerce sürebilir. Tek tek toprağa sokularak üstleri kapatılan sarımsak tohumları ilk bahar mevsiminde filizlenip topraktan çıktıktan sonra her filizin çevresi çapa yapılır. Sarımsak aralarında yetişen zararlı otlar ayıklanır bazı zamanlar bu zararlı otlar için ilaçlama yapılır bu işlem bir kaç sefer tekrarlanmaktadır. Dikim ve söküm arasındaki zamanda 3-4 sefer sulama yapılır.Sarımsak çıkartma mevsimi geldiğinde yine imece ve günlük işçiler vasıtasıyla tarladan söküm işlemi yapılır. Bu işlem son zamanlarda tarım araçlarıyla (Traktör) yapılmaktadır. Bazı köylerde teker teker kazma ile çıkartılmaktadır. Küresel ısınmanın getirdiği kuraklık gübre ve sulama maliyetlerinin artmasına karşılık sarımsak pazarında günlerce hatta aylarca ürettiği sarımsağın satın alınmasını bekleyen çiftçilerimiz mağdur kalmaktadır. Çiftçi bin bir zahmetle üretmiş olduğu bu ürünü satamadığı taktirde çöpe dökerek heba etmektedir buda tonlarca milli serveti çöpe atmak gibi bir şeydir. Aynı zamanda çöpe giden sarımsaklar çiftçimizin bütçesine de çok büyük zarar vermektedir. Bu yüzden devlet yetkililerimiz bir an önce bu ürüne sahip çıkmalıdır. Türkiye’de devlet tarafından oluşturulmuş fındık,buğday alım ofisleri gibi sarımsak ofisleri kooperatifleri kurulmuş olsa ve bu ürün dış ülkelere pazarlansa hem ülkemizin hemde çiftçimizin kalkınmasına olanak sağlayacaktır.
Şeker pancarı: Pancar üretimi dünyada bir çok ülke tarafından desteklenmektedir. Ancak, ülkemizde şeker pancarı üretimi kotalarla sınırlandırılmakta, kotalar yıllar itibariyle azaltılırken, şeker pancarı alım fiyatları ise maliyetlerin bile karşılanmasına imkan vermeyecek düzeyde belirlenmektedir. Üreticiler ürünlerinden elde ettikleri hasılat ile hayatlarını zorlukla idame ettirmekte, bankalardan kredi almak suretiyle borçlanmaktadırlar. Devletten gerekli desteği göremeyen üreticilerin büyük kısmı sıkıntılı duruma gelmişlerdir. Halaçlı köyündeki şeker pancarı üreticisininde Türkiye genelinde şeker pancarı üreticisinin pek farkı yoktur. Küresel ısınma ve yer altı sularının azalmasıyla kuruyan derelerimiz ve çaylarımız üreticiyi zor duruma düşürmektedir. Köy kuyularından ücretli yapılan sulama maliyetleri arttırmaktadır.
Patetes: Kastamonu patatesi tüketiciler tarafından tercih edilen çok lezzetli nişasta bakımından çok zengin protoine sahip bir üründür.Nişasta %20, protein %12′dir. Besin değeri 95 kaloridir. Son yıllarda Kastamonu patatesinin piyasalarda büyük rabet görmesi ve patates talebinin artması üzerine köyümüzde ticaret amacıyla patates üretimine başlanmıştır.
Halaçlı köyünde ağırlıklı olarak Arpa,Buğday,Yulaf,Siyez,Patates,Şeker Pancarı, Sarımsak ekimi yapılmaktadır. Çiftçimiz yetiştirmiş olduğu huğubat türü ürünü hasat döneminden sonra Toprak Malzeme Ofisi-Yem Fabrikaları ve Un Fabrikalarına satmaktadır. Üründen saplarından elde edilen samanı balya yaparak yetiştirmiş olduğu hayvanlarına vermek üzere stoklamaktadır. Buğdayın belli bir kısmını tohumluk olarak ayıran çiftçimiz belli bir kısmını da senelik un ihtiyacı için ayırmaktadır.